# Kalplerdeki Kuraklığın Yeryüzüne Yansıması

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kalplerdeki-kurakligin-yeryuzune-yansimasi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-12-25T01:06:27+02:00
- Güncelleme: 2013-12-25T01:06:27+02:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Dua; ibadetin
özüdür.  (Ey Muhammed!) “De ki: ‘Duanız olmasa, Rabbim
size ne diye değer versin!’ 25/77” Dua; seslenmek, sesleniş, halini
arz etmek… Hak etmediğinden kurtulmak veya hak ettiğini elde etmek adına
dilenmek, kendini tanıtma ve ifade etme çabası. Dua; bir nevi savunma…

Dua; insanın içindeki merhametin, dünyanın inşası için dışa
yansıması anlamına gelmektedir. Dua sevgidir, muhabbettir, şefkattir ve aynı
zamanda fedakârlık, tamir ve inşadır. Müminlerin birbirine karşı en önemli
vazifelerinden biri de şüphesiz ki duadır. Bedduaya gelince kinin, nefretin ve
öfkenin bir mahsulüdür. Dinin tasvip ve tavsiye etmediği, hele hele Müslüman’ın
Müslüman’a bedduası yasaklanmış bir fiildir.
Elbette bir insanın ömür
boyu ortaya koymuş olduğu ahlakı bir fiil ile silinemez. Ancak yapılan yanlışın
acilen düzeltilmesi Müminlerin arasındaki fitnenin söndürülmesine herkesin
katkı sağlaması elzemdir. Müslüman Müslüman’a tuzak kuramaz. Kurulan tuzakların
bozulmasına yardımcı olmayanın bedduası da zaten anlamsız olacaktır.
Meselelerin konuşularak çözülmesi önemlidir.
"... Birbirininiz kusurlarını ve
mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın...
49/12" Kardeşlerimizin hatalarını kendilerine izah ederek bu anlamda
onlara yardımcı olmak bir erdemdir. Ama bunu yaparken onurlarını kırmadan ve
rencide etmeden ve "Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını
kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah da kıyamet
gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını
istemediği bir şeyi ortaya çıkarır ve dile verirse, Allah da onun ayıplarını,
kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi
evinin içinde de olsa onu rezil eder." Hadisinde geçen ilkelere dikkat
ederek yapmalıyız. Bu, Müslüman müslümanı ayıbıyla ve günahıyla baş başa
bırakır anlamına gelmemelidir. Onu rezil rüsva etmeden uyarır! Gerçeği görmek
için yüreğindeki güneşten haberdar olanlar, muma ihtiyaç duymazlar! Ancak
hatasında ısrar edenler için yapacak bir şey olmadığını itiraf etmek
zorundayız.
Yüzyıllarca Müminlere
tuzak kuranların bugün Müminlerle hareket eder gözükmesi Müminlerin
ferasetinden kaçmamalıdır. Daha kaç kez aynı delikten sokulacağız. Timsah
gözyaşı akıtanlar, Mümine dost olamazlar. Çünkü dostluk menfaatin değil
samimiyetin bir gereğidir.
Allah’ın sizinle olmasını
istiyorsanız içten (Kalpten) Allah deyiniz. Yeryüzünde rahmet edin ki; Gökten
size rahmet aksın. Susuz kaldığınızda, lokmanıza dikkat edin ki dualarınız
seller akıtsın! Riyakarlık ve yalanla aldatılmaz bir Allah var. Tembellikle
tevekkülü ayırt etti İslam dini, “…herkese çalıştığı kadar var 53/39” hala bunu bilmeyen var. Hırs ile kör olup Kaderi
anlamayanlar, günahı da vebali de takdirin boynuna attılar. İç ve dışı bir
etmeyip bunu bir hüner saydılar... 
Günümüzde yaşanan
felaketlerde gerçek suçluyu bulmuş ve adını ‘Manevi KURAKLIK’ koymuştum.
Kuraklık endişesine kapılan bu toplum, yağmur duasına çıktığı gibi, bu toplumun
ıslahı için neden duaya çıkmazlar. Manevi kuraklığın farkında değiller mi
acaba?  Kuraklığı yaşamadan, dünyalıklara gelme ihtimali olan zararı
defetmede bu kadar hassas olanlar, niçin gelmesi kesin olan ahiret
kuraklığından (azabından) kendilerini korumak için tedbir almazlar? 
Cahili bir toplumda
neden-niçin soruları bitmiyor maalesef. Zira cahili toplumlar, çok çabuk geçen
dünya malını çok seviyor. Amacına ulaşmak için menfaatçi ve çıkarcılar gibi,
helal-haram demeden elde etmek için çabalayıp duruyor. Peki, ya helal gayenin
sahipleri bu hengâmede ne yapıyor ve yapması gerekenler ne? Peygamberimiz
(s.a.s) şöyle demiş: “Ya kemali ciddiyetle iyiliği emreder, kötülüğü nehye dersiniz,
ya da Allah en şerlilerinizi tepenize musallat eder de, o zaman en Salihleriniz
dua eder de lakin duaları kabul olmaz.” Vaziyet bu. 

“Hani, Musa (a.s) kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı
kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su
alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde
bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik. 2/60” “Sonra bunun ardından
kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi; hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır
ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar.
Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer.
Allah yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir. 2/74”

















Kalplerdeki kuraklık
yeryüzüne ve günümüz Müslümanların İslam anlayışına da etki etmiştir. Bu
coğrafya çok badirelere şahitlik etmiştir. Birçok hüznü ve destanı
barındırmıştır bağrında. Ben haddimi de hakkımı da bilirim. Fakat Taif'te O'nu
taşlayanlara bile beddua yerine dua eden bir Peygamberin (s.a.s) gerçek ümmeti
olmak ve inşa ettiği kardeşlik hukuku neyi gerektiriyorsa öyle davranılması
gerektiğini hatırlatmak istedim sadece! Ancak şu da unutulmamalıdır ki Müslümanlar dua yerine
birbirlerine beddua etmeye başlamışsa; bu, imanımızda veya İslam anlayışımızda
ciddi bir sıkıntının varlığını net olarak ortaya koymaktadır.

 

@/MBHedbi

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kalplerdeki-kurakligin-yeryuzune-yansimasi)