# Kadim geleneğin modern şehri: “Mardin”

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kadim-gelenegin-modern-sehri-mardin
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-09-18T20:39:37+03:00
- Güncelleme: 2013-09-18T20:39:37+03:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

                Ezan sesi ile çan sesinin birlikte aynı gökkubbede
yankılandığı şehir! Kadim birlikteliğin günümüzde de yaşanabilirliliğini
gösteren şehir!

                Türkün, Kürdün ve Arabın;  Süryani, Müslüman hatta inançsızların da bir arada
yaşayabilirliliğini pratik alanda gösteren şehrin adıdır Mardin. Savaşanlar
da dahil herkesin hayali olan barışın ve birlikteliğin gerçekleştiği şehrin
adıdır. Marcel Dupre, Kürtlerle
beraber  bu şehirde; Türk, Yahudi,
Ermeni, Katolik, Keldânî, Şemsî, Ermeni ve Ortodoksların birarada yaşadığını
söyler. Bir sokakta kiliseden çıkanları görürken
hemen karşısında veya başka bir sokakta camiye girenleri görmek mümkündür bu
şehirde.  Müslüman ile Gregoryen,
Katolik ve Protestan mezhebinden Ermeniler, Katolik Keldânî, Süryânî, Yakubî ve
Yahudilerin birarada yaşadığı bu şehrin sokaklarında biraz
daha dolaştığınızda, bu insanların tamamının birbirleriyle müşterek bir hayatı
en samimi şekilde paylaştıklarını görürsünüz.   
                Bu şehirde çoğunluk Müslümanlardan oluşmakla birlikte
hakim unsur  sevgi, saygı ve
farklılıklara duyulan hoşgörüdür. Bu hoşgörüdür ki bu farklı unsurların
tamamına kendi memleketlerinde olduklarını hissettirmektedir.  Bu anlayış, bütün farklılıkların ötesinde bir
vatan birlikteliğini oluşturabilmektedir. Bu şehir, farklıkları bir arada en
mükemmel şekilde yaşatarak, dünyanın her yerinde de bunun olabileceğinin en
büyük nişanesini gönlümüzün ve aklımızın en derin köşelerine kadar işlemelidir.

                İçinde barındırdığı ırk ve inanç çeşitliliğiyle
dünyanın küçük bir modeli de sayılan Mardin'in isim serüvenine ilk olarak
Süryânîce kaynaklarda rastlanır. Şehrin ismi bu kaynaklarda Marde, Arapça
kaynaklarda ise Mâridîn şeklinde geçmektedir. Mardin adı ilk defa milâttan
sonra IV. yüzyıl Roma tarihçilerinden Ammianus Marcellinus'ta geçmektedir. 
                M.Ö.4500'den
başlayarak Arami-Süryani, Subari, Sümer-Akad, Babil, Hurî-Mitanni, Asur, Pers,
Bizans, Arap, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı hakimiyetine de giren Mardin,
Fırat ve Dicle nehirleri arasında Mezopotamya bölgesinde, tarih
boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Yukarı Mezopotamya'nın en
kadim şehirlerinden olan Mardin, bu gün bile bir gerdanlık gibi yerinde
durmaktadır. 
                Belâzüri,
Mardin'in; Tur Abdin ve Dârâ ile beraber (640) yılında İyâz b. Ganem
kumandasındaki İslâm ordusu tarafından fethedildiğini belirtir ve ardından
bölgede yoğun bir Arap iskânının olduğunu kaydeder. İslamî ibadethanelerin
yapılış tarihine baktığımızda, islamın bu coğrafyada diğer inançlardan sonra
geldiği, diğer inançlara ait ibadethanelerin günümüze kadar sapasağlam gelmesi
de islamın muktedir olduğu halde diğer inançların ibadethanelerini tahrip
etmediği hatta koruduğunun da işaretidir. İktidarda olan bu hoşgörü ve özgürlük
anlayışı, bu coğrafyada bulunan halklara da yansımıştır.
                Artuklu Merkez ilçeden başka Dargeçit, zeytiniyle meşhur
Derik, ovası ile meşhur Kızıltepe, fosfatı ile meşhur Mazıdağı; kilise, cami ve
katori taşı ile meşhur Midyat,  beyazsu
ile meşhur Nusaybin, üzüm ve inciri ile meşhur Ömerli, kuru üzüm ve pestil ile
meşhur Savur ve kirazı ile meşhur Yeşilli
olmak üzere on ilçeye ayrılan ve Midyat eşiğinin
güney yamaçları üzerinde, yukarı Dicle havzasını el-Cezîre ovasına bağlayan en
elverişli geçit yerinde ve kadîm yollara hâkim bir konumda kurulan Mardin,
İslam coğrafyasına ihraç ettiği alimleriyle de önemli bir merkezi
kapsamaktadır.
                Matematikçi, muvakkit ve musikişinas Ebû Muhammed
Cemâlüddîn Abdullah b. Halîl b. Yûsuf el-Mârdînî  (ö. 809/1406) ile Matematik âlimi ve
fakih  Ebü't-Tâhir Şemsüddîn İsmâîl b.
İbrâhîm b. Gâzî en-Nümeyrî el-Mârdînî (ö. 629/1232), bu alimlerden birkaçıdır…
                Deyrul-Zaferan Manastırı, Mardin
Kalesi, taş evleri, telkari gümüş işlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi;
tiftikten yapılma battaniye ve seccadeleri ile meşhur olan ve “Cumhuriyetin
başlarında Diyarbakır ilinden ayrılarak bağımsız bir il olan Mardin, eskiden
olduğu gibi bugün de tarımsal ticaret merkezi olma özelliğini sürdürmektedir.
Bunun dışında sanayi tesisi olarak çimento fabrikası, iplik fabrikası, fosfat
işletmeleri, yem fabrikası, boru ve kireç fabrikaları ile bunların yan
sanayileri gibi kuruluşlara sahiptir. Gıda sektöründe de önemli gelişme
gösteren Mardin unlu mamuller, süt ve süt ürünleri, yağ ve yem sanayiinde
önemli atılımlar yapmıştır. Uluslararası taşımacılık Mardin'de önemli yer
tutmaktadır. GAP kapsamında, Suriye ve Irak'a en yakın tek serbest bölgenin
Mardin'de kurulmuş olması yöre dışı yatırımcıların Mardin'e yönelmesini
sağlamıştır.” (TDVİA c: 28, s: 46)
                Bu şehirde anlatılabilecek bir sürü doğal, kültürel ve tarihi değer ve güzellik vardır. O kadar ki bu
güzellikleri bir yazıya sığdırmak mümkün değil. Ama bu şehirde anlatılması
gereken en büyük tarihi ve doğal güzellik, temaşasına doyum olmayan birlikte
yaşama ruhudur. Çan sesinin ezan sesini, ezan sesinin de çan sesini bozmadığı
bu şehirde, bu seslerin etrafında oluşan büyülü bir dünya vardır. Bunu bir
makale ile anlatmak mümkünü kabil değildir, sadece yaşanabilir ki zaten ancak
yaşayınca, yaşanınca anlamı ortaya çıkar.























@/MBHedbi

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kadim-gelenegin-modern-sehri-mardin)