# Egemenlik  Kayıtsız Şartsız Milletin(mi)dir?

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/egemenlik--kayitsiz-sartsiz-milletinmidir
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-01-03T13:47:26+02:00
- Güncelleme: 2014-01-03T13:47:26+02:00
- Yazar: TEKİN ORUÇ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

17 Aralık operasyonu ve BDP Milletvekillerinin
serbest bırakılmaması ile ilgili vakalara atfen yazılmış bir makaledir.
     Demokrasi
ile yönetilen toplumlarda, milletin verdiği kararlar; her zaman önemsenmiş ve
insanlık tarihinin mihenk taşları olmuşlardır.
Halklar; kendi yaşamında değer verdiği
insanları, üst makamlara getirme, onları bu görevlerde görme isteği ve bu
makamlara taşıma reflekslerini kullanmış ve sosyalizasyonun hâkim olduğu  orta direk toplumlarında; bu olgular sürekli vuku bulmuş ve hep olagelmiş anekdotlardır.
Milletler,
kendi tarihlerinde bu örnekleri hep vermiştir. Polonya’da hapis yatan işçi
lideri
Lech Wałęsa
yıllar sonra ülkesinin başbakanı oldu. Yine Nelson Mandela; yıllarca hapis
yattıktan sonra ülkesinin cumhurbaşkanı oldu. 12 Eylül den sonra birçok yasaklı
siyasi lider; halk referandumu ile affedilerek, genel seçimlerde devletin en
kritik görevlerine getirildi.
Bugünkü Başbakan, siyasi yaşamının
tecrübelerini; Belediye
başkanlığından alınması, cezaevine konulması, yargıçların yan
çizmezi ve hâkim güçlerin kendilerine çıkardığı engellere borçlu değil midir?
Askerler,Türkiye’yi
91 yıldır millete hesap vermeden; bürokrasi takımı  ve yargıçlarla beraber
yönetmiştir.Aslında oynanan oyun şu: seçimleri
yap, beğenmediğinde as!!  İşler yolunda
gitmediğinde muhtıra ver, darbe yap. Sıkıştığında ise yargıçları devreye
sokarak, her türlü hile ve cambazlıklarla seçileni engelle! Ne ala ne ala!
Şunu bilmek ve görmek
lazımdır. Türkiye devleti;  Ulus - millet - devlet sürecine girdiği
1920 den itibaren; Anadolu halkını hor gören, millete misafir oyuncu rolünü
veren, üstten bakan ve vatandaşa ikinci sınıf muamele uygulayan, kendini bu
devletin ve vatanın asil sahipleri sanan, kusursuz aydın, ulu lider, her şeyi
bilen yönetici ve bürokrat sınıfı diye bir grubu doğurtmuştur. Bu gurubun
dokunulmazlığını da millet adına karar veren yargıçlar sağlamıştır.
***
Yıllardır muhtıra ve darbelerle
yaşadık. Başbakan ve bakanlar idam edildi, nice siyasi partiler kapandı.
Seçilmiş Milletvekilleri, onlarca yıl hapiste çürütüldü, bazıları engellendi ve
hale engelleniyor…
367 kararı, kapatılan Milli Görüş
partileri, yasaklanan Kürt partileri, seçilen milletvekillerin vekilliklerinin
iptalleri, yerel yönetim birimlerinde; milletin oyu ile gelen birçok başkan ve
yöneticilerin gözaltına alınması, Meclisten başörtülü milletvekillerin atılması
ve daha nice kararlar…
Dünyanın gelişmiş
demokratik ülkelerinde yaşayan halklar; Hayvan hakları savunucusundan tutunda;  yeşili ve doğayı savunan kişilere kadar,  Milliyetçi ve faşist kişilerden
tutup;  komünist ve
sosyalistlere kadar, kendi ırk, din ve mezhebinden olmayanlardan tutunda;
siyahî zencilere kadar, eşcinsellerden tutunda; satanist ve metelikacılara
kadar, her görüş ve düşünceye sahip insanları seçip; Halkın meclislerine
sorunsuzca göndermiştir.
     Bizim Ülkemizde 12
Haziran 2011 tarihinde genel secimler yapıldı. Millet sandık başına gitti.
Kılık kırk yarıp sevdiği kişiye, partiye oyunu verdi. Tercih etti. Seçimini
yaptı. Seçtiği kişilere “Sen
bizim vekilimizsin” dedi.
İl secim kurulları da mazbatalarını verdi.
Millet adına karar
verenler, Milletin seçtiklerini güya millet adına ve yine millette rağmen; ne
serbest bıraktı, nede vekilliliğine kanaat getirdi.
Bu olay,  Millettin Ta! Kendisini hapis
etmiştir. Haddini de, hattını da aşmıştır.
      İster
Ergenekon sanığı olsun. İster balyoz darbe planlayıcısı, ister KCK tutuklusu
olsun. İster sözle terör örgütünü alenen basında övsün. İster faşist olsun,
ister milliyetçi, ister vesayet yönetimini savunsun, ister şeriatı. Ne suçla
suçlanırsa suçlansın. Eğer milletin kendisi, hür iradesi ile sandık başına
gidip, bunlar “benim vekilimdir” demiş ise ki demiştir. Fark et etmez ve bunlar
Türkiye Büyük Millet Meclisin Milletvekilleridirler.
      Ve
şimdi 17 Aralık operasyonu ve BDP Milletvekillerinin hukuksuzca tutukluk
hallerinin devam kararı…
Neymiş
efendim! “Anayasa kararları bireyseldir. Emsal gösterilmez ve bu bireyi bağlar,
diğerlerini bağlamaz” diye bir düzine laf salatası…
Ortada
bir Milletvekili’nin serbest bırakılma kararı var ve bu karar uygulandı. 
Yahu! Hani Anayasa Mahkemesinin kararları
kesindi, hani en üst merci idi, hani Anayasa kararları değiştirilemez ve bir
yıl geçmedikçe; bir daha aynı minvalde karar verilmez, kanun yapılmaz idi.  
Anayasa mahkemesi, Tüketici hakları koruma
mahkemesi mi? Kredi kartı ile ilgili kararlar mı veriyor? bu tip davalara mı
bakıyor? Anayasa mahkemesi, Telefon ücreti ve telefon arızaların verdiği
haksızlıkları mı karara bağlıyor ki kararlar bireysel olsun ve emsal teşkil
etmezsin. 
Bu mahkemenin kararları kesindir ve tüm
toplumu bağlar, herkes için emsaldir. Emsal teşkil etmezse; bu yüce mahkemeyi,
milyonlarca kişinin kişisel davalarına boğdurur, çalıştırılamaz hal getirir ve adeta
kilitleriz.      
***
17 Aralık operasyonuna gelince:
İnsanların zihnini bulunduran birçok gizemli vakalarla süsletilmiş, sade bir
yolsuzluk ve rüşvet olayından çıkarılmış ve fırsat yakalamışken “Bunun da defterini düreyim”
operasyonuna dönüştürme çabaların bir ürünü gibi gözükmektedir.
Elbette
yolsuzluk ve rüşvet olayları hoş görülmez. Bunu soruşturan ve dile getirenleri
vatan hainliği ile suçlamamalıyız. Milletin – devletin parasını yiyen hiçbir
insana ve iktidara karşı sevgi ile muhabbet gösterilmemeli ve onları aklayacak
mekanizmalara göz yumulmamalı, bu mekanizmaları çalışmaz hale de
getirmemeliyiz.
Lakin
Türkiye hassas bir süzgeçten geçmektedir. Kürt sorunu ile ilgili çözüm çabaları
durur iken, dört tarafımızı saran ülkelerinin istikrarsızlıkları ve
çalkantıları göz önünde iken; Ağır yürüyen  demokratik süreç ve fena
sayılmayacak bir ekonomik kalkınmışlık ortada iken; bu tür adli yolsuzluk ve
para aklanma olaylarını bir ölüm kalım savaşı gibi sunmak ve “nerden
vurayım” telaşına kapılmak ta akıl karı değildir.
Ve
ayrıca dalaverelerle süslenmiş davaları; fırsat kollayan vesayetçi ve darbeci bir
zihniyetin kucağına atarak; milletin rey’i ile iktidar olan otoriteyi
zayıflatmak ve farklı yollarla devirmek, itibarsızlaştırmak; milleti, halkı,
hukuku ve demokrasiyi seven; cennet - cehennemi bilen ve kaostan uzak olanların
yapacağı ve çanak tutacağı işler de olmamalıdır
Tüm bunlar; Yargıçların hatalı tarihi kararları değil mi(di)dir? Bu
kararları, millet tek tek düzeltmedi mi?
***
Sorunsuz rejimler; tam demokrasi ile yönetilen halk
rejimleridir.   Demokrasiler; milletleri ayakta tutan sistemlerdir.
Bu
sebeple halkların son sığınağı demokrasidir. Demokrasinin de sığınağı özgür
bireylerdir. Özgür bireylerinde sığınağı hukuktur, yargıdır. Hukuk; insanları
özgürleştirdiği,  haklarını verdiği müddetçe meşrulaşır
ve itibar kazanır.
Bunun için ülkemizin tüm
unsurları ile beraber bir demokrasi çekirdeği oluşturmak lazım, Bu demokrasi
çekirdeğini; dirençli sivil toplum kuruluşları, örgütlü halk kitleleri, sosyal
inanç değerleri ve halkın tüm renklerini de içinde barındıracak bir “sosyal
yapı” kabuğu ile donatmalıyız.
Acilen ve hemen
şimdi, iletişim ve diyalog ağları oluşturmalı ve en kısa zamanda; milletin
meclisinde, millete rağmen verilen kararları düzeltilmeli…
Yoksa Millettin kendisi, “Efsaneler geri döner.” Nidası atarak;
elinden vekillikleri alınanları ve farklı pozisyonlarla iktidarları alaşağı
edilen kişileri, daha da güçlü hale getirerek; meclise geri getirir.
     Milletin bu konuda şakası olmaz ve olmamıştır.
      Vesselam herkese…





































































 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/egemenlik--kayitsiz-sartsiz-milletinmidir)