# Kent Kültürü, Kentlilik ve Kentleşme

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kent-kulturu-kentlilik-ve-kentlesme
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2018-09-12T11:32:00+03:00
- Güncelleme: 2018-09-12T11:32:00+03:00
- Yazar: MUHAMMED DAĞ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

            İlk
insanların güvenlik gerekçesiyle yerleştikleri mağaralar, insanlığın ilkel de
olsa ilk yerleşim birimlerini oluşturmaktadır. İnsan nüfusunun artmaya
başlaması üzerine mağaralara sığmadıkları için doğaya yerleşmeye başlayan bireyler,
evler-köyler ve şehirler kurmaya başladı. Bu süreç tamamıyla kendiliğinden
oluşmuş olması itibariyle oldukça anlamlıdır. Bu durum “birlikte yaşama”
kültürünün ilk örneğini de teşkil etmektedir.



İlk
dönemlerinde doğada hazır bulunan yiyecekleri, “avcılık-toplayıcılık”
yöntemiyle elde eden birey, daha sonradan yerleşik yaşamın beraberinde
getirdiği kendi besinini üretme zorunluluğundan tarımsal faaliyetlere
başlamıştır. Tarımsal faaliyetlerin başlaması, ilk yerleşim birimlerinin
kurulması ve birlikte yaşama düzeni derken yavaş yavaş medeniyetin ilk adımları
da atılmıştır. “Tarım toplumu” olarak nitelendirilebilecek sosyal yapının
oluşması beraberinde özel mülkiyet, hukuk, yönetim, kent ve kentlilik gibi
kavramların ortaya çıkışı ve bireyin hayatında daha gözle görülür/hissedilir
durumda kuralların egemen olmaya başlaması süreci gelmektedir. Tarım toplumu
döneminde dinin, sosyal yaşamı şekillendirdiği ve bu nedenle biz duygusunun ön
planda tutulduğu da gözden kaçırılmaması gereken önemli bir noktadır. 


Reform, rönesans,
aydınlanma çağı ve sanayi devrimi gibi önemli sosyal-ekonomik ve politik
gelişmeler, toplumu ciddi bir değişime tabi tutmuştur. Şöyle ki meydana gelen gelişmeler
toplumun üretim biçimini değiştirdiği ve kültürel düzeyin yükselmesi sonucu
bilinçli sosyal katmanların oluştuğu gözlenmektedir. Sanayi devrimiyle tarım
toplumundan sanayi toplumuna geçiş sağlanmıştır. Böylece işçi-işveren,
üretici-tüketici, sendikal gelişmeler ve demokrasi mücadelesinin yaşandığı bu
dönemde hukuksal ve yönetim tabanlı değişimler de kaçınılmaz olmuştur. Devlet
yönetimleri bu dönemde bu değişimleri göz önüne alarak bireylere daha fazla hak
vermiştir. Unutulmamalıdır ki bireylerin “bilgi ve bilinç düzeyi” arttıkça daha
fazla hak talep eder. Devlet yönetimleri de bu hakları diğer bireylerin hak ve
özgürlük alanlarına müdahale olmadığı sürece karşılamaya çalışır. 


Toplumsal
rollerin ve ilişkilerin giderek karmaşıklaşması üzerine “sosyal yapı” ciddi bir
biçimde değişmiştir. Bu durum “sanayi toplumu” kavramıyla ifade edildiği ve ben
duygusunun ön plana çıktığı bir dönemin başlangıcıdır. Sanayi toplumunda hemen
hemen her şey “kâr” kavramı etrafında şekillenmektedir. Burada kâr kavramının
birey kavramından daha öne çıktığını üzülerek ifade etmeliyim.


İçinde bulunduğumuz
dönem ise “bilgi çağı” olarak nitelendirilmektedir. Bu dönemde her şeyin ama
her şeyin teknolojik gelişmeler nedeniyle ışık hızıyla değiştiği, bilgiye
ulaşma ve yaymanın önceki dönemlere oranla daha demokratik olduğu, bilginin ve
bilmenin ön plana çıkması, bu dönemin temel özellikleri arasında yer
almaktadır. Giderek büyük bir köy halini almaya başlayan dünyamızda, hızlı
değişime ayak uydurmak, bireyler için bir zorunluluk haline gelmiştir. 


Son yıllarda
kadın dostu kentler, engelli dostu kentler gibi projelerle kentlerin,
bireylerin ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn edilmesi önemli bir dönüm
noktasıdır. Özellikle bireyin ihtiyaçlarının karşılanmaya çalışılması, ona
verilen değeri göstermesi açısından oldukça anlamlıdır. Tabi bunları yaparken doğal
yapıya dikkat ederek yapmak çok önemlidir. Doğanın bir parçası olduğumuz ve
bizim dışımızda canlıların da “yaşam alanı” olduğunu göz önüne almak devlet
yönetimleri ve belediyeler açısından bir zorunluluktur. Özellikle yerel yönetimlerin
bireyler için sunduğu “sosyal proje” kapsamında yer alan “sosyal alan yaratma”
düşüncesi ile toplumun ve bireylerin beklentilerinin paralel olması oldukça
önemlidir. 


Belediyeciliğin
kaldırım taşı döşemek ya da sokak lambası takmak dışında oldukça ciddi ve
yaşamsal görevleri olduğu unutulmamalıdır. Her şeyden önce belediyecilik, yerel
yönetim yani hitap ettiği bireylerin ihtiyaçlarını en iyi bilen, ilk basamak
yönetimdir. Dolayısıyla bireylere “yaşamsal alan” sunmak zorundadır. Bu
yaşamsal alanlar; kültür merkezleri, kadın/gençlik merkezleri, otopark, park,
doğanın korunması anlamında imara açılacak bölgelerin birey için önemi gibi
hususları göz önünde tutmalıdır. Belediye yönetimlerini, verdikleri oylarla
göreve getiren bütün seçmenlerin “verdikleri ve vermedikleri oy” gereğince
belediyelerden haklı olarak bu konularda talepte bulunmalı ve gerektiğinde
hesap sorabilmelidir. Çünkü belediye yönetimleri, herhangi bir siyasi grubun
temsilcisi olmaktan ziyade belediye sınırları içerisinde yaşayan bireylerin
yaşam standartlarını yükseltmek için hizmet sunan bir konumda olmak zorundadır.


Bireylerin,
kent yaşamına özgü çeşitli davranış kalıpları içerisinde davranması, o kenti
çağdaş ve yaşanılır bir alan yapmaktadır. Birbirlerinin “hak ve özgürlüklerine”
daha fazla hassasiyet göstermeleri, birbirlerinin yaşam biçimine/tercihine,
dünya görüşüne, kimlik, dil gibi farklılıklara göre değerlendirmeden salt
birey/insan oluşu nedeniyle saygı ve değeri hak ettiğini unutmamalıdır. Bu
noktada, bireyin diğer bireyleri çeşitli etiketler kullanmak suretiyle
ötekileştirmesi ve tercihlerine saygı duymaması onu “modern bir ilkel“ yapar. 


 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kent-kulturu-kentlilik-ve-kentlesme)