# İslamı KİM Bu Hale Getirdi?

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/islami-kim-bu-hale-getirdi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-11-28T11:55:27+02:00
- Güncelleme: 2013-11-28T11:55:27+02:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Şayet
İslam,  “Bugün kâfirler, dininizden (O’nu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın! 5/3”  teminatı
altındaysa ve artık kâfirlerin
şerrinden emin olduğu/kılındığı Kur’an ile sabit ise; İslam’a kim zarar
verebilir ve onu şimdiki hale sokabilir?
Allah, “Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak
istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister. 5/6” demek kaydıyla islamın bir nimet
olduğunu ortaya koymaktadır. Fakat dinin geliş amacı ilk asırdan bu yana aşına
aşına yok olmakla yüz yüze kalmıştır.
“Bugün size dininizi ikmal ettim… ve sizin
için din olarak İslâm’ı beğendim 5/3”.  Her şey kemale ulaştığında
zail olmaya başlar. Aydınlığa en yakın vakit karanlığın en yoğun olduğu
vakittir. Şimdi bunları ne diye söylüyorum? Ayetlerin yol gösterici ikliminde
konuyu biraz daha açalım...
“Bugün kâfirler, dininizden (O’nu yok
etmekten) ümit kesmişlerdir.” Bu
ayet kâfirlerin artık dine hiç bir zarar veremeyeceğinin teminatı olmakla
beraber devamındaki; “Artık onlardan
korkmayın, benden korkun” ile de Müslümanların dine/dinde yapabilecekleri
menfiliklere dikkat çekilmiş ve “benden
korkun” ikazı yapılmıştır. Ayrıca “Bugün
size dininizi ikmal ettim” fermanı ile dinin kurallar dairesinde eksiğinin
kalmadığını ve belirlenen asıllarda eklemeler ile reformların artık
yapılamayacağı mesajı verilmektedir.
İlk
asırdan bu yana sözde Müslümanların tarafgirliği, tavır ve yaşam biçimleri,
kâfirlerin dahi beceremeyecekleri kötülüğü İslam’a yapmıştır. Daha Hz.
Peygamber (s.a.s.) hasta döşeğindeyken başlamış bu hal. Hz. Peygamberin
(s.a.s.) hastalığını dahi menfaatleri için kullanmaya yeltenenler olmuştur ki
İslâm âleminde akıl ve duygu çatışması ta o zamandan beri var olagelmiş ve
malum çalkantıları beraberinde getirmiştir. 
İslam
tarihinde, Hz. Ömer'in (r.a) katledilişi, Hz. Osman ve Ali’nin öldürülmeleri
ile Muaviye olayı da yine bu çalkantılarla “akıl ve duygu çatışmalarından
dolayı” vuzuha kavuşturulmadan muğlâk ve yığıntı şeklinde asrımıza ulaşmıştır.
Safevi, Emevi ve Abbasi dönemlerini anımsatmayacağım bile. İşte İslâm, ilk
asırdan asrımıza bu muğlâklıklar ile ulaşmıştır. Bence İslâm coğrafyasının
sıkıntısı bu muğlâklıklardır. Duygularını akıllarına karıştırıp perde emeyen basiret
ehli bunu bariz bir şekilde görebilecektir.
İslam
coğrafyası olarak adlandırılmakta olan coğrafyanın hemen hemen her
metrekaresine yetecek kadar Müslüman kanı akıtılmış-akıtılmakta. Böylesi bir
tablo var mı? Var. Bu kanın direkt kâfir eli ile akıtıldığına dair kanıt var
mı? Yok.
Müslüman
coğrafyasının hemen hemen her metrekaresine yetecek kadar dökülen Müslüman
kanı, ‘Müslüman’ eli ile akıtılmakta. Ve bunu, bırak bir Müslümanı, bir nefsi
öldürmeyi bir âlemi öldürmekle eş tutan bir kültürden gelenler yapmaktadır.
Kime
sorsan! Haklılıklarından ziyade, bu kanın akıtılmasının gerekliliğine dair
kendilerince “Kur’an-î ve İslâm-î hükümler” öne sürerler-sürüyorlar.
Halka;
otoriteye karşı takındıkları aykırılık ve başkaldırılarını İslâm-î prensiplere
dayatırlar. Otorite ise; baskı ve yaptırımlarını Kur’an-î hükümlere
dayandırıyorlar. Bu İslâm tarihinde hep olmuştur. Yani her iki taraf da
Müslüman ve İslâm- î hükümlere binaen yapıyor. Hatta birçoğu İslâm bunu vacip
kılmaktadır; yapmazsak günahkâr oluruz, İslâm-î görevimizi yapıyoruz
demektedirler. 
 
Otorite;
şakileri/teröristleri bastırabilir-bastırmalıdır, onlarla mücadele etmelidir
hükmünü ifa ettiklerini ve akıtılan kandan hiçbir beis olmadığını ifade
etmektedirler. 
Halk-karşı
taraf; zalime karşı mazlumdan taraf olma ve mazlumun yardımına gitmeye
dayandırıyor ve imanın en yüksek olanının zalim sultana hakkı haykırandır
hükmünü ifa ettiklerini ifade ediyor.
Hangi
İslâm?
Söylemi
ve yaşamı birbiriyle çelişen bir toplum!
Dini
yaşamak bize zor geliyor ama “dinsiz denilmesi” de ağrımıza gittiğinden;
inanıyor gibi görünüp gerçek dini yaşamaktan uzaklaşan bir toplum olduk veya böylesi
bir toplumun oluşmasına vesile olduk. Bundan sonra da; yaşayışımıza dini
kılıflar uydurmaya, dinimizi yaşadığımız illetli hayata uydurmaya başladık. Bir
müddet sonra da gerçekten dinin böyle olduğuna inanmaya başladık ve işimize
gelmeyen doğruları haykıranlara "o sizin kitabınızda öyle, o sizin
tarikatiniz veya cemaatinizde öyle." demeye başladık. Hâlbuki şahsi
çıkarlarımıza göre yorumlamadan önce Kur'an’nın söyledikleri her yerde hep aynıydı!
Belli
bir süreden sonra İslâm; sadece söylenir ama yaşanmaz bir olgu olmaya başladı.
Daha sonraki zamanlarda ise; İslâm söylensin ama yaşanmasın diye, birileri
ücretlendirildi. İslam hoş bir seda olarak mitler ile tarihi olaylardan şahane
tablolar ile sadece söylenmeye başlandı, yaşanmadı. Bazıları ise o şekil yaşam tarzı
ancak onlara hastı, diyerek işin altından çıkabilmek/sıyrılmak için bir söylem
geliştirdi:  Gerçek İslâm’ı yaşayanları
olağandışı yansıtmaya çalıştılar. Bizim asrımızda ilk dönemdekiler gibi bir
yaşantının muhal olduğu yönünde söylemde bulunanlar da oldu. Bu; coğrafyamızda
yaşanan trajedinin sadece bir yanıdır. 
Ama
unutmayın; şayet İslam sadece şekilcilik olsaydı “Ebu Cehil de müslümanım”
diyebilirdi.
 
@/MBHedbi











































 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/islami-kim-bu-hale-getirdi)