# İnsanın Temel Dayanak Noktası : “Tevekkül”

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/insanin-temel-dayanak-noktasi--8220tevekkul8221
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2012-12-06T10:53:23+02:00
- Güncelleme: 2012-12-06T10:53:23+02:00
- Yazar: İRŞAD VE MÜRŞİD
- Kategori: KÖŞE YAZISI

            Sözlükte dayanmak, güvenmek, vekil
tutmak anlamlarına gelen tevekkül, terim olarak; hedefe ulaşmak için gerekli
olan maddi ve manevi sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey
kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah'a bırakmak
demektir



Allah’a yönelmek ve ondan yardım
istemek, başarılı olmanın ve karşılaşılan sıkıntıların çözümünün başlangıç
noktasını teşkil eder. O’na dayanmak ve güvenmek kişiye güç kazandırır. Yüce
Allah umulmayan, beklenmeyen yer ve yönlerden kolaylıklar ihsan eder. Çünkü
O’nun her şeye gücü yeter. 


Kur’an’da ısrarla Allah’a
tevekkül etmemiz emredilmiştir. “Tevekkül” kişinin üzerine düşen görevi en iyi
şekilde yerine getirip bütün tedbirleri aldıktan sonra her konuda Allah’a
güvenmek, dayanmak, teslim olmak ve işlerini Allah’a havale etmektir.


Tevekkül, yalnızca işi Allah’a
havale etmek demek değildir. Ne iş yapıyorsak yapalım, o işi kurallarına uygun
olarak yapmak, çalışmak, sabretmek, Allah’tan muvaffakiyet için yardım istemek
ve sonra da Allah’ın başarıya ulaştıracağına can-u gönülden itimat etmektir.
Buna göre, çalışma, sabır ve tevekkül birlikte olmalıdır. Çalışmadan,
çabalamadan işlerin Allah’a havale edilmesi doğru olmadığı gibi başarıyı Allah’ın
yardımı olmaksızın sadece çalışmaya bağlı görmek de doğru değildir. Çünkü
Allah’ın yardımı olmadan başarılı olmak mümkün değildir.


Bazı Kur’an ayetlerinde verilen
mesajın muhatabı doğrudan doğruya vahyi alan Hz. Peygamber’dir. Mesajın
taşıdığı hüküm genel olmakla birlikte zata yönelik bir anlatım kurgusuna
başvurulması, mesaja verilen önemin ve ona yapılan vurgunun bir göstergesidir. "Sen, 
o ölümsüz ve daima diri olan Allah’a tevekkül et!" (Furkan, 58)
ayeti ile benzeri ayetlerde  (Nisa
81,  Ahzab, 3)  böyle bir yaklaşıma şahit oluyoruz.  Allah, 
"hayy"  (ebediyen diri
olma)  sıfatına vurgu yaparak,  kendinse tevekkül etmesini peygamberine
emretmektedir. Tevekkül,  sadece Allah’a
güvenme konusundaki bu yönlendirme, ayrıca duruma göre çeşitli anlatım
biçimleri ile genelleştirilmiştir. İnsan daima birine güvenme ve dayanma,
birisinden destek alma, diğer bir ifade ile tevekkül etme ihtiyacındadır. İste
bu noktada Kur’an "Tevekkül
edecekler ancak Allah’a tevekkül etsinler" (İbrahim, 12)  uyarısını yapmaktadır. "Müminler ancak Allah’a tevekkül etsinler" (İbrahim,
11)  ayeti de özellikle iman edenleri
tevekkül konusuna doğru hedefe yönlendirmektedir. Neden "sadece Allah’a
tevekkül" böylesine önemle vurgulanıyor? Çünkü Allah’ın dışında
başvurulabilecekler de "tevekkül" ihtiyacındadırlar.  Onalar da, bir şekilde güvenecek, sığınacak,
ümit bağlayacak bir varlığa muhtaçtırlar. Bu sebeple,   güvenleri boşa çıkarmayacak ve tevekküle
layık tek varlık yüce Allah’tır. 
"Allah kuluna yetmez mi?" 
(Zümer, 36)  "Kim Allah’a
tevekkül ederse O kendisine yeter" (Talak, 3). Yukarıdaki örneklerde
görüldüğü üzere,     bazı ayetlerde
tevekkül açıkça ve doğrudan doğruya teşvik edilirken, bazen de Allah’ın kâfi
geleceği ve onun güzel bir vekil olduğu 
(Âl-i İmran, 177),  O’nun her şeye
vekil olduğu (En’am, 102;  Yusuf,
66)   ifade edilerek dolaylı şekilde
teşvik edilmektedir.


Tevekkül  pratik  alan
 işi  değil,  bir  muhakeme ve yargı işidir. Tevekkül,
tevhit inancına, son noktada her şeyin Allah’ın kudret ve iradesinin eseri olduğuna
 inanmak  esasına  dayanmaktadır.  Tevekkülünüz varsa,
üzerinize düseni yaparsınız; gücünüzün  dışında  kalan  konuda
 ise  Allah’ın  hükmüne ve adaletine güvenirsiniz. İste tevekkül
ile kaderin buluştuğu hassas nokta burasıdır. Bu inceliğin   gözetilmemesi
  durumunda   ise "kadere bühtan" tutumu ortaya
çıkar: Ya, “olan biten her şeyin
 merkezinde  insan  ve  onun  iradesi  vardır”
anlayışı ile ilahi takdir ve hikmet göz ardı edilir ya da insan irade ve
yeteneğini inkâr eden (pasif kaderci) bir anlayışa esir olunur. Hâlbuki gerek
karşılaşmak istemediğimiz, kaçındığımız sonuçlar konusunda, gerek ulaşmak
istediğimiz sonuçlar konusunda sahip olunması gereken zihinsel yapı şu ayette
ortaya konmaktadır: "De ki, ‘Bizim
başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O bizim
 yardımcımızdır.  Öyleyse  müminler,  yalnız Allah’a
güvensinler" (Tevbe, 51) Ayette vurgu yapılan gerçek sudur: “Acı tatlı
basımıza her ne gelirse  hepsi  Allah’ın  takdiridir.”  O
 da  sonuç  olarak mutlaka bizim yararımızadır. Ya bu dünya ya
da ahiret ile ilgili maslahat, yarar ve hayrımız içindir. O bizim
yardımcımızdır. Üzerimizde bütün tasarruf ve velâyet yetkisi O’nundur. Nasıl
dilerse öyle yapar ve hakkımızda hayırlısını yapar. İste bundan dolayı
 müminler  Allah’a  güvenmelidirler.  Bütün güç ve kudretin
O’na ait olduğunu   bilip   durumlarını O’na
  havale   etsinler.   Her konuda  O’na
 güvenip  dayansınlar,   emir   takdirine
güzel bir şekilde rıza göstererek teslimiyet göstersinler ve bunun gereğince
kulluk görevlerine devam etsinler. Allah’a   ne   derece
  güven beslenirse O daha fazlasına layıktır.” (Hamdi Yazır, Hak Dini
Kur’ân Dili, IV, 2566.) Bütün   bunları   kısaca
"Allah hakkında iyi zan beslemek"     diye
    özetlemek mümkündür.  Hz.  Peygamber’in "Allah hakkında mutlaka iyi zan
besleyerek ölünüz" (Tirmizî, Sünen, Zühd, 14. (Hadis  No.4167).
 II,  1395)  hadisinde  vurgulanan  şey  de
budur. Ölüm ne zaman geleceği   bilinmediğine   göre mü’min
tüm hayatına bu anlayışı hâkim kılacak, Allah’ı  kefil  bilecek
 demektir.  Gazali  konuyu  şu benzetme ile ortaya
koymaktadır:


"Tevekkül edenin Allah’a
güvenme ve O’nun kefaleti konusundaki  tutumu,  çocuğun,
 annesin  yanındaki  durumu  gibidir.  Çocuk
 annesinden  başkasını  bilmez. Ondan   başka
  kimseye   sığınmaz. Yalnız  ona  güvenir.
 Onu  gördüm mü daima eteğine yapışır, onu bırakmaz. Annesinin
bulunmadığı sırada başına bir şey gelse, dilinden dökülen ilk söz
"Anneciğim!" olur. Aklına  ilk  gelen  kimse
 annesidir.  Çünkü  onun  kendisi  için  kâfi
olacağına ve onun şefkatine güvenmiştir. Bütün bunlar bilinçaltından gelen
yönlendirme ile olur." (Gazâlî, Ihyaü  Ulûmi’d-Dîn,  II,
 143.) 


Tevekkül  edenin
 Allah’a  bağlanması  ise bilinç ve gönlün ortak meyvesidir.
İste   böyle   bir   tevekkül
  sayesinde endişeler  ümide,  korkular  güvene
 dönüşür.  Zira Allah bu anlayışta olan Müslümanlara "yasadıkları korkunun ardından
kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına  dair  vaatte
 bulunmuştur"  (Nur, 55). 


Sonuç olarak, gerçek tevekkül,
çağın ve gerektirdiği aktiviteyi sergilemektir. Tevekkül gösteren Müslümanın
başkalarından farkı,   olayların gerçek
var edicisini bilmek,  madde dünyasının
sebepler zincirine materyalist bir pencereden değil, aktif bir hayat anlayışı
ile iman teslimiyet penceresinden bakmak demektir.


Milli
şairimiz Mehmet Akif’in de dediği gibi:


“Allah’a dayan
sa’ye sarıl hikmete râm ol,


Yol varsa budur
bilmiyorum başka çıkar yol.” 


                                                                                                                     
       Edip AKYOL


 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/insanin-temel-dayanak-noktasi--8220tevekkul8221)