# İhsan: Allah’ı Görüyormuşçasına Yaşamak

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/ihsan-allahi-goruyormuscasina-yasamak
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-12-25T10:23:33+02:00
- Güncelleme: 2014-12-25T10:23:33+02:00
- Yazar: DURSUN ALİ COŞKUN
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Hz.Ömer anlatıyor: “Bir gün Resûlullah’ın yanında iken bir adanı
çıkageldi. Elbisesi bembeyaz, saçları simsiyahtı ve üzerinde herhangi bir
yolculuk belirtisi yoktu, üstelik aramızda onu tanıyan da yoktu. Peygamber’in
(sav) yanına oturdu; dizlerini onun dizine dayayıp ellerini uylukları üzerine koydu.
Sonra da, ‘Ey Muhammed! Bana İslâm'ı anlat.’ dedi. 
Bunun üzerine Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: ‘Islâm, Allah’tan
başka olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik etmen; namazı
kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve eğer gücün yetiyorsa haccı
yerine getirmendir.’ Bu sözler üzerine adam, ‘Doğru söyledin!’ dedi. Biz ise,
adamın hem soru sorup hem de onu tasdik etmesine şaşırdık. Sonra, ‘Bana imam
anlat.’ dedi, o da, ‘İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine,
âhiret gününe ve iyisi ve kötüsüyle kadere inanmandır.’ şeklinde karşılık
verdi. Adam yine, ‘Doğru söyledin!’ deyip peşinden, ‘Bana ihsanı anlat.’ dedi,
o da şöyle söyledi: ‘İhsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü
sen O’nu görmesen de o seni görmektedir.’ Daha sonra adam, ‘Bana kıyameti
anlat.’ dediğinde, Peygamber (sav),‘bu konuda kendisine soru sorulan kimse,
soruyu sorandan daha bilgili değildir.’ dedi. Adam, ‘öyleyse bana onun
alâmetlerini söyle.’ deyince, şunları saydı: ‘Cariyenin efendisini doğurması ve
yalın ayak, çıplak, fakir sürü çobanlarının yüksek binaları yapmada
yarıştıklarını görmendir.’ Sonra adam gitti. Bir süre sonra Hz. Peygamber bana
soru soranın kim olduğunu bilip bilmediğimi sordu. Ben, Allah ve Resulü en
iyisini bilir.’ dediğimde şunu ifade etti: ‘O, Cibril idi. Size dininizi
öğretmeğe gelmişti.’” Vahiy elçisi Cebrail bu defa insan suretinde gelmişti.
Kutlu Nebi’ye soru sorarken aslında İslâm’ın temel öğretilerinin daha iyi
anlaşılmasını sağlıyordu. İlk önce Müslüman olmanın esaslarım öğrenmek istedi.
Ardından mümin olmayı sağlayan inanç esaslarım sordu. Beklediği cevapları aldı.
Kişinin belirtilen görevleri yerine getirirken nasıl bir davranış içinde olması
gerektiği de önemli idi. Onun için de, “İhsan nedir?” sorusunu sordu. “İhsan”,
yapılması gereken şeyi en iyi şekilde bilme ve güzel bir şekilde yerine
getirme, başkasına iyilik etme, Allah’a kulluk, her görevi en iyi şekilde,
önemseyerek, hakkıyla ve lâyık veçhiyle yapma anlamına gelmekteydi. Yapılan bir
işin İhsan seviyesine taşabilmesi için kişinin öncelikle, ne yaptığının
farkında olması ve onu en uygun, en güzel şekilde uygulaması gerekmekteydi. Hz.
Ali’nin, “Kişinin değeri, işindeki ihsanıyla ölçülür.” sözü de bir insanın hem
kendisinin hem de yaptığı işlerin değerinin, ortaya koyacağı anlamlı, ölçülü,
güzel davranışlarla değer kazanacağını ifade etmektedir.
Diğer" taraftan ihsanın, amellerdeki ihlâs ve murakabe yani
Allah’ın insanları görüp gözetmesi anlamına geldiği de söylenmiştir. Cibril
hadisinde geçen, “ihsan” kavramının, başka bir rivayette, "Allah’tan, O’nu
görüyor gibi sakınmandır:” şeklinde zikredilmesi de bu yaklaşımı teyit
etmektir. Buna göre İhsan, kişinin kulluk görevini yerine getirirken Allah’ın
kendisini gördüğünü, davranışlarını gözetlediğini hissetmesidir. Bu şekilde
ihsan ile hareket edenler, “Allah, her an beni görmektedir, her yaptığımı
bilmektedir, benim kalbimden geçenlerden bile haberdardır.” Duygularını
taşıyacaklardır.
İnsanlardan kimileri, sorumlu oldukları şeyleri sırf üzerlerinden
sorumluluk gitsin diye yaparlar. Gerçek ihsana ulaşanlar ise yaptıkları her
şeyi Yüce Allah’ın kendilerini görüp murakabe ettiğinin farkında olarak samimi
bir ruh ve ihlâsla yerine getirirler. “Nerede olursanız olun, Allah sizinle
beraberdir.“ Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah'ı bildiğini görmüyor musun?
gibi birçok âyette anlamlı bir şekilde Yüce Yaratıcı’nın murakabesi
vurgulanmakta ve her şeyden haberdar olan, her zaman ve her yerde yapılanlara
şahit olan Allah’a bilinçli bir şekilde ibadet edilmesi gereğine işaret
edilmektedir. Nitekim Resûlullah da (sav) “ihsan”ı, Allah’ı görür gibi ibadet
etmendir. Sen O’nu görmüyor olsan da seni görmektedir.” şeklinde tanımlayarak
aynı gerekliliğe vurgu yapmaktadır.
İşte
“ihsan” insana ince bir düşünce ve hassasiyet duygusu kazandırır. İnsanı
saflaştırır, arındırır ve her an Rabbinin huzurunda olma duygusu ile
olgunlaştırır. Bütün amellerin, ihlas ve samimiyetle en iyi şekilde yerine
getirilmesini sağlar.
İhsan, sadece Allah’ın huzurunda ve ibadetlerde değil aynı zaman da
insan ilişkilerinde ve canlı cansız bütün varlıklar karşısında geçerli olan bir
erdemdir, ihsanda bulunulacak insanların başında ana baba, yakın akrabalar,
yetimler, yoksullar, yakın komşular, uzak komşular, arkadaşlar, hizmetçiler
gelmektedir. Allah'ın anne babaya İhsanı kendisine kulluktan sonra zikretmesi™
ve “Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında yaşlanırsa sakın onlara
of! deme; onları azarlama, onlara saygılı güzel söz söyle onları esirgeyerek
alçak gönüllükle üzerlerine kol kanat ger.”(isra23-24) buyurması onlara karşı
ideal davranışın İhsan şeklinde olmasına işaret etmektedir. Allah Resûlü aynı
şekilde anne babanın çocuklarla olan ilişkilerinde de ihsanı elden
bırakmamaları, onları terbiye edip iyi birer insan olarak topluma kazandırırken
iyilikle davranmalarını istemiştir. O, “Kim yanındaki cariyeyi terbiye eder
-okutup yetiştirir, ama ihsan ile okutup yetiştirirse özgürlüğüne kavuşturur
sonunda da evlendirirse iki mükafat kazanır.” hadisinde de işlerin İhsan ile
yapılmasının gerekliliği ve bu şekilde yapılması halinde mükâfatının da kat kat
verileceğini vurgulamaktadır.
Peygamber Efendimiz, "insanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik
yaparız, zulmederlerse biz de zulmederiz.' diyen zayıf karakterli kimseler
olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük
yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi alışkanlık hâline getirin." buyurur.
Buna göre insanların kendi aralarında yaptıkları davranışların İhsan boyutuna
ulaşması için karşılık beklenmeden sırf Allah rızası için yapılması gerekir,
öte taraftan hata ve bilgisizlik gibi nedenlerle yapılan kötülüklere karşı da
kötülükle cevap verilmemesinin gereği vurgulanır, insanların fazileti de zaten
bu durumlarda sergiledikleri tutumlarda ortaya çıkar. Allah Resûlü bu şekilde
yapılan kötülüklere karşılık verilmeyerek ihsanda bulunulmasını ister. Çünkü
bazı durumlarda muhataba iyilikte bulunularak bazen de yaptığı kötülüğe
karşılık verilmeyerek ihsanda bulunulur.
Allah Resülü akrabalara karşı İhsan hususunda da, “Faziletlerin en
üstünü seninle akrabalık bağlarını kesenle ilişkini sürdürmen, sana vermeyene
vermen,  sana kötü söz söyleyeni
bağışlamandır.” buyurur, o, “Komşuna ihsanda bulun ki mümin olasın.” (tirmizi
Zühd2) buyurmakla komşulara gösterilmesi gereken ideal tavrı, bir anlamda
inanan insan olmanın öncelikli gereği olduğuna işaret eder.
Müminler her işlerinde İhsan ile hareket ederler. “Allah her işte
ihsanı (güzel davranmayı) emretmiştir. (Savaşta bile) öldüreceğiniz zaman
öldürmeyi ihsan ile (en iyi şekilde) yapın. Hayvan keseceğiniz zaman kesme
işini İhsan ile en güzel şekilde yapın. Kesecek kimse bıçağını iyi bilesin ve
hayvanı sakinleştirsin.”(TirmiziDiyat 14) Hadisinde de bu durum örnek verilerek
izah edilmektedir. Buna göre kesilecek hayvan ürkmemesi, korkmaması için rahatlatılmalı,
eziyet görmemesi için de bıçak iyice bilenmelidir
Şüphesiz Allah Adaleti, ihsanı yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı yasaklar.” ayetinde adalet
ve ihsan ilkelerinin uygulanılması emredilmektedir. Allah’a ve diğer insanlara
karşı sorumlulukları bulunan insanlar için her iki özellik de önem arz
etmektedir. Adalet, borcunu vermek, alacağını istemektir; görevini yerine
getirmek ve hakkını almaktır. İhsan ise borcundan daha fazlasını vermek,
alacağından daha azına razı olmaktır. Buna göre adalet, hakkaniyet ve eşitlik
ilkeleri ile hareket etmek anlamına gelirken, ihsan ise gerektiği zaman
haklarından feragat etmek, verilen görevlerin daha ötesini yapmak olarak
anlaşılmaktadır. Buna göre, kişinin vadesi geldiğinde alacağını istemesi
adaletin gereği iken normal şartlarda bu hakkından vazgeçmesi ise İhsandır.
Neticede İhsan, gerek ibadetlerin ve gerekse bütün davranışların
Allah rızası gözetilerek, içtenlikle, karşılıksız, en güzel şekliyle yerine
getirilmesi demektir. Bütün eylemlerin anlamlı ve değerli olmasının, kişiye ve
topluma yararlı olmasının yolu da budur. “Sözü dinleyip de ona en güzel bir
şekilde uyanlar, Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl
sahiplerinin kendileridir.’ (Zümer, 39/18) âyeti de sözün en güzeline İhsan ile
uyanların hidayete eren akıllı kimseler olduklarını çarpıcı bir şekilde
vurgulamaktadır. ”
Kaynak:
Hadislerle İslam

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/ihsan-allahi-goruyormuscasina-yasamak)