# İnsan ya engelli, ya engelli yakını ya da engelli adayıdır

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/insan-ya-engelli-ya-engelli-yakini-ya-da-engelli-adayidir
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-12-10T09:47:28+02:00
- Güncelleme: 2013-12-10T09:47:28+02:00
- Yazar: DURSUN ALİ COŞKUN
- Kategori: KÖŞE YAZISI

 Yüce
Allah insanları iman, ibadet, takva, salih amel, güzel ahlâk ve itaatleri veya
inkâr, şirk, nifak, zulüm, isyan ve kötü davranışları itibariyle değerlendirir.
Onları servetleri, ırkları, renkleri, cinsiyetleri, dilleri, nesepleri,
fizyolojik yapıları, engelli veya sağlıklı oluşları açısından değerlendirmez. "Allah
katında en üstün olanınız en muttaki olanınızdır."(Hucûrât,
49/12) anlamındaki ayet ile "Allah sizin suretlerinize ve servetlerinize bakmaz. Fakat
kalplerinize (iman veya inkâr halinize) ve amellerinize bakar." (Müslim,
"Birr", 32) anlamındaki hadis bu gerçeği ifade
etmektedir.


Misafirhane
olan bu dünya, imtihan yeridir. İnanç, söz, fiil ve davranışlarıyla dünyada
imtihan halinde olan insanlar iyi veya kötü, acı veya tatlı olaylarla
karşılaşabilir, sevindikleri ve üzüldükleri, güldükleri ve ağladıkları günler
olabilir: Bazen nimetlerle bazen de çeşitli sıkıntılarla sınanabilirler.
İnsanın olduğu her yerde hastalık, dert, sıkıntı ve musibetlerin bulunması
doğaldır. Belki de kişinin sabır ve tahammüle yönelik gerçek cevheri, bu
imtihan ve denemeden sonra ortaya çıkacaktır. Bir atasözünde: "Altın
ateşte, insan mihnette (sıkıntı anında) belli olur."
denilmiştir.


Hepimiz
her an bir imtihan ile karşı karşıyayız. Sağlıklı günlerimiz olabileceği gibi,
sıkıntılı ve zahmetli günlerimiz de olacaktır. Şüphesiz bir kısım insanların
sıkıntıları daha çok olabilir ve bu sıkıntılar ömür boyu sürebilir. Başa gelen
sıkıntılar, kimi zaman insanların kendi ihmalleri veya kusurundan kaynaklanır,
kimi zaman da kendilerinin hiç kusuru ve ihmali olmaz, ama trafik kazalarında
olduğu gibi sorumsuz, saygısız ve kural tanımaz insanlardan kaynaklanabilir.


Dünyanın
her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de, zihnî, rûhî ve bedenî yönden engelli ve
özürlü insanlar bulunmaktadır. Bu kardeşlerimize karşı duyarlı olmak, gereken
ilgi ve desteği göstermek İnsanî ve İslâmî görevimizdir. Zira yüce dinimiz
İslâm'ın en önemli evrensel değerleri arasında çocuklara, kadınlara, yaşlılara,
engellilere sahip çıkılması yer alır. Nitekim sevgili Peygamberimiz (s.a.s.),
engelli, hasta ve muhtaçlara kucak açmış, onlara yakın ilgi ve şefkatle
yaklaşmış, onları toplumun ayrılmaz birer parçası olarak görmüş ve "Bakıma
muhtaç kimselerin sorumluluğu bize aittir."(Buhârî,
"Ferâiz", 25) buyurarak ihtiyaç sahibi ve engelli
kimselere fert, toplum ve devlet bazında sahip çıkılmasını istemiş, onlara
yardımı sadaka olarak nitelendirmiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 350)


"Engelli"
kavramı; zihin, ruh, beden ve uzuvlarda bulunan bir arıza ve hastalık sebe­biyle
hayatını sürdürmede, işlerini görmede ve topluma uyum sağlamada sıkıntısı
bulunan kimseleri ifade eder. Engelliler "özürlü" kavra­mı ile de
ifade edilmektedir.


Ülkemizde
yaklaşık 9 milyon engelli insanın bulunduğu gerçeği, her bireyin bu konuda
duyarlı olmasını ve konuya ilgi duymasını gerektirmektedir. Çünkü her birey ya
engelli, ya engelli yakını ya da engelli adayıdır. Nice insanlar sağlıklı iken
trafik veya bir iş kazası veya bir hastalık sonucu sağlıksız, felçli, kötürüm,
ortopedik, işitme ve görme engeli olabilmektedir. Dolayısıyla bu olgu ile
karşılaşmadan veya karşılaştıktan sonra her hâlükârda tedbirli ve hazırlıklı
olmak gerekir.










Bu
olgu karşısında ne yapılması ve nasıl davranılması gerektiğini bilmek,
bilgilenmek ve bilinçlenmek fertler, aileler, sivil toplum örgütleri, tüm kurum
ve kuruluşların temel görevleri arasındadır. Bu konuda herkes üze­rine düşeni
yapmalı, her şeyden önce insanlarımızın engelli konumuna düşmemesi için gereken
her türlü tedbiri almalıdır. Doğuştan engelli olan veya sonradan engelli konuma
düşen çocuklarımız; mutlaka eğitilmeli, engellilere iş imkânı sağlanmalı ve
sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır.


Engellilere
karşı anlayışımızı, tutum ve dav­ranışımızı yeniden değerlendirmemiz, onların
sorunlarına daha çok eğilmemiz, eğitimlerinin ve hayat standartlarının
yükselmesine kat­kı sağlamamız hepimizin görevi, insan olma­mızın ve dinimizin
gereğidir.


Öte
yandan engelli insanlarımız, kendi iradelerine, yeteneklerine ve haklarına sahip
çıkmalı, sağlıklı insanlarımız, engelli olanları anlamaya ve onları hayatın bir
parçası olarak görmeye çalışmalı ve kendi imkânlarını onlara açabilecek bir
bilinç düzeyine ulaşmalıdırlar.


Bir
insanın özürlü olması, insan hak ve hürriyetleri açısından bir engel teşkil
etmez. Engelli veya sağlıklı herkesin, insan olmanın onur ve nimetini ortaklaşa
paylaşması gerekir.


Engelli
kimselere güçleri ve imkânları nispe­tinde sorumluluk yüklemek, insan haklarına
saygının, hakkaniyet ve adaletin gereğidir. Toplumumuzdaki engelli sorununun
kaynağını, en­gellilerde değil belki engelli olmayanlarda ara­mak daha doğru
bir yaklaşımdır.


Bu
çalışmada yüce kitabımızın engellile­re bakışı, engelli olmanın sebepleri,
engelliğin manevî kazanımları ve engellilerle sosyal ilişki­ler ele
alınacaktır.


Engellilere itibar ve iltifat edilmeli


Engelli
ve hasta insanlara itibar ve iltifat etmek, değer vermek, söz ve davranışlarla
onore etmek, onların morallerinin iyileşmesine katkı sağlayacaktır. Nitekim sevgili
Peygamberimizin hayatında buna özen gösterdiğini görmekteyiz. Bedir savaşına
katılmış görme özürlü Medineli bir sahâbî olan Itbân b. Malik, yağmur
yağdığında ve gece karanlıkta camiye git­mekte güçlük çeker, Hz. Peygambere
gider ve ona; "Ey Allah'ın Resulü! Ben görme özürlü biriyim, karanlık ve
sel oluyor (camiye gidemiyorum). Evimde namaz kılsan da ben orayı namazgâh
edinsem?" diye ricada bulunur. Hz. Peygamber de Itban'ın evine gider ve
ona, "Nerede namaz kılmamı istersin" der. Itbân, Hz. Peygambere
evinde namaz kılmasını istediği yeri gösterir. Hz. Peygamber de orada namaz
kılar. (Buhârî,
"Ezan", 40) Itbân, Peygamberimiz ve arkadaşlarına yemek
ikram eder. (Buhârî,
"Teheccüd", 36)


İşte
Hz. Peygamberin bir âmânın davetine icabet edip evine gitmesi, gösterdiği yerde
namaz kılması, kendisine ikram edilen yemeği yemesi, onun tevazuunu ve
engellilere olan sıcak ilgisini göstermektedir.


Her konuda
yardımcı olunmalı


Dinimiz,
engelli ve hastalarla ilgilenmeyi ve onlara yardımı teşvik etmekte ve bunu
sevap bir davranış olarak nitelemektedir. Görme engelli bir kimseye yol
göstermek, sağır ve dilsiz ile İlgilenmek (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 168- 169) ve aracına
binmeye çalışan bir engelliye yardımcı olmak bir sadakadır. (Ahmed b.
Hanbel, Müsned, II, 350)


Sevgili
Peygamberimizin ashabı dinimizin bu tavsiyesini yerine getirmiştir. Mesela
Abdurrahman İbn Ka'b (r.a.), babası gözlerini kaybedince, ona rehberlik yapmış
ve Cuma günü olunca da namaza götürmüştür. (İbn Mâce, "İkâme", 78)


Zayıfların,
düşkünlerin, fakir ve yoksulların gerçek dostu ve hamisi olan Peygamberimiz
(s.a.s.), engellilere yapılacak her türlü yardım ve desteğin bir sadaka
olduğunu bildirmiştir.


Bir gün
Peygamberimiz "her gün" için sadaka verilmesi gereğinden söz eder.
Sahabeden Ebu Zer, her gün için sadaka verecek imkânlarının olmadığını söyler.
Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.):


"Sadakanın birçok çeşidi vardır:


-  
Allahü ekber (Allah en büyüktür),


-  
Sübhânellah (Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim),


-Lâilâhe
illallah (Allah'tan başka ilah yoktur) esteğfirullah (Allah'tan bağışlanma
dilerim) demen,










Sahabeden
görme özürlü İtbân b. Malik kendi kabilesine imamlık yapmıştır. Peygambe­rimiz
(s.a.s.)'in; bu uygulamalarıyla, engellilerin yeteneklerine uygun alanlarda
istihdam edile­rek üretici bireyler olmalarını, onları topluma
kazandırılmasını, kişiliklerinin geliştirmesini amaçladığını ve böylelikle
gelecek nesillere yol göstericilik yaptığını söyleyebiliriz.








 
İnsan
ya engelli, ya engelli yakını ya da engelli adayıdır. Dolayısıyla bu
"olgu" ile herkesin bir şekilde ilişkisi vardır. Bu olgudan korkmak
değil, tedbirli ve hazırlıklı olmak gerekir. Bu olgu karşısında ne yapılması ve
nasıl davranılması gerektiğini bilmek, bilgilenmek ve bilinçlenmek temel
görevimizdir.
Allah
insanları; imanları, ibadetleri ve güzel davranışları ile değerlendirir, fizik
yapılarına, renklerine, ırklarına, cinsiyetlerine, sağlam veya engelli
oluşlarına bakmaz.
Kur'an'da
dünya veya âhiret hayatında hakîkî, çoğunlukla mecazî anlamda görme, işit­me,
konuşma, ortopedik ve zihinsel engellilik ile genel anlamda hastalıklardan söz
edilmiştir.
Hakikî
anlamdaki engellilik, ya benzetme veya dinî görevlerde ruhsat bildirme veya te­davi
etme veya değer verme bağlamında zik­redilmiştir.
Mecâzî
anlamda engellilik; iman etmeyen insanların İlâhî gerçekleri, anlamamaları, gör­memeleri,
duymamaları ve konuşamamaları bağlamında geçmektedir. Ahiret hayatında gör­me,
duyma ve konuşma engelli olmak; hakîkî ve mecâzi anlamda, kâfirler için
gerçekten kör, sağır ve dilsiz olmaları veya kendilerini sevindirecek şeyleri
görememeleri, duyamamaları ve delil ile konuşamamalarıdır.
Ahsen-i
takvim üzere en güzel biçimde yaratılan insanın fizikî ve ruhî varlığını
sağlıklı olarak, sürdürmesi temel görevidir. Bu görevin ihmali, insanda bir
takım özürlerin meydana gelmesine sebep olabilmektedir.
Öte
yandan insan, ölümü ve hayatı ile imtihan halindedir. İnsan bazen nimetlerle
bazen de musibetlerle imtihan olur. Dolayısıyla başına gelen her sıkıntının
müsebbibi bizzat kendisi olmayabilir. İlâhî imtihanın yanı sıra, anne-baba ve
toplumun da ihmal ve kusurları olabilir.
İster
İlâhî bir imtihan sonucu, isterse kendisi ve diğer insanların kusuru sebebiyle
olsun bir musibetle karşılaşan insanın her şeyden önce metanet ve sabır
gösterebilmesi gerekir. Bu, sıkıntılarından kurtulmak için maddî ve manevi
çarelere başvurmasına engel değildir. Çarelere başvurur ancak "musibet
ancak Allah'ın izni ve takdiri ile olmuştur, O, izin vermeseydi olmazdı, bunda
da bir hayır vardır diyerek" rahat olma bilincini kazanabilmesi, insanın
Allah'a olan imanının sonucudur.
engelli,
işitme ya da görme özürlü olabilmektedir. Kim bilir belki de hiç beklenmedik
bir anda bizler de engelli ya da özürlü olabiliriz; -Allah korusun- gören
gözümüz görmez, işiten kulağımız işitmez, tutan elimiz tutmaz, yürüyen ayağımız
yürüyemez olabilir. Bu nedenle, bir yandan sağlığımızı korumak için gerekli
tedbirleri alırken; diğer yandan da fert, aile, sivil toplum örgütleri ve kamu
kuruluşları olarak engelli ve özürlü kardeşlerimize karşı maddî ve manevî
sorumluluklarımızın olduğunu unutmamalıyız.
Özürlü
ve engelli kimselere değer vermeli, söz ve davranışlarımızla onların
gönüllerini almalı, huzur ve mutluluklarına vesile olmalıyız. Hayatlarını
kolaylaştırıcı mahiyette her türlü maddî ve manevî tedbiri almalı, gerekli
altyapı hizmetlerini sunmalıyız. Engelli ve özürlü çocukları olan ailelere
yardım yapmalı, eğitim ve öğretim desteğinde bulunmalıyız. İmkânlarımızı
zorlayarak, özürlü ve engelli kardeşlerimize iş imkânı sağlamalı; böylece
onlara, çalışıp üretmenin ve helâlinden kazanmanın mutluluğunu tattırmalıyız.
Engellilerin
eğitilmeleri, onlara iş imkânı sağlanması, iyi ilişkiler içerisinde olunması,
onları kıracak hitaplardan sakınılması İnsanî engelli ve özürlü kimseyi,
"kör, sağır, dilsiz ve topal " gibi sıfatlarla nitelememeli, her
türlü aşağılayıcı söz, fiil ve davranışlardan sakınmalı, şakayla da olsa
onlarla alay etmemeliyiz.
 
 
                                                                             Dursun
Ali Coşkun































                                                                             Mardin
İl Müftüsü

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/insan-ya-engelli-ya-engelli-yakini-ya-da-engelli-adayidir)