# Kalplerdeki çölleşme mi toprakların çölleşmesi mi

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kalplerdeki-collesme-mi-topraklarin-collesmesi-mi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-02-04T13:55:34+02:00
- Güncelleme: 2014-02-04T13:55:34+02:00
- Yazar: MUHAMMED İKBAL SAYLIK
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Mülk suresinin
son ayetinde “ De ki eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek”
diye bir soru vardır.
Evet bu
surede böylesine mucizevi bir ihbar, bir uyarı yer almaktadır.
Bize asırlar
öncesinden günümüzde yaşadığımız bir felaketi bildirmektedir:
“Eğer
suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?”
Acaba bu
konu üzerinde hiç düşündük mü?
Gerçekten
de, eğer bir gün suyumuz tamamen tükenirse, bize suyu kim getirebilecek?
Hele hele
küresel ısınma gibi sebeplerle dünyanın dengesinin bozulduğu günümüzde, apaçık
bir uyarı ve bir gerçek olarak önümüzde duran kuraklık ve susuzluğu
düşündüğümüz zaman bu soru daha fazla anlam kazanıyor.
Sorunun
cevabı aslında çok açık: Allah.
Evet, suyu
getirecek olan Allah’tır elbette; çünkü su onun sonsuz rahmetinin bir tecellisi,
onun sonsuz nimetlerinin bir parçası.
O’nun
sınırsız rahmetini, şefkat ve merhametini temsil ediyor.
Su, O’nun
sonsuz kaynağından gelen bir rahmet.
İşte bu
sonsuz rahmet kaynağından geldiği içindir ki bizim inanışımıza göre yağmurun
adı her zaman “rahmet” olmuştu.
Çünkü eğer
bu rahmet olmasa, aynen günümüzde olduğu gibi, felaketler, sıkıntılar arka
arkaya geliyordu.
Ne zaman
ki insanlar bunaldıysa, ihtiyaç duyduysa Allah işte bu rahmetini indiriyordu
üzerimize.
Bizler yağmura
rahmet dedikçe, yağmur da gerçekten bizim için hep rahmet oldu.
Biz rahmet
dedikçe, üzerimize oluk oluk rahmet yağıyordu sanki.
Ve zaman
akıp geçti.
Zaman
geçtikçe insanların değer yargıları da değişti, aşındı.
Ne zaman
ki yağmuru “rahmet” olarak gördüğümüz anlayışımız kayboldu; ne zaman ki yağmur
yağınca artık rahmet değil de zahmet olarak görülmeye başlandı, işte o zaman
gerçekten de yağmur yağınca zahmet, yağmayınca felaket oldu.
Bir de
işin doyumsuzluk, aç gözlülük boyutu da göz ardı edilmemeli elbette.
Allah’ın
rahmetini beğenmeyip, dudak bükmek, kendi ürettikleri geçici çözümlere bel
bağlamak var bir de.
Allah’ın
rahmeti yağarken, “benim rahmete ihtiyacım yok, kendi suyum var; bu rahmet
olmasa da olur” anlayışı var son zamanlarda.
Oysa bunu
diyen gafil bilmez mi kendi imkânlarıyla yerin altından makineler vasıtasıyla
çıkardığı sular da Allah’ın hazinesinden gelmektedir; bu sular da Allah’ın
sonsuz nimetlerindendir?
Bilmez mi
bu rahmet yağmazsa, kendi makineleri de bir işe yaramayacaktır?
İşte ne zaman
ki eskinin mütevekkil, kanaatkâr, gözü ve gönlü tok anlayışı yerini günümüzün
ve materyalist dünyanın bencil, menfaatperest, gözü ve gönlü doymayan
anlayışına bıraktı, rahmet vesilesi olan yağmurlar da kesildi adeta.
Bu noktada
o soru tüm gerçekliğiyle karşımızda duruyor; “eğer suyunuz tükenirse size temiz
suyu kim getirecek?”
Bizim inancımızda
neden hep “su gibi aziz ol” denmiştir hiç düşündük mü acaba?
Su azizdir
çünkü “el Aziz” olanın bize bir nimeti, ikramıdır.
Bizi su
vesilesiyle hayata bağlayandır; suyu hayata, hayatı da suya bağlamıştır.
Su azizdir
çünkü her yerde olmasına rağmen çok değerlidir.
Allah bizlere
Kur’an’da “suyu indiren biziz” der.
Burada dikkat
çekici bir durum vardır ki, bu ibare hem vahyin hem de suyun indirilmesi için
kullanılmaktadır.
Vahiy nasıl
bir mucizeyse, su da aynı şekilde bir mucizedir aslında.
Yine vahiy
nasıl bir hayat kaynağıysa, su da bir hayat kaynağıdır.
Yine vahiy
de su da aslında canlıdır.
Ve su,
çölleşmiş topraklara can verirken vahiy de kurumuş, çölleşmiş kalplere hayat
vermektedir.
Suyun bir
rahmet olduğuna, Yaratıcının bize bir lütfu olduğuna inanmayanlar elbette suyun
mucize olduğuna da inanmazlar.
Ayetlerin
de tıpkı su gibi indirildiğini kabul etmedikleri için onları okumayı ve tatbik
etmeyi kabul etmezler.
Çünkü bu
anlayış için mucize, nimet gibi kavramlar anlamsız, hayali kavramlardan öte bir
şey değildir.
İşte bu
anlayışta oldukları içindir ki ne İslam’ı ne de “nehir kenarında bile olsan
suyu israf etme” diyen Peygamberi ve onun takipçilerini anlamazlar, anlamak
istemezler.
Allah’tan
bir şey istemeyi, dua etmeyi gereksiz görürler, tahkir eder, alaya alır ve
küçümserler işte bu yüzden.
Onlara duayı,
Allah’tan istemeyi anlatmak işte bu sebeple mümkün değildir.
Bir zamanlar
bu ülkenin en büyük şehrinin başkanlığını yapan bugünkü Başbakanımız, o dönem
yaşanan su sıkıntısına karşı “yağmur duası” düşüncesini dillendirince günlerce
alaya alındı, “bu çağda bu kafa” gibi manşetlere ve “modern bilim dururken
ortaçağ adetleri” gibi yorumlara hedef oldu.
Bu insanların
hayatında İslam ve İslam’a ait şeyler alay edilecek ve dahası uzak durulacak
uygulamalar olarak gösteriliyor çünkü dua onların dünyasında geri kalmışlığın
sembolü.
Evet, onlarda
dua yok ama her türden hurafe var; burçlar, fallar hayatlarının önemli bir
parçası.
Hayatlarında
İslam yok ama İslam dışı her şey kutsal onlar için; yoga, meditasyon var;
Hindistan’lara kadar gidip “guru”ları dinlemek, hayranlıkla onların anlattıklarında
keramet aramalar var.
Bütün bunların
hepsi hurafe olmuyor ama yağmur duası hurafe oluyor onlar için. 
Aslına bakarsanız,
kalplerdeki kuraklık ve çölleşme, küresel kuraklıktan kat be kat daha beter.
Topraktaki
çölleşme bir yağmurla ortadan kalkabilir ama bazı kalplerdeki çölleşmeyi vahiy
bile ortadan kaldıramıyor.
İnkâr her
çağda oldu ve olmaya da devam edecek; “Ebu Leheb ölmedi, Ebu Cehil kıtalar
dolaşıyor” şairin de dediği gibi. 
İşte bu
inkârcılar yani
rahmeti kabul etmiyor, yok sayıyorlar.
Tam da
bu şekilde suyun rahmet olması idrakini ortadan kaldırdılar, yok ettiler.
Asıl büyük
felaket budur işte.
Onlar ne kadar kabul etmeseler de dua insanı
insan yapan değerlerin başında gelir.












































































































Allah
bunu zaten kitabında da söylemiyor mu: “De ki duanız olmasa, Rabbim size niye
değer versin?”

Not: Bu yazı ilk olarak Temmuz 2007'de Al-i Beyt isimli aylık kültür, fikir ve tasavvuf dergisinde yayınlanmıştır.  

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kalplerdeki-collesme-mi-topraklarin-collesmesi-mi)