# Kadın Üzerinden Edebiyat Yapmak

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kadin-uzerinden-edebiyat-yapmak
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2019-06-08T14:04:00+03:00
- Güncelleme: 2019-06-08T14:04:00+03:00
- Yazar: MUHAMMED DAĞ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

 Günümüz demokratik
devlet yönetimleri, kadınların toplumsal konumlarını “pozitif ayrımcılık” yoluyla güçlendirmek için çeşitli girişimlerde
bulunmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, kadının cinsiyetinden
ötürü uğradığı hak kayıplarını ortadan kaldırmayı amaçlar. Sivil toplum kuruluşları ve toplum
gönüllüsü bireyler de kadın-erkek eşitsizliğinin engellenmesi için çeşitli
yollarla haklı ve yasal mücadelesini sürdürmektedir.


“Toplumsal cinsiyet eşitsizliği” probleminin
kaynağı aslında çok derinlerde yatmaktadır. İlk çağlardan beri kadına, kadın
emeğine ve kadın bedenine yönelik kimi çevrelerde “olumsuz bir algı” söz konusudur. Konunun can alıcı noktası ise
kadını ötekileştiren, sömüren ve ezen araçlar olmaktadır. Şöyle ki politika(cı)nın,
sermayenin ve medyanın kullandığı dil, olumsuz algının oluşmasında oldukça
belirleyici olmuştur. Devletler üstü çok uluslu kimi şirketlerin reklamlarında
kadın bedenini metalaştırarak ürün pazarlamaya çalışması başta medyayı
denetlemekle görevli kurumların olduğu kadar sivil toplumun ve her bireyin
karşı çıkması gereken bir konudur. Bireylerde, bu konuda farkındalık oluşmasını
sağlamak amacıyla çeşitli kampanyalar başlatılması/yapılması oldukça yerinde
olacaktır. Özellikle kadın örgütlerinin kadın istismarını engellemeye yönelik
bu girişime ön ayak olması tabiri caizse onların “boynunun borcudur”. En basit ifadesiyle kendi hemcinslerinin
sömürülmesine engel olmaya çalışmaları alkışlanacak bir durumdur. Bu süreçte
oluşacak farkındalık sayesinde aklıselim her bireyden ve ilgili/ilgisiz
kurumlardan/oluşumlardan destek görecekleri de şüphesizdir.


Tarih
boyunca erkekler, cinsiyetleri nedeniyle dışlanmamıştır. Ancak, kadın salt
cinsiyeti nedeniyle birçok ayrımcılığa tabi tutulmuş ve “birey” olarak yok sayılmıştır. Her ikisi arasındaki “biyolojik farklılık”, haklar ve yaşam
standartları bakımından eşitsizlik kaynağı olmamalıdır. “Ataerkil aile ve toplum yapısı” nedeniyle kadınların uzun süre
mücadele etmesini zorunlu kılmıştır. “Feminist”
hareketlerin doğuşu da kadınların cinsiyetleri nedeniyle uğradığı
haksızlıklarla mücadele etmek için “insan
hakları aktivisti bireyler”
tarafından desteklenmesine rağmen istenilen düzeyde olmadığı açıktır.
Kadın-erkek eşitliğini sağlamak adına devletler tarafından sosyal politikaların
geliştirilmesi/hayata geçirilmesi önemli bir adım olmakla beraber, yetersizdir.
Bu aşamada “zihniyet değişimi”
olmadıkça sorunun çözülemeyeceği unutulmamalıdır.  Kadının, “erkeğin
uydusu” olarak görüldüğü ve kadın, erkeğe göre tanımlandıkça çözüm, oldukça
uzaktır. Bundan dolayı, kadını, eş, anne, çocuk ve kardeş gibi “cinsiyet eksenli kimliklerinin ve rollerinin dışında” salt bir birey olarak
görmek ve onu o şekilde tanımlamak/algılamak, gerçekleşecek zihniyet
değişiminin başlangıcını oluşturacaktır. Çünkü sorun, “insan hakları” sorunudur. Çözüm de “insan hakları eksenli” olacaktır.


Kadın-erkek
eşitliğini sağlamak için “temsiliyet”
adına yapılan “kadın kotası” uygulaması
tam da “dostlar alışverişte görsün”den
başka bir işe yaramamıştır. Bu davranış biçimi “ben de demokrat ve ilerici bir anlayışa sahibim” demenin farklı
bir yoludur ve var olan sorunu derinleştirmekten başka bir işe yaramadığına
tarih, tanıklık etmeye hazırdır. “Toplumsal
cinsiyet eşitliği” sağlamak adına salt cinsiyetinden ötürü kadına yer
vermek/yönetim süreçlerine dahil etmek, vitrin süsünden öteye geçmemektedir. Birçok
siyasi parti, vakıf, dernek sendika gibi demokratik yaşamın vazgeçilmez unsuru
olan yapılarda kadın kotasının uygulandığını görmekteyiz. Bu, sorunu çözmek
için oldukça yetersiz ve etkisiz bir girişimden öte bir anlam taşımamaktadır.


“Üretim araçları” ve üretim
ilişkilerindeki değişim “toplumsal
rolleri” birbirine yaklaştırmıştır. Bu nedenle “kadın ya da erkek işi” kavramının kullanımı giderek azalmaktadır.
Eğitim, zekâ, beceri ve yetişilen sosyal çevre gibi faktörler, bireyin
kişiliğinin ve değer yargılarının oluşumunda önemli payı vardır. Üretmek/ekonomiye
katkı sunmak için erkek ya da kadın olmanın hiçbir önemi kalmamıştır. Bu
nedenle herkesin “çalışma hakkı”
olduğu ilkesinden hareketle işverenlerin bu durumu dikkate almaları gerektiği
açıktır.


“Kitle iletişim araçları” toplumda
çeşitli konularda farkındalık oluşmasını sağlamada önemli ve etkili bir
araçtır. Bundan dolayı medyanın “cinsiyetçi”
ifadeler kullanmaması, toplumsal bilincin oluşmasına katkı sağlayacaktır.
Ailede kız ve erkek çocuklarına eşit davranılması ve bu durumun okulda eğitimcilerce
devam ettirilmesi, sosyal bilincin oluşması açısından oldukça önemlidir.
Devletin, “otorite” olarak
eşitsizlikle mücadelede “evrensel hukuk”
kavramını gözeterek etkili kararlar alması ve eşitsizliğe yol açan davranışlara
caydırıcı cezalar vermesi, sorunu çözebilecek adımlardır. En etkili çözümün ise
“zihniyet ve bakış açısının değişmesi”
gerektiği unutulmamalıdır.


Bilgi
çağını yaşayan günümüz bireylerinin, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak
için “hoşgörü” ve “empati” ilkelerini hareket noktası olarak
almaları ve soruna “temel hak ve
özgürlükler” açısından yaklaşmaları gerekir. Bu, demokrasiye ve cinsiyet
eşitliğine inanan birey için “insani”,
“vicdani”, “ahlaki” bir zorunluluktur. 


 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kadin-uzerinden-edebiyat-yapmak)