# Eski Türkiye'nin yeni projesi olarak Ekmeleddin İhsanoğlu

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/eski-turkiyenin-yeni-projesi-olarak-ekmeleddin-ihsanoglu
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-06-24T14:13:59+03:00
- Güncelleme: 2014-06-24T14:13:59+03:00
- Yazar: MUHAMMED İKBAL SAYLIK
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Muhalefet en sonunda çatıya çıkaracağı adayı buldu
ve açıkladı.


İslam İşbirliği Teşkilatı’nın ilk
Türkiye'li genel sekreteri olarak görev yapan Ekmeleddin İhsanoğlu, CHP-MHP bloğunun
resmi çatı adayı olarak ilan edildi.


Her ne kadar çatı kelimesi bütün yapıları kapsayan, içeren, hepsini barındıran bir
ifade olsa da İhsanoğlu genel bir çatı adayından ziyade CHP-MHP ve ufak tefek
bazı parti(cik)lerin adayı olmaktan öteye gitmemektedir.


Her şeyden önce Kemalist zihniyetin resmi temsilcisi
sıfatındaki CHP’nin geçmişi itibariyle bu çizgiye zıt bir ismi cumhurbaşkanı
adayı olarak önermesi, bu ülkede yaşanan zihniyet dönüşümünü göstermesi
açısından çok önemlidir.


Ahmet Necdet Sezer çizgisinden Ekmeleddin İhsanoğlu
çizgisine gelinmesi, son 12 yılda AK Parti’nin öncülük ettiği toplumsal dönüşüm
ve değişimin artık herkesi etkilediği ve CHP’nin de bundan kaçınamayacağına
dair en somut örnektir.


Geçmişi ve aile yapısı itibariyle “öteki”
Türkiye’nin bir ferdi olsa da Ekmeleddin İhsanoğlu, hem duruşu hem söylemleri
itibariyle ait olduğu öteki Türkiye segmentinden ziyade beyaz Türkler
kategorisinde değerlendirilmeyi daha çok hak ediyor, ya kendisi o kategoride olmayı arzuluyor.


Evet, Ekmeleddin İhsanoğlu (ya da adının
laikleştirilmiş versiyonuyla Ekmel Bey) hiçbir zaman “öteki” Türkiye’nin
dertleriyle muzdarip olmadığı gibi, İİT Genel Sekreterliği döneminde de
egemenlerin ve diktatörlerin arzu ettiği bir profil çizmiştir.


CHP’lilerin “ama o değerli bir bilim adamı” tezine
karşılık olarak da kendilerine üniversiteye rektör veya hoca değil ülkeye
cumhurbaşkanı seçeceğimizi hatırlatmak gerekir.


Bilimsel ve akademik kariyerine saygı duymakla
birlikte, cumhurbaşkanlığı makamının siyasi bir makam olduğunu ve oraya ne
Sezer gibi bir hukukçunun ne de İhsanoğlu gibi bir akademisyenin uygun
olmadığını düşünmekteyim.


Kılıçdaroğlu’nun kendisini överken sarfettiği
“kendisi elliden fazla ülkeyi yönetmiş birisi” ifadesi ise tam Kılıçdaroğlu’dan
beklenecek türde komik ötesi bir açıklama.


Bir kuruluşun başında olmanın, o kuruluşa üye
ülkeleri yönetiyor olmak anlamına gelmediğini dahi bilemeyen bir muhalefet
liderinin bu ülkede seçim kazanamaması da Allah’ın bu millete bir lütfu olsa
gerek.   


Bu mantıkla (veya mantıksızlıkla) bakarsak, BM Genel
Sekreteri de tüm dünyayı yönetiyor olmalı.


Geçmişten bugüne baktığımızda darbe yapanlar doğal olarak cumhurbaşkanı olurdu.


Ancak ülkeye en büyük katkıyı ise siyasi kimliği olan
başkanlar verdi.


1950’de DP iktidarı ile birlikte aynı partiden gelen
Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığı bu duruma verebileceğimiz en güzel örnek.


Turgut Özal’ın başkanlık dönemi de, iktidardaki
DYP’nin uzlaşmasız tavrı sebebiyle çok daha iyi değerlendirilebilecekken heba
olan bir dönem olarak hafızalarda yer etti.


Demirel dönemi ise önce 1990’ların karanlık periyodu
ve ardından 28 Şubat sürecindeki anti demokratik tutumu nedeniyle kötü örnekler
arasında sayabileceğimiz bir dönem.


AK Parti’nin ilk döneminde cumhurbaşkanlığı
makamında oturan Sezer’in katı laikçi ve Kemalist yapısı nedeniyle devletin
başı ve yürütme arasında çıkan krizlerle anılmıştır.


2007’de partili kimliği olan Abdullah Gül’ün bu
göreve gelmesiyle birlikte ülke tarihinin en parlak dönemi yaşanmıştır.


Ülkeye gerçek anlamda çağ atlatan çalışmalar bu
dönemde gerçekleştirilmiş, çözüm süreci gibi bu ülkenin en hayati süreci bu makamlar
arasındaki azami uyum sayesinde başlatılabilmiştir.


Muhalefetin Tayyip Erdoğan olmasın da kim olursa
olsun mantığı onları, özellikle de CHP’yi kendini inkâr noktasına kadar
getirmiş, normal şartlarda partiye üye bile yapmayacakları bir kökene mensup bir ismi
cumhurbaşkanı adayı olarak benimsemek zorunda kalmışlardır.


İhsanoğlu projesi dünden bugüne yapılmış bir proje
değildir; bu konuda eski milletvekillerinden Tevfik Diker’in yaklaşık bir buçuk
yıl önce yazdığı “Kurtlar Medyası” isimli kitapta bu projeden bahsedilmiş ve
2011 yılında Aydın Doğan’ın İhsanoğlu’nu ziyaret ederek adaylık teklifinde
bulunduğu belirtilmiştir.  


Doğan medyasının bugünlerde tam kadro İhsanoğlu’nun
faziletleri üzerine yayınlar yapmasının asıl nedeni budur.


Evet, İhsanoğlu sıradan bir aday değil, eski
Türkiye’nin bir projesidir.


Projenin adı da eski Türkiye’yi diriltme projesidir.


Arkasında tam kadro CHP-MHP ve küçük particikler
bloğu, Aydın Doğan medyası, finansör olarak da cemaat olacaktır.


Tek ve değişmez hedef, Erdoğan’ın bu ülkenin ilk
seçilmiş cumhurbaşkanı olmasını engellemektir.


Çünkü bu gerçekleşirse eski Türkiye artık bir daha
kalkmamak üzere tarih sayfalarına gömülecektir.


Eski Türkiye’nin güçlü aktörlerinin bu denli
çırpınmasının asıl nedeni tam olarak işte budur.


Ülkenin ve hatta bölgenin geleceğini şekillendirmesi
açısından çok önemli bir seçim bu.


Sonrasındaki 2015 seçimlerinin de bu seçimin
sonucuna göre şekilleneceğini unutmayalım.

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/eski-turkiyenin-yeni-projesi-olarak-ekmeleddin-ihsanoglu)