# Fıtır Sadakası

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/fitir-sadakasi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-08-06T22:37:35+03:00
- Güncelleme: 2013-08-06T22:37:35+03:00
- Yazar: İRŞAD VE MÜRŞİD
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Mardin Müftüsü Dursun Ali Coşkun'un okuyucularımız için kaleme aldığı makale...
İslâm,
insan hayatını düzenleyen birçok esaslar getirmiştir. Bunla­rın en önemlisi
insanlar arasında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma kültürünü yerleştirmeye
yönelik getirdiği hükümlerdir. Zekât ve sadaka toplumun farklı kesimleri arasında
köprü kuran, fertler arası duygusal ge­rilimi engelleyen, sosyal barış ve huzuru
temin eden çok önemli bir dini yükümlülüktür. Bu bakımdan dilimize “fitre”
olarak yerleşen fıtır sada­kasının Ramazan Bayramı öncesinde yerine getirilmesi
istenen malî bir ibadet olması manidardır.


“Fıtrat”
kelimesinin, yarmak, ikiye ayırmak, kesmek, yaratmak, icat etmek mânâlarına
geldiği dikkate alınırsa “fıtır sadakası” ifadesin­de şu iki mânâ ön plana
çıkmaktadır. Birincisi; fıtır, “oruç bozma” veya “Ramazan’ın sona ermesi”
anlamlarında kullanıldığı için bu sadakaya fıtır sadakası denmektedir. Nitekim
Basralı âlim Hasan-ı Basrî’nin aktardığına göre sahâbeden Abdullah b. Abbâs
Basra’da vali iken Ramazan’ın sonun­da yaptığı bir konuşmasında Müslümanlara
hitaben, “Orucunuzun zekâtı olan fitrenizi veriniz.” demiştir. Diğer yandan;
fıtratın, kişinin yaratıldığı tabiatı ve özünü ifade etmesine paralel olarak
“can veya baş zekâtı/sadaka­sı” anlamında (sadakatü’n-nüfûs) kullanıldığı için
bu isim verilmiştir. Bu bakımdan fıtır sadakası, kişinin, hem kendisinin hem de
velayeti altında­kilerin canını bağışladığı için Allah’a bir şükran borcunu
ifade etmektedir. Bu sadaka, hadis kaynaklarımızda daha çok “fıtır sadakası”
“fıtır zekâtı” “oruç zekâtı” ve “Ramazan sadakası” şeklinde geçmektedir


Şüphesiz
ki Ramazan’da mânevi bir iklimin oluşmasını sağlayan şey, bu ayda yapılan taat
ve ibadetlerin yoğunluğudur. Oruç ve namaz gibi sosyal yardımlaşma ve dayanışma
da bu ibadetlerin bir parçasıdır. Bu yüz­den Ramazan, müminin sadece bedenen
değil malı ile de kul olmasının gereğini yerine getirdiği bir aydır. Abdullah
b. Abbâs, Hz. Peygamber’i (sav) insanların en cömerdi olarak nitelerken, onun
cömertliğin zirvesinde olduğu zamanın ise Ramazan ayı olduğunu belirtmektedir.
Ramazan’ın mânevî atmosferini oluşturan oruç, namaz ve sadaka, bir hadiste
“hayır kapıları” olarak ifade edilmiştir. Muâz b. Cebel’in anlattığına göre,
Hz. Peygamber (sav) bir yolculuk esnasında kendisine, “Sana hayır
kapılarını bildireyim mi? Oruç bir kalkandır. Sadaka suyun ateşi söndürdüğü
gibi hataları söndürür. Ve (hayır kapılarından) biri de kişinin gece kalkıp
namaz kılmasıdır.” buyurmuş ve ardından, “Onlar,
korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet et­mek için yataklarından kalkarlar.
Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. Hiç
kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz
aydınlıklarını bilemez”âyetlerini okumuştur. Efendimi­zin (sav)
benzer bir nasihati Rıdvan Biati ashâbmdan Medineli Kâ’b b. Ücre el-Ensârî’ye
de yaptığı rivayet edilmektedir.


Fıtır
sadakasının yıllık oluşu, Ramazan ayı gibi insanların ibadete yoğunlaştığı,
ruhanî hayata daha da özen gösterdiği bir zamanda öden­mesi son derece
anlamlıdır. Fıtır sadakası, gündüzü oruçla, gecesi na­mazla ihya edilen Ramazan
ayının bereketidir. Oruç ile bedenini arın­dıran Müslüman, fıtır sadakası ile
de bayrama erişmenin şükrünü eda eder. İbn Abbâs’tan rivayet edilen bir hadis,
hem fıtır sadakasının hik­meti hem de ne zaman ödeneceği konusunda bizleri
aydınlatmaktadır: “Resûlullah (sav) hem oruçluyu (işlediği) faydasız fiillerden
ve (söylediği) kötü sözlerden temizlemek, hem de fakirlere gıda (temin etmek)
üzere fıtır zekâtını farz kıldı. Artık kim bunu bayram namazından önce öderse,
o makbul bir zekâttır. Kim de bunu bayram namazından sonra öderse, o
sadakalardan bir sadakadır.”


Bu
nakle binaen Fıtır sadakalarının bayramdan önce verilmesi istenmektedir.
Böylece fakir Müslümanların yiyecek ve giyecek gibi bayram ihtiyaçları
giderilmiş ve onlara bayram sevinci tattırılmış olacaktır. Fakirler bu sayede
bayrama hazırlıklı girecek, bayramda kendilerini yalnız ve garip
hissetmeyecekler­dir. Abdullah b. Ömer, Allah Resûlü’nün (sav) ashabına fıtır
sadakasından yedirmedikçe Ramazan Bayramı günü (bayram namazına) çıkmadığını
nakletmektedir.


Ramazan
ayının son günü güneşin batması Ramazan ayının bitme­si anlamına gelmektedir.
Dolayısıyla fıtır sadakasının -Peygamberimizin uygulamasına binaen- bayram
namazına gitmeden önce verilmesi müstehaptır. Bununla birlikte bilginler, yine
Hz. Peygamberin hadislerinde ifade edilen yoksulların ihtiyaçlarının
giderilmesi amacına uygun olarak fitrenin bayramdan bir iki gün önce
verilmesini teşvik etmişlerdir. Fit­renin bayramın birinci gününden sonraya
bırakılması ise caiz değildir. Ancak zamanında ödenmemiş olmasından dolayı
fitre yükümlülüğü sona ermez, her halükârda er ya da geç ödenmesi gerekir.


Fıtır
sadakasının temel hikmetlerinden birisi, Ramazan ayını idrak eden ve oruç tutan
müminin bu ayın manevî bereketinden azami derece­de istifade etmesini
sağlamaktır. Müminin, hac ve umre gibi uzun süren meşakkatli ibadetlerde olduğu
gibi Ramazan ayında da, ibadetin kemalini zedeleyecek birtakım davranışlarda
bulunması muhtemeldir. Böyle durum­larda malî kefaretler devreye girer ve o
hatalar telâfi edilir. Bu şekilde ibadet kusurlardan arınmış olur. İşte bu
hadis, fıtır sadakasının bu fonksiyonuna işaret etmektedir. Şayet mümin,
Ramazan ayının gecesinde veya gündüzün­de bu ayın saygınlığına halel getirecek
birtakım kötü söz veya davranışlar sarf etmişse, verdiği fıtır sadakası
sayesinde bu hatalardan ve günahlardan arınacaktır. Elbette nihaî olarak fıtır
sadakasının teşriînde, özellikle bayram günlerinde fakirlerin ihtiyaçlarını
giderme maksadının gözetildiğini unut­mamak gerekir. Yani fıtır sadakası bir
taraftan veren açısından bir arınma vesilesi olmalı, diğer taraftan alan
kişinin maddî bir ihtiyacını gidermelidir.


Fıtır
sadakasının hangi mallardan verileceği ilmihal kitaplarında de­taylıca
anlatılmaktadır. Türkçemizde daha çok “fitre” olarak ifade edilen bu sadakanın
Hz. Peygamber (sav) döneminde toplumun en çok kullandı­ğı ihtiyaç ürünlerinden
verildiğini görüyoruz. İbn Ömer’den nakledildiği­ne göre, Resûlullah (sav)
fıtır sadakasını köle-hür, erkek-kadın ve küçük- büyük bütün Müslümanlara
hurmadan bir sâ’ (sa’, bir hacim ölçüsü birimi olup yaklaşık 2.75 litreye
tekabül eder) yahut arpadan bir sâ’ miktarı farz kılmış ve bu sadakanın
insanların bayram namazına çıkmasından önce verilmesini emretmiştir.


Temel
ihtiyaç maddelerinin zamanla değişkenlik arz edebileceği mu­hakkaktır. Bu
durumda fıtır sadakasını hadiste yer alan hurma ve arpa gibi ürünlerle
sınırlamak doğru değildir. Nitekim başka rivayetlere göre sahâbîlerin değişik
mahsullerden de fıtır sadakası verdiklerini görmekte­yiz. Ebû Saîd el-Hudri
şöyle söylüyor: “Biz fıtır sadakasını; buğday, arpa, hurma, keş/çökelek veya
kuru üzümden Hz. Peygamber’in sa’ı (ölçeği) ile bir sa’ verirdik.” Bir başka
rivayette Ebû Saîd el-Hudrî, “Yediklerimiz de zaten arpa, kuru üzüm, keş ve
hurma idi.” ilâvesinde bulunmaktadır. Dolayısıyla Efendimiz (sav), ekonomik
şartları ve çevresel faktörleri göze­terek fıtır sadakasını, insanların
ellerinde bulunan temel yiyecek madde­lerinden vermelerini istemiştir.


Fıtır
sadakası aynî olarak verilebilir. Daha doğru bir deyişle, Hz. Peygamber
zamanında öyle verilirdi. Ülkemizde de bu böyledir. Cebinde nakit parası
olmayan bir çiftçi elbette para veremez. Ama aynı şahıs har­manının başında bir
ölçek fındık, kuru fasulye, nohut, buğday, arpa, kuru üzüm gibi mahsullerden
daha rahat ve bolca verebilir. Bu noktada herke­sin elinde bulunan maldan bu
sadakayı vermesi bakımından önemlidir. Bir Müslüman eğer kuru üzüm sergisi
başında ise ondan un veya hurma ile fıtır sadakası istemek, ona zorluk
çıkarmaktır. Ayrıca fıtır sadakası­nın nihaî maksadını düşündüğümüzde,
günümüzde bu sadakanın sadece hadiste ifade edilen yiyecek maddelerinden
verilmesi gerektiği sonucunu çıkarmak yanlıştır. O dönemde bir fakirin bir
ölçek hurma veya buğday ile önemli bir ihtiyacını karşıladığı göz önüne
alınırsa, buradaki temel mak­sadın bir kişinin bir günlük yiyeceğini sağlamak
olduğu anlaşılacaktır. Bu ihtiyacın nakit para ile karşılanması da mümkündür.
Nitekim ülkemizde­ki uygulamalar bu yöndedir. Ancak şunu ifade etmek gerekir
ki, günlük ihtiyacın tespiti yapılırken fitreyi alanın değil, verenin hayat
standardı esas alınmalıdır. Nitekim Kur’an’da yemin kefaretini belirleyen
âyette, “Ailenize
yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek.”
şeklinde bir ölçü ifade edilmektedir. Bu âyet, fakire ikramda bulunurken nasıl
bir kıstas tayin edilmesi gerektiği konusunda bizlere ışık tutmaktadır.


Dinimizde
insanın yararlanması için, görünüşte sanki dinî ve dünyevî ayrımı yapılabilecek
tarzda, vergiler, hayırlar, yardımlar ve mal ile ilgili “elden tutma”lar öngörülmüştür.
İyi düşünülünce hepsine birden “dini ve aynı zamanda dünyevî” demek mümkündür.
Ama hepsinde ortak nokta insanların ondan faydalanması ve Allah’ın hoşnut
kılınması hususudur. Dolayısıyla fıtır sadakasında da hedefin, Allah’ın rızası
ve insanların yara­rı olduğu görülecektir. Bu sadakanın tezkiye yönü de diğer
ibadetler gibi, kula yönelik bir yardım ve istifade olsa gerektir.


Fıtır
sadakası, günümüzde Müslümanlar arasında titizlikle riayet edi­len malî bir
ibadettir. Bunda miktarının az olmasının da etkisi olabilir. Bu yüzden fitrenin
miktarının çok az olduğu yönündeki birtakım yorumlar ihtiyatla karşılanmalıdır.
Dinî otoritelerce her yıl takdir edilen miktar el­bette az nüfuslu aileler için
düşük bir meblağdır. Ancak fıtır sadakasının miktarı arttırıldığında kalabalık
ailelerin bu ibadeti yerine getirmelerinde ciddi sıkıntılar yaşayacakları da
unutulmamalıdır. Diğer yandan zengin ülkeler için sünnet ile belirlenen fıtır
sadakası miktarı belki maddî olarak çok şey ifade etmeyebilir. Ama dünyanın muhtaç
mıntıkalarında böyle bir küçük yardım rahmetin ta kendisi olacaktır.(Kaynak :
Hadislerle İslam. D.İ.B. 2013)


 


Rahmet ayının son demlerine girerek bayram esintisini hissettiğimiz
şu günlerde tüm kardeşlerimizin bayramını en içten dileklerimle kutlar, birlik,
beraberlik ve kardeşliğin pekişmesine vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz
ederim.


Dursun Ali COŞKUN


MARDİN İL MÜFTÜSÜ

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/fitir-sadakasi)