# İradesizlerin iradesi - 1

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/iradesizlerin-iradesi---1
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-04-06T13:16:08+03:00
- Güncelleme: 2013-04-06T13:16:08+03:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

“Bedenimiz bizim bahçemiz, irademiz de onun bahçıvanıdır.”[1] 
Bahçenize istediğinizi ekebilirsiniz fakat bahçıvanı iyi değilse iyi bir
 hasat elde edemezsiniz. İnsanı insan yapan, diğer yaratıklardan ayırıp
 eşrefi mahlukat derecesine çıkaran en önemli özelliği, takva ve fücurü,
 hak ve batılı, maruf ve münkeri ayırt edebilecek olan akla fücurü değil
 de takvayı, batılı değil de hakkı, münkeri değil de marufu seçtirecek 
olan bilinçli tercihlerdir. 
 Bu bilinçli tercihler de ancak özgür iradeye sahip olmakla gerçekleşir.
 İradesiz
 bir toplum, iradesiz bireylerin oluşmasına neden olurken, iradesizleşen
 bireylerin yegane ürünü de iradesizleşen bir toplum olacaktır.
 
 Toplumsal etkenler bireyleri etkiler ve davranışlarının 
şekillenmesinde rol alır ve unutulmamalıdır ki toplumları oluşturan da 
bireylerdir.
 İradesizleşen veya iradesizleştirilmiş bireylerden bir konuda irade belirlemelerini beklemek doğru mudur?
 Yani bir şekilde bu duygudan/yetiden yoksun bırakılmış veya bu duygusu elinden alınmış bireylerin iradesi irade sayılır mı?
 
 Aynı şekilde kişiliksizleştirilen bireylerin toplumsal proplemlerin 
çözümü hakkında gösterecekleri irade ne denli sağlıklı olabilir?
 Böylesi bir “Esir İrade” üzerinden verilen yargı, doğru ve sağlıklı bir yargı mıdır?
 
 Günümüzde hemen hemen her konuda anketler düzenlenir ve bu veriler 
üzerinden toplum şekillendirilmek istenir. Hatta bu veriler üzerinden 
toplum “mühendisliğine” dahi soyunulur. Toplum bu anketlerin sonucuna 
göre yönlendirilir ve bu veriler baz alınarak çoğu kez halka sözde 
adalet, barış ve demokrasi adına “Hukuksal” yaptırımlar da uygulanır. 
Nitekim bu yöntem çoğunlukla toplumsal ve siyasal meselelerde de 
uygulanmaktadır.
 Ve bu, bir nevi o deneklerin iradesi sayılır…
 
 Fakat iradenin ne olduğunu bilmeden herhangi bir görüşe tavır 
takınmak veya herhangi bir konu hakkında iradede bulunduğunu söylemek ne
 kadar doğrudur.
 Aslında irade bilinenin ötesinde bir şeydir.
 
 İrade: Allah'a atfedilen sübûtî sıfatlardan biridir.[2] Sözlükte ise 
"istemek" anlamındaki revd kökünden türeyen irâde "Allah'ın emir­leri, 
hükümleri ve fiillerinde hür (özgür) olduğu­nu bildiren sıfat" diye 
tanımlanır.
 “Kelâmcıların irade tanımı ise şu şekildedir: 
"Bir zorunluluk söz konusu olmaksızın -yapılması veya yapılmaması- 
mümkün olan bir hususta iki taraftan birini tercih etmeyi gerektiren 
sıfattır. Her ne kadar ira­de fiilden önce geliyorsa da fiil sürecinde 
de onunla birlikte olan, onunla bütünle­şen bir faaliyettir. Bu 
anlamdaki irade, sadece psikolojik bir fonksiyon yahut me­leke olmayıp 
aynı zamanda bilinçli bir seç­me gücü, bundan dolayı da kişiyi 
davra­nışlarının sonuçlarından sorumlu hale ge­tiren ahlâkî bir 
ilkedir."
 Kur'ân-ı Kerîm'de irade kavramı hem Allah'a hem de insana nisbet edilerek 139 yerde geçer.
 
 Bu âyetlerin önemli bir kısmında ilâhî iradenin mutlak, özgür ve 
önüne geçilemez olduğu, fakat insan iradesinin Allah'ın sonsuz derecede 
özgür iradesi tarafın­dan sınırlandırıldığı ve insanın Allah izin 
verdiği ölçüde özgür olduğu bildirilmek­tedir.[3]
 Yani insanın iradesine mudahil olabilecek ve kısıtlayabilecek bir Allah’tır…
 
 Örneğin: 'Biz size yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden 
(ceza) karşılık veya teşekkür beklemiyoruz.'[4] ayetinde işlendiği gibi 
özgürleşemeyen bireylerin iradesi ne denli makbuldur?
 Zaten
 insan bütün eylemlerinde irade­sini "Allah'ı isteme" veya "Allah'ın 
rızâ­sını isteme" şeklinde tayin etmelidir. Başkasını isteme, başkası 
adına kullanma veya başkasının rızası için kullanmamalıdır…
 
 Başka bir ifade ile; bir bireyin kendi çıkarı doğrultusunda veya her 
hangi bir otoritenin menfaatine halel gelmeyecek şekilde iradede 
bulunması irade sayılır mı?
 Peki, bugün söz söyleyenlerin kaçı veya hüküm verenlerin kaçı karşılık ve teşekkür bekleme toteminden aridir…
 Söylemlerinden
 ötürü makamlarından azledilme korkusu veya yükselme beklentisi içinde 
olanların söylemleri ne kadar etik, hukuki ve bağlayıcıdır?
 
 “Meşşâî filozoflarının yanı sıra Gazzâlî, Fahreddin er-Râzî, İbn 
Haldun gibi âlim ve düşünürlerin irade hakkındaki psiko­lojik 
açıklamaları genel çizgileriyle Aris­to'nun, İshak b. Huneyn tarafından 
Süryânîce'sinden Kitâbü'n-Nefs başlığıyla çevrilen “De Anima” adlı 
eserinde ortaya koyduğu nefsin güçleriyle ilgili teorisine 
dayanmaktadır.
 Aristo'ya göre hayvani nefsin idrak edici ve 
harekete geçirici ol­mak üzere iki esaslı gücü vardır. İnsan nefsinde 
bunun karşılıkları bilici ve yapı­cı güçlerdir. Nefsin hareket ettirici 
gücü arzudur, bunun şehvâniyye ve gadâbiyye şeklinde iki kolu vardır. 
Arzu insanı hare­kete geçiren dinamik ruhî eğilim olup is­tek, öfke ve 
iradeyi içine alır. Şevk ve ira­de birer arzu türünden ibarettir. Buna 
göre irade akla bağlı olan fikri bir arzudur; şevk ve şehvet ise duyum 
ve tahay­yülden ileri gelir. Böylece Aristo'ya göre irade sonuçta aklın 
uygun gördüğü he­defleri istemekten ibarettir.” [5]
 
“Aristo'nun irade psikolojisiyle ilgili gö­rüşleri ilk defa açık bir 
şekilde Fârâbî’nin eserlerine yansımıştır. Fârâbî'ye göre nefsin arzu 
gücü bir şeye istek duymayı veya ondan kaçınmayı sağlar. İrade bu ar­zu 
gücünden meydana gelir. Çünkü ira­de duyum, tahayyül ve düşünme gibi 
çe­şitli idrak yollarıyla idrak edilen şeyleri ar­zu etme veya onlardan 
vazgeçmedir.” [6]
 Bir şeyi bilmeyenler veya tatmayanlar onun 
hakkında herhangi bir iradede bulunabilirler mi, şayet bir iradede 
bulunsalar veya bir zorlamayla bu tatmadıkları ve bilmedikleri şey 
hakkında iradede bulunmaları dikte edilse, bu ne kadar doğru, ahlaki ve 
bağlayıcıdır?
 “İrade, idrak ve ar­zu gücünün birleşiminden 
meydana gelir, yani irade kişiliğin bütün bir sentezi ola­rak ortaya 
çıkar. Bu anlayış iradenin çeşitli derecelerinin varlığını kabul etmeyi 
gerektirir. Çünkü algı ve idrak güçlerinin gelişmesi zamana bağlı bir 
olaydır. Bunu dikkate alan Fârâbî üç farklı iradenin var­lığına işaret 
eder:
 a) İrade; başlangıçta an­cak duyumdan gelen bir istektir.
 
 b) İstek; nefsin arzu gücü, duyum da duyum gücü ile olur, daha sonra 
nefsin hayal gücü ve ona bağlı istek gelişir. Bu irade tahayyül­den 
doğan bir istektir. Bu iki iradenin oluşmasından sonra üçüncü bir irade 
tü­rü doğar ki, bu da düşünme fiilinden ge­len bir istek olup ihtiyar 
adını alır.
 c) Şu hal­de ihtiyar, düşünme ve bilmenin sonucu olduğuna göre yalnız insana mahsus olan irade sadece ihtiyardır. [7]
 “Böylece Farabî iradeyi, “idrak edilen şeyi arzu etme gücüyle istemektir” şeklinde tarif etmektedir.”[8]
 
 “İbn Sînâ, arzu gücünün fonksiyonunu kendi içinde "güdüleyici" 
(bâise: davranı­şa sevkedici) ve "yapıcı" (faile: fiili bizzat 
gerçekleştirici) olmak üzere ikiye ayırmış, ondan sonra gelenler de bunu
 aynen benimsemişlerdir…”
 Bundan anlaşılıyor ki irade, bir birey veya otorite değil, bireyin iç aleminde olan duygudur.
 Sosyal,
 siyasal, inançsal olay ve olguların teori ve pratikleri arasında 
yaşanan çelişkiler neticesinde iç aleminde travmalar geçiren bireylerin 
iradesinde çelişki, sıkıntı ve tahribatların oluşacağı da inkar edilemez
 bir gerçektir.
 Not: “Esir aklın iradesi”, iç
 iradeyi sakatlayan sebepler varsa dış irade geçirsiz mi sayılır? Madden
 ve manen özgürleşemeyen bireyler, özgür akla sahip midirler vb. 
soruların cevaplarını bulacağınız İRADESİZLERİN İRADESİ-2 başlıklı 
yazımızın 2. Bölümü yayımlanacaktır.
(Bu yazım 19.06.2012 tarihinde Milat gazetesinde de yayımlanmıştır. M. Burhan HEDBİ)
 ******dnt********
 [1] – Shakspeare

 [2] – İrade. Allah'ın ya­ratıklara ilişkin en uygun ve en kâmil 
dü­zeni bilmesi, nesne ve olayların buna uy­gun olarak vuku bulması 
demek olup ilim sıfatına râcidir. Allah zâ­tıyla kaim ezelî bir irade 
sıfatıyla diler. Faili muhtardır.
 [3] TDV İslam Ansiklopedisi c: 22 s: 381
 [4] – İnsan (Dehr) 76/9
 [5] – Kitâbü'n-Nefs., s: 50, 124-126, 139, 155
 [6] – el-Medînetü 'l-fâzıla, s. 46
 [7] – el-Medînetü't-fâ-zıla, s. 60, 62; es-Siyâsetü'l-medeniyye, s. 41-42
 [8] – TDV İslam Ansiklopedisi/ Madde; İRADE. C: 22., S: 381- 383

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/iradesizlerin-iradesi---1)