# Kudüs İzlenimleri (III)

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kudus-izlenimleri-iii
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2015-11-12T19:32:33+02:00
- Güncelleme: 2015-11-12T19:32:33+02:00
- Yazar: KADİR ÜRÜNDÜ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Mescid
avlusunda bizi durduran rehberimiz, bilinçaltımızda Mescidi Aksa diye
şekillenmiş olan Kubbet-ul Sahra’nın alan üzerindeki sadece bir yapı olduğunu
bunun dışında küçüklü büyüklü onlarca yapının da bu alan üzerinde bulunduğunu
anlattı bizlere. 
Mescid
avlusu yöremizde perş diye adlandırılan geniş taşlarla döşeli ve yüksek
duvarlarla çevrilidir. Efendimiz, burada kılınan namazın sevabı, diğer başka
mekânlarda kılınan namazın beş yüz misli olduğunu buyuruyor. Mescid-i Nebevi
’de yani Medine-i münevvere’de  kılınan namazın bin misli, Mescid-i
Haram’da yani Kabe-i mükerreme’de  kılınan namaz için ise yüz bin misli
sevabının olduğunu yine Peygamber Efendimiz tarafından beyan buyruluyor.
Mescid-i Nebevi veya Mescid-i Haramda her taraf mermer olup devamlı bir bakım
ve onarım var iken burada ise Yahudiler bir çivi bile çaktırmak istemiyor. 
Üç
bin yıla dayanan tarihiyle Mescid-i Aksa ve avlusunda bulunan diğer kutsal
mekanlar âdeta, “Beni Yahudilerden kurtarın!” diye lisanıhal beyan eder gibi
dururken, mukaddes alan üzerindeki oyunlarını her geçen gün biraz daha büyüten
ve Müslümanların ibadeti üzerindeki çerçeveyi yeni uygulamalarla iyiden iyiye
daraltan Siyonist İsrail’in uygulamaları ise “Burayı er ya da geç sizlerden
alacağız” şeklindeki yıldırıcı ve bıktırıcı uygulamaları, kendisine ‘Ben
Müslümanım’ diyen herkesi derin bir mahcubiyet ve tefekküre itip, durumdan ders
çıkarmaya zorluyor doğrusu…
İşte
bu duygular içerisinde attığımız adımlarla mescit avlusunun içerisinde bulunan
kulübede nöbet tutan ve sonradan ‘Filistin Polis’i olduklarını öğrendiğimiz
sivil giyinmiş gençlerin sıcak bir şekilde selamlaması bozuk olan moralimizi az
da olsa düzeltmeye yetmişti.  Karşılaştığımız Kudüslüler, bizim
Türkiye’den geldiğimizi tahmin etmekte hiç zorlanmadan bize ‘Turki’ diye
sorduklarında tebessümümüzün ardından gelen ‘Evet’lerimizi beklemeden
duygulanıyorlardı.
Kudüs’ün
içler acısı hali için her defasında lisan-ı hal ile mahzuniyetini,
mahcubiyetini dile getirmiş olup, zaman zaman gözyaşı dökse de İlahiyatçı olan
rehberimiz Hasan Fehmi Ulus hocamız, nedendir  bilinmez Kudüs’ün fatihi
olan büyük komutan Selahaddin-i Eyyubi’nin ismini telaffuz etmekten kaçınıyor
olması dikkatlerimizden kaçmadı. Bu durum, içinde bulunduğumuz yüzyılda yeni
Selahaddinlere ihtiyaç duyulduğunu düşünenlerden olan ve bu niyetle,
 tıpkı ecdadı gibi, ‘Yeni bir Selahaddin’e de bizler vesile olabilir
miyiz?’ düşüncesiyle bir yıl önce dünyaya gelen oğlunu ‘Selahaddin’le
isimlendiren kardeşim Nezir Güneş’i en az benim kadar üzmüştü.
Rehberimiz,
Kudüs’ün yutulmasına ramak kaldığını ve bu duruma karşı bütün Müslümanların
bilinçli bir toplum, bilinçli bir gençlik yetiştirmesi gerektiğini tekrar
tekrar anlattı. Gördüğümüz manzara şüphesiz ki bunu doğruluyor idi…











Yahudiler,
Mescid-i Aksa’yı yıkıp, yerine Süleyman Mabedi’ni inşa etmek istiyor. Bu
niyetleri doğrultusunda da iddialara göre mescidin altında belli çalışmalar
yapıp, tüneller kazıyor, hafriyatlar yapmaya devam ediyorlar. Bu çalışmanın
mukaddes mekânın zeminde de geniş bir alana yayıldığı anlatıldı bizlere.
Anlayacağınız, Siyonist İsrail, hiçbir zaman olmadığı gibi şimdi de boş
durmuyor. Onun için de ümmetin biran önce bu duruma karşı duyarlı olması
gerekiyor. 
BİZİ, HZ. DAVUT'UN MAKAMINDA İSTEMEDİLER!..
Mescid-i
Aksa’da ilk namazımızı eda ettikten sonra Kudüs’teki Hz. Davut(A.S.) türbesinin
bulunduğuna inanılan mekânı ziyaret etmek üzere yola koyulduk.



Batı
Kudüs’te Osmanlı mimarisinin eserleriyle bezenmiş, yüksek taş duvarlarla
çevrili dar sokaklardan geçtikten sonra Hazreti Davut’un mekânına vardık. Uzun
simsiyah pardesülü, simsiyah fotör şapkalı ve kısa saçlı fakat başının her iki
yanından saçının bir kısmının uzatılıp 20 – 30 santimetre uzunluğunda
 örük yapıp sarkıtan aşırı dinci ve bir bakıma (Yahudilerin Din
 Şurası) olarak da kabul edilen kişilerin yaptıkları ibadetlerin sesi
dışarıdan dahi duyuluyordu. İçeride biraz gezindikten sonra topluca türbenin
bulunduğu mekâna girdik. Müslüman ve Hıristiyanların ibadet yerlerindeki
serbestliğin aksine, Yahudilerin ibadet yerlerine girilmesinden
hoşlanmadıklarını öğreniyoruz. Mimikleriyle ziyaretimizden duydukları
rahatsızlığı anlamamız çok fazla zaman geçmeden anlamış olduk. Uzun pardösülü örük
saçlı Yahudilerin çıkardıkları ve anlam veremediğimiz seslerin gölgesi ile
rahatsız edici bakışları altında aldırış etmeden Hazreti Davut’un makamının
başında dua için ellerimizi açıyoruz. Ancak her geçen dakikada birbirlerine
yanaşan ve şüphesiz ki bizden olan rahatsızlıklarını anlamlandıran mimiklerin
bizde oluşturduğu sıkıntının mahzuniyetiyle çok geçmeden dualarımızı
tamamlayıp, Yahudileri bu kez de Davut (A.S)’a şikâyet ederek türbenin başından
ayrılıyoruz. Dışarıya çıktığımızda aynı mekânda Osmanlılar tarafından yapılan
bir de caminin olduğu anlatılıyor bizlere. Ancak bu cami günümüzde maalesef
müze olarak kullanıldığı ve müze kılıfının da Yahudilerin, Müslümanları bu
mekândan uzak tutmak, ayaklarını bu mekândan çekmek için uydurulan bir yalan
olduğunu ve caminin de kapalı olduğunu öğreniyoruz. 
Yarın Filistin'in kanayan bir diğer yarası El Halil!...

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/kudus-izlenimleri-iii)