# Hudeybiye'den Medine İslam devletine!

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/hudeybiyeden-medine-islam-devletine
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-05-29T22:13:16+03:00
- Güncelleme: 2013-05-29T22:13:16+03:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Bir sevinç oluştu
muhacirler arasında. Zira peygamber (s.a.s), arkadaşlarına; çocukluklarını
geçirdikleri sokaklara ve gençliklerinin geçtiği yerlere geri dönüşün haberini
vermişti. Vatan özlemi bitecekti artık. Mekke’ye doğru yola koyuldular, ama
öyle olmadı, müşrikler Mekke’ye girmelerine izin vermediler.


Kureyş müşrikleri, Hudeybiye
yakınlarında konaklanmış Müslümanlara bir barış heyeti gönderir ve şu direktifi
verirler: “Gidin, buradan dönüp gitmek şartıyla Muhammed ile sulh antlaşmasında
bulunun. Eğer bu şartı kabul etmezse anlaşmaya yanaşmayın.”


Günümüzü, tarihi arka plandan kopuk
okumak yanlış olacaktır. Her yazılanın bir de görünmeyen bir arka planı vardır.


Peygamberimiz
(s.a.s), taraflarca antlaşmanın kâtibi kabul edilen Ali’ye (K.v),  "Yaz!" dedi. "Bismillah
ir-rahman ir-rahim."

Süheyl, itiraz etti. "Biz, Bismillah
ir-rahman ir-rahim’i bilmiyoruz. Böyle yazma!" dedi.

Peygamberimiz (s.a.s), "Nasıl
yazalım?"

Süheyl, "Bismike Allahümme, yaz" dedi.

Peygamberimiz (s.a.s), "Bismike Allahümme
de güzeldir" buyurduktan sonra Hz. Ali’ye, "Haydi: Bismike Allahümme,
yaz " diye emretti. Hz. Ali de aynı şekilde yazdı. Peygamberimiz (s.a.s)
bundan sonra Hz. Ali’ye şöyle yazmasını emretti:

"Bu, Muhammed Resûlullahın, Süheyl bin Amr
ile üzerinde anlaşmaya varıp sulh oldukları maddelerdir."
Kureyş heyeti başkanı Süheyl yine itiraz etti, "Vallahi,
biz senin gerçekten Allah’ın Resûlü olduğunu kabul edip tanımış olsaydık, Kâbe’yi ziyaretine mani
olmaz ve seninle savaşmaya kalkışmazdık" dedi.


Peygamberimiz (s.a.s), "Peki nasıl yazalım?"

Süheyl, "Muhammed b. Abdullah diye kendi
ismini ve babanın ismini yaz" dedi.

Peygamberimiz (s.a.s), "Bu da
güzeldir" dedikten sonra, Hz. Ali’ye, "Ya Ali, sil onu. Sil de Muhammed
b. Abdullah yaz" diye emretti. 

Hz. Ali, "Hayır! Vallahi, ben Resûlullah
sıfatını hiçbir zaman silemem" diye yemin etti. 

Peygamberimiz (s.a.s), Hz. Ali’ye, "Bana o
sıfatın geçtiği yeri göster" dedi.

Hz. Ali, "Resûlullah" kelimesinin
geçtiği yeri gösterdi. Peygamberimiz (s.a.s) de onu eliyle sildi. Yerine ise
"Abdullah’ın oğlu" kelimelerini yazdırdı. 


Bu iki davranıştan da; Peygamberimizin (s.a.s), sulhtaki
ciddiyetini, samimiyetini ve barışa giden yoldaki tıkanma sebeplerini ortadan
kaldırmaya ne kadar gayret gösterdiğinin ve arkadaşlarının da ona nasıl hakiki
bir teslimiyetle bağlı olduklarının nişanesi vardır.


Hudeybiye Antlaşması ya da Hudeybiye
Barışı (H/6-M/628)


Peygamber (s.a.s) ve arkadaşları Kâbe ziyareti için yola
çıkmışlardı. Fakat Mekkeliler bu gelişin ziyaret için değil, savaş için
olduğunu zannedip, anlaşma teklif ettiler. 


Stratejik öneme haiz olan/görünen bazı
maddeleri: a) Müslümanlarla
karşı taraf arasında 10 yıl savaş olmayacak, iki tarafın hiçbiri diğerinin
malına ve canına el atmayacak. b) Müslümanlar bu yıl Kâbe’yi ziyaret etmeksizin
geri dönecekler. c) Müslümanlardan Kureyş’e sığınan olursa, geri verilmeyecek,
fakat Kureyşten Müslümanlara sığınanlar geri verilecek. d) Tarafların dışında
kalan diğer kabileler isterlerse Müslümanların, isterlerse Kureyş'in
koruması altına girebilecek. 


 


Antlaşma maddelerinin
yazılması bitmişti. Tam da o anda, birisi kendini Müslümanların arasına attı.
Bu kişi, Kureyş heyeti başkanı Süheyl b. Amr’ın oğlu Ebû Cendel’den başkası
değildi. Ebû Cendel Müslüman olmuş, müşrikler de onu hapsetmişlerdi. Ebû Cendel
hapsedildiği yerden kaçmış ve Resûlullah’ın (s.a.s.) huzuruna gelmişti. Ne
zamanlama! Şimdi ne olacak? 


 


Ebû Cendel, babasının
da kendisine reva gördüğü işkence ve eziyetlerden kurtulmak için Peygamber’e
iltica etmiş ve "Beni kurtar" diyordu. Ne var ki, az önce yapılan
antlaşma buna imkân vermiyordu. Daha babası Süheyl, antlaşmanın yapıldığı yerde
bulunuyordu ve oğlunu Peygamberimizden geri istiyordu. "İşte! Sulh
şartları gereğince bana geri vereceğin kişilerden ilki budur" diyordu.




Peygamber (s.a.s), Ebû Cendel’in babasını ikna
yolunu denediyse de, Süheyl diretti. Peygambermiz, “Onlara vermiş olduğumuz
söze vefasızlık edemeyiz" dedi ve üzüntü içinde Ebû Cendel’i babasına teslim etti.


 


Bu anlaşmanın maddeleri
görünüşte Müslümanların aleyhine gözükmekte idi ve bu da içlerinde Hz. Ömer’in
de bulunduğu bazı sahabelerde
huzursuzluklara yol açıyordu.


 


“Hudeybiye Büyük Bir
Fetih’tir”


Geri çekilme nasıl fetih olur? Sahabeler bunu kavrayamıyorlardı. Peygamberimiz
(s.a.s), ashabıyla Medine’ye doğru yola koyulmuştu, sahabenin, "Kâbe’yi
tavaftan alıkonulmuşuz, Müslüman olarak bize gelip sığınanları da Resûlullah
onlara geri vermiştir… Bu nasıl bir fetihdir?" dediği, kendisine iletildi.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.s), "Bu, ne
kötü bir sözdür" dedikten sonra, Hudeybiye’nin büyük bir fetih olduğunu
şöyle izah eder:

"Evet! Hudeybiye Sulhu en büyük fetihtir.
Müşrikler, sizin kendi şehirlerinize gidip gelmenize ve işinizi görmenize razı
olmuş, gidip gelirken de emniyet içinde bulunmanızı istemişlerdir… Allah, sizi,
onlara galip getirecek, gittiğiniz yerden sağ salim ve kazançlı olarak geri
döndürecektir! "


Bu antlaşma ile Mekkeliler, Medine İslam Devletini
hukuken tanımışlardı. İslam
devletinin temelleri, kimilerince ‘yenilgi’ sayılan Hudeybiye antlaşmasıyla
atıldı.


@MBHedbi

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/hudeybiyeden-medine-islam-devletine)