# İtikaf: Nefis Muhasebesi

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/itikaf-nefis-muhasebesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2015-07-08T00:04:55+03:00
- Güncelleme: 2015-07-08T00:04:55+03:00
- Yazar: DURSUN ALİ COŞKUN
- Kategori: KÖŞE YAZISI

İtikâf,
alıkoymak, hapsetmek, bir yerde kalmak anlamına gelir ve kişinin sıradan
davranışlardan uzaklaşarak, ibadet amacıyla belli bir süre mescitte kalması
demektir. İtikâf yapmak, kökleri Hz. İbrahim zamanına kadar giden bir ibadet
çeşididir. Yüce Allah, Hz. İbrahim ile oğlu Ismâile, tavaf edecekler, orada
ibadete kapanacaklar (itikâfa girecekler), rükû ve secde edecekler için Beyt’i
temizlemelerini emretmiştik İtikâf geleneği, cahiliye döneminde de
bilinmekteydi. Nitekim Hz. Ömer, henüz İslam’a girmeden önce Mescid-i Harâm’da
itikâfa gireceğine dair adakta bulunmuştu. Müslüman olduktan sonra bunu Hz.
Peygambere sormuş, o da adağını yerine getirmesini söylemişti
Ramazan ayı ve
oruçtan söz eden ayette, itikâfa
girildiği günlerde eşlerle cinsel ilişki
yasaklanmaktadır. Bu ayet, Hz. Peygamber’in hayatında mühim bir yer
tutan itikâf uygulamasının,
vahiy tarafından onaylanması bakımından önem arz etmektedir. Zira Resûlullah,
vefat edinceye kadar Ramazan ayının son on gününü çoğunlukla itikâf ederek
geçirmiş, vefat ettiği yıl ise yirmi gün itikâfta kalmıştı.” o sene Hz.
Peygamber’؛ böyle yapmaya sevk eden sebep, ya vefat
edeceği yıl Kur’an’ı Cebrail’e iki kez arz etmesi ya da yolculuk nedeniyle
önceki yıl yapamadığı itikâfını kaza etmesiydi. Bir defasında da Ramazan’da
yapamadığı itikâfını Şevval ayında yapmıştı. Buna eşlerinin itikâfa girmek için
birbirleriyle rekabet etmeleri ve Peygamber (sav)’den izinsiz mescitte itikâf
çadırı kurmaları neden olmuştu.
Allah Resülü,
eşlerinin aralarındaki rekabeti, mescide, itikâf gibi Allah’la halvette olma
amacı taşıyan ve zihni yoğunlaşma gerektiren bir ibadete taşınmasını hoş
görmemişti. Zaten itikâf süresince Peygamberimizin bir çadırın içine
sığınmasının amacı, onun tamamen Kur’an’a, tefekküre ve ibadete yoğunlaşması,
mescit içindeki insanların gelip geçmesi ve görünmesi sebebiyle huşunun
bozulmaması, dikkatinin dağılmaması idi. Nitekim bir defasında Resûlullah (sav)
itikâfta kendi çadırındayken bazı kişilerin seslice Kur’an okuduğunu işitince
çadırın perdesini açıp onlara, “Dikkat edin! Hepiniz Rabbinizle konuşuyorsunuz.
Birbirinizi rahatsız etmeyin! Kur’an okurken ya da namazda seslerinizi fazla
yükseltmeyin!” uyarısında bulunmuştu.
İtikâf
ibadetine Hz. Peygamber kadar hanımları ve ashabı da önem vermişti. Hatta
Resülullah’ın vefatından sonra hanımları itikâf geleneğini sürdürmüşlerdi.
Nafile bir ibadet olmasına rağmen ashabtan da itikâf yapmaya gayret gösterenler
olmuştu.
Ramazan ayını
en güzel şekilde değerlendirmeye özen gösteren Allah Resulü, Ramazan’ın son on
gününe daha da önem verir, ibadet hususunda başka zamanlarda göstermediği
gayreti gösterirdi. Hz. Âişenin söylediğine göre, “Resûlullah (sav) itikâfa
gireceği vakit. Ramazanın son on gününün ilk gecesinden önceki sabah namazını
kılar ve itikâf yerine girerdi. 16 Kendisi bu değerli zaman dilimini ihya
ettiği gibi, ailesinin de aynı feyiz ve bereketten faydalanmasını ister ve
geceleri aile fertlerini ibadet için uyandırırdı.
 
Allah Resûlü’nün itikâf için gösterdiği bu
hassasiyetin ardında yatan sebep, bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen
Kadir gecesini ihya etme düşüncesiydi. Resûl-i Ekrem, son on günü itikâfta
geçirmekle, âdeta bu kadirli geceyi, gece gündüz ibadetle, tefekkürle geçirmek
istemekteydi. Nitekim Cebrail (as) tarafından Kadir gecesinin Ramazan’ın son on
gününde olduğu kendisine bildirilene kadar Hz. Peygamber, önce Ramazan’ın ilk
on gününde, sonra ortasındaki on günde itikâfa girmişti. Ancak her defasında
Cebrail (as), “Aradığın şey önünde(ki günlerde)dir.” diye uyararak nihayetinde
onu son on günde itikâfa girmeye sevk etmişti. Resülullah, bundan böyle
Ramazan’ın son on günü itikâf edeceği yere çekilmiş ve ashâbına da Kadir
gecesini, Ramazan’ın son on gününde aramalarını söylemişti.
İtikâf,
insanlardan uzaklaşarak köşeye çekilme, toplum hayatından kaçıp tek başına
yaşama hâli veya uzlet değildir. Dış dünyayla bütün bağlarını keserek Rabbine
kulluk için insanın kendi içine kapanması, kendini Allah’a adayıp dünya
işlerinden el çekme şeklinde tanımlanan bir inziva hâli de değildir. Zira
yukarıdaki rivayetlerde açıkça görüldüğü üzere, Allah Resülü, Medine’nin
merkezi olan mescitte, bütün ashabının arasında girmiştir itikâfa. Ve bu itikâf
hâlinde de insanlarla olan ilişkilerini koparmamış, onlarla görüşüp konuşmuş,
beşerî ilişkilerini sürdürmüştü.
Aynı şekilde itikâf
bir çeşit ruhbanlık da değildir, ibadet kastıyla da olsa, kişinin evlenmemesi,
dünyadan el etek çekmesi gibi bir tavır İslâm’da zaten yasaklanmıştır. “Kolay
hanif diniyle gönderildiğini” ifade eden Allah Resülü, bazı sahâbilerde gördüğü
ve ruhbanlığı çağrıştıran eğilimleri derhâl yasaklamış,“ kendisi de itikâf
hâlinde iken eşleri ile olan sosyal ilişkilerini devam ettirmiştir. Nitekim
Resülullah (sav) itikâfta iken mescide bitişik olan odasından başını sevgili
eşi Âişe’ye uzatır, o da onun saçlarım tarardı. Tuvalet ihtiyacı için itikâf ettiği yerden çıkar eve girerdi.”
Bir defasında da Hz. Peygamber itikâfta iken, eşlerinden Safiyye bnt. Huyey
geceleyin onu ziyarete gelmişti. Bir süre konuştuktan sonra Hz. Safiyye evine
dönmek isteyince kendisini uğurlamak için Allah Resülü de kalkmış hanımına
mescidin kapısına kadar eşlik etmişti.”
Peygamber
Efendimiz, girmekten vazgeçtiği itikâfın kazası olarak Şevval ayında girdiği
bir sene hariç, diğer sekiz itikâfını hep Ramazan ayında ve çoğunu da
Ramazan’ın son on gününde gerçekleştirmişti. Ancak ilim adamları, itikâfın
zamanı ve süresi konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Buna göre
itikâf, Ramazan’da ve Ramazan dışında olabileceği gibi belirli bir süreye de
tabi değildir. itikaf niyetiyle camide birkaç gün veya birkaç saat kalmak yeterlidir. Çok kısa bir süreyi de itikâf için yeterli gören âlimler
bulunmadadır.”
Modern hayatta
gündüzleri iş güç, geceleri televizyon gibi pek çok oyalayıcı nedenden dolayı,
tefekküre, daha doğrusu kendisine zaman ayıramayan Müslüman için bulunmaz bir
fırsattır itikâf. Son yıllarda kimi çevrelerin, hayatın yoğun stresine ve
sorunlarına karşı, reiki, derin düşünme, yoga gibi bazı uygulamaları yegâne
çözüm gibi sunulabilmektedir. Oysa huşü içinde kılınan namaz ile itikâf içinde
geçirilen vakitler, sadece bir zihin boşalması değil, aynı zamanda imanın
kemale erdirilmesi gayreti, nefis muhasebesi, nefis terbiyesi ve tezkiyesidir
aslında. Kişinin nereden geldiğini ve nereye gittiğini derinlemesine tefekkür
ederek hedeflerine daha emin adımlarla ilerlemesi için tamamen kendine ayırdığı
vakitlerdir. Bireyin kendini hatırlamasıdır, Rabbini hatırlamasıdır, hakikat
aynasına bakıp kendine gelmesidir.
Ve ne yazık ki, bizi rahatlatacak,
hayatımızı kolaylaştıracak, dünyamızı yaşanır kılacak “huşü içinde kılınan
namaz” ile “tefekkürle geçirilecek itikâf gibi iki önemli alternatif,
toplumumuzda unutulmaya yüz tutmuş vaziyettedir, işte itikâf, bize bizi, bizi
biz yapan değerlerimizi, kendimize öz
benliğimizi hatırlatacaktır              
Allah’a tam
bir teslimiyet içerisinde ibadet ve taatte bulunmak amacıyla zamanının belirli
bir kısmını ayırması ve bu esnada meşru bile olsa her türlü nefsani ve şehevi
arzulardan uzak durması kişinin manen olgunlaşması için önemli vesilelerden
biridir. Zorunlu ibadetlerin yanı sıra nafile ibadetler de bu konuda önem
taşımakta, dini duygu ve düşüncenin yoğun
bir şekilde yaşandığı ve mümkün olduğu ölçüde maddi ilgilerden
uzaklaşarak Yüce Yaratıcı ’ya yönelmeyi sağlayan bir ortam insana derin bir
manevî imkân sunmaktadır. Nitekim Allah Resulü, bu imkânı en güzel şekilde
değerlendirerek itikâfa verdiği önemi ümmetine göstermiş ve itikâfa giren
kimsenin kazancını şöyle ifade etmiştir: “O, günahlardan uzak kalır ve
kendisine (hayatın içinde) tüm iyilikleri yapan kimse gibi iyilikler yazılır



























Kaynak:
Hadislerle İslam

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/itikaf-nefis-muhasebesi)