# DUALARIMIZ NEDEN KABUL OLMUYOR?

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/dualarimiz-neden-kabul-olmuyor
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2026-10-07T11:13:27+03:00
- Güncelleme: 2026-10-07T11:10:00+03:00
- Yazar: MUHAMMED ZAHİR YILDIZ
- Kategori: KÖŞE YAZISI
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2026/10/07/dualarimiz-neden-kabul-olmuyor-704262.webp

DUALARIMIZ NEDEN KABUL OLMUYOR?

Bizler, inancımızın ve kültürümüzün bir gereği olarak her işimize dua ile başlar, sevdiklerimizden ve çevremizden dua istemeyi bir gönül borcu biliriz. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de duanın insan hayatındaki hayati yerini şöyle ifade buyurur:

“De ki: Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!” (Furkan, 77)

Çoğu zaman hayatımızda işlerimizin nasıl yoluna girdiğini, hangi hayırlı kapının kimden aldığımız samimi bir dua hürmetine açıldığını bilemeyiz. Çünkü dualar, görünmez rahmet bağlarıyla kalpten kalbe ve arşa uzanır.

Geçenlerde bir hasta ziyareti esnasında kıymetli bir hoca efendiyle ayaküstü sohbet ederken, bana duaların icabetine engel olan hallere dair yürek burkan bir kıssa anlattı:

“Bölgede uzun süredir devam eden şiddetli bir kuraklık vardır. Toprak çatlamış, mahsul kurumuştur. Bölgenin salih bir âlimi; toprağın ve canların feryadına derman olması için tüm kasaba halkını yağmur duasına çağırır.

İhtiyarlar, çocuklar, ellerini semaya açmış mahzun gönüller hep birlikte kasabanın dışındaki düzlüğe çıkar. Gözyaşlarıyla dualar edilir, yağmur namazı kılınır. Fakat gökyüzü tek bir bulut kırıntısı bile vermez; gök susmaya, toprak yanmaya devam eder.

O salih zat, yaşanan bu halin hikmetini hisseder ve halka döner: “Bu işte bir hacet, bir engel var. Kasabayı sokak sokak, ev ev dolaşın. Aranızda darda kalan, boynu bükük olan, yüreği yanan kim var, kim ne haldedir arayın bulun!” der.

Kasaba halkı arayışa koyulur. En nihayetinde kasabanın en ücra köşesinde, yıkılmaya yüz tutmuş harabe bir evin kapısına varırlar. Çatısı çökmüş, duvarları çatlamış bu evde yetim çocuklarıyla hayata tutunmaya çalışan bir anne yaşamaktadır. Çocukların yanına yaklaşıp hal ve hatırlarını sorduklarında, minik bir çocuğun dudaklarından dökülen şu cümle herkesin yüreğini dağlar:

“Annem her gece gözyaşlarıyla 'Yarabbi ne olur yağmur yağdırma' diye dua ettiriyor bize... Çünkü evimiz harabe. Eğer yağmur yağarsa çatımız başımıza çökecek, sular altında kalacağız...”

Biraz sonra anneyle görüşürler. Kimsesizliğin ve çaresizliğin yükünü omuzlarında taşıyan acılı anne, şöyle der: “Vallahi yağmur yağarsa, yetimlerimle sığınacak tek bir çatımız kalmayacak; sokakta, çamurun içinde mahvolacağız. Bu yüzden gece gündüz yağmur yağmasın diye Rabbime iltica ediyoruz...”

O salih zat, hakikati anladığında gözleri dolar ve kasabalılara döner: “İşte dualarımızın kabulüne engel olan asıl kuraklık, gönüllerimizdeki merhametsizliktir. Önce bu masumların mağduriyetini gidermeli, bu yetimlerin gözyaşını silmeliyiz!”

İmece usulüyle hemen işe koyulurlar. O garip ailenin evi baştan aşağı tamir edilir, sıcak ve güvenli bir yuvaya dönüştürülür. Yuvadaki yetimlerin yüzü güldüğü, kalplerindeki korku dinip duaya dönüştüğü an; kurak gökyüzü aniden kararır ve kasabanın üzerine cömert bir rahmet yağmuru boşanır...”

Bu dokunaklı öyküyü dinledikten sonra derin düşüncelere daldım. Rabbimiz, bunca bencil yaşamımıza, israfımıza ve kibrimize rağmen bizlere yine de rahmetiyle muamele ediyor. Ne yazık ki günümüzde kimseden kimsenin haberi yok. Zenginlerin kendi aralarında lüks ve şatafat yarışına girdiği, korunaklı ve yüksek duvarlı gettolara çekildiği bir çağda yaşıyoruz. Fakiri, kimsesizi, yetimi ne devletin bazı kademeleri ne de toplumun önde gelenleri yeterince gözetiyor.


Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) o sarsıcı uyarısı: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” fermanı ne yazık ki zihinlerimizden de hayatımızdan da silinip gitti. Daha da acısı, artık komşumuzun aç mı tok mu olduğundan bile haberimiz yok; çünkü aynı mahalleleri, aynı sokakları paylaşmıyoruz. Kalplerimiz arasına ördüğümüz duvarlar, evlerimizin duvarlarından daha yüksek.

Geliniz, Kur’ân-ı Kerîm’in ve Yüce Peygamberimizin çağrısına yeniden kulak verelim. İnsanlığımızı ve kulluğumuzu sadece yılda bir verilen zekât, fitre ya da sadakadan ibaret görmeyelim. Öz kazancımızdan, ekmeğimizden, sevgimizden ve ilgimizden garip gurebaya pay çıkaralım.

Tam da bu kışın başında durup etrafımıza bakarak gerçek bir sorumluluk hissedelim:

Kömürleri var mı?

Kışlık yiyecekleri var mı?

Kışlık giyecekleri var mı?

Faturalarını ödeyecek harçlıkları var mı?

Unutmayalım ki; hastalarınızın şifası, ticaretinizin bereketi, sefere çıkan ya da askere giden evlatlarınızın selameti için yapacağınız duaların Hak katındaki makbuliyeti, Allah’ın kullarına gösterdiğiniz şefkat ve merhamet kadardır. Yüreklere dokunmadan, gözyaşlarını dindirmeden yapılan dualar göğe yükselmekte zorlanır. Dualarımızın kabul olmasını istiyorsak, önce duaların önündeki engeli —yani duyarsızlığımızı— ortadan kaldırmalıyız.

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/dualarimiz-neden-kabul-olmuyor)