# Mü'min Zengin Olmak İçin Çalışmalı mı?

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/mumin-zengin-olmak-icin-calismali-mi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-04-22T16:49:42+03:00
- Güncelleme: 2014-04-22T16:49:42+03:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Aynı kelimeleri kullananlar değil, ayını kelimelere aynı
manayı yükleyenler anlaşabilirler. Peşinen söyleyeyim ki, bana göre; İslam,
akıllılara gelen bir dindir.İnsan anlamadığı şeylerden sıkılıyor ve yavaş yavaş uzaklaşmaya
başlıyor. Bu bağlamda Kur’an’ın iki ayeti üzerinde durmak ve bu vesileyle
“Kur’an’ı anlama” farkını ortaya koymak istedim. İnanıyorum ki Kur’an’ı
anladığımız zaman, onu daha çok seveceğiz.
 
YAŞAM VE
ÖLÜM
 Ve konuya bizi derinden sarsan ölüm ve yaşamı
birbiriyle ilintilendiren ayet ile başlamak istiyorum.
 “Hanginizin
daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve yaşamı (hayatı) yaratan O'dur. 67/2”
İnsanın anladığı ve kavradığı kadarıyla ölüm ve yaşam da
birer varlıktırlar. Zira yaratılmışlar.
Peki Allah, neden sıralamada önce ölümü; sonra da
yaşamı söylemiş? İnsan, bunun aksinin olması gerektiğini zannediyor. Önce
hayat, sonra ölüm olmalıydı. Çünkü insan önce yaşıyor/hayat sonra ölüyor. Yani;
yaşam ölümden önce gelir.
 
Bana göre buradaki ölümden maksat; ölümün oluşacağı
mekândır, ölümün kendisi değil ve hayattan da gerçek hayatın yeri; ahirettir.
Allah, ölümü yarattı derken: Ölüm olayının gerçekleşeceği yer/mekân ve hayatı
yarattı derken de; ebedi hayatın yerini kast etmiş olabilir. Çünkü dünyaya
gelmeseydik ölmez, ölmesek de ebedi hayata varamazdık.
Bilindiği üzere; dünya hayatı/diriliği sayılı ama ahiretin ki
ebedidir. Sayılı olan tükenir ve tükenen/biten de yok hükmündedir.
Bu düşüncemi Aziz ve Gafur’a da bağlıyorum. Allah’ın Gafur
sıfatı da Aziz’den sonra gelmiştir. Nasıl ki hayat da ölümden sonra gelmiş.
Yani; Aziz’i ölümle, ölümün yeri ile ve Gafur’u da hayatla, ebedi hayatın yeri
ile ilintilendiriyorum.
Neden?
 
Çünkü Aziz, dünyada; Gafur de ahirette icra ve tezahür
edilen sıfattır.
Ayetin anlamı şöyle olabilir: “O Allah ki ölümün ve hayatın
yerini yarattı.” Çünkü ahiret ebedi hayatın yeridir. Zaten hayat, o
hayattır. O ki ölümün ve hayatın icra edileceği yer(ler)i yarattı!
Şayet böyle anlaşılsa ki zaten ölümün icra edildiği yer,
hayatın icra edildiği yerden öncedir. Önce dünya sonra ahirettir. Aziz, ölüm
yeri olan dünya ile Gafur ise, ebedi yaşamın olduğu yer olan ahiret ile alakalı
ve ilişkilidir. Çünkü Allah, bağışlayıcılığını ahirette gösterir. Ve bu ilk
mekanda icra ettiklerinizi bundan sonraki mekanda karşınıza çıkarmaya
muktediriz. Bu iki mekanı, sahibi ayrı olan mekanlar olarak algılamayınız,
mesajını da içermektedir.Çukurlara düşmemek ve uçurumlardan düşmemek için bu
mesaj, birinci bariyer görevini de yapıyor. Ben böyle algılıyorum.
Madem yaşam ve ölüm elimizde değil onları yaratanın elinde,
peki nasıl bir hayat yaşamalıyız? İnanan biri, nasıl bir yaşam sürdürmeli?
 
ZEKAT VERENLER Mİ, ZEKAT VERMEK İÇİN ÇALIŞANLR MI?
İkinci ayet ise bu konuyla alakalıdır. Bir ayette
mü’minlerin sıfatı; “Onlar
ki zekât veririler. 23/4” olarak geçmektedir.
 
Bu ayeti böyle yorumlayanlar, zekât vermeyi mü’minlerin
sıfatlarından saymışlar. Fakat ben, bu ayeti; zekât verebilecek seviyeye
ulaşabilmek için çabalayan/çalışan olarak yorumluyorum. O yorumculara göre,
zekât veremediklerinden, fakirlerin durumu muamma!
Mü’minun suresinde; mü’minlerin vasıfları meal edilirken,
“zekât vermek” de sıfatlardan biri olarak sayılmış. Bu yoruma göre mü’min
sayılmak zekât vermeye bağlıdır. Ya zekât verme imkânı olamayan fakir, o mü’min
değil mi? Burada bir sıkıntı meydana çıkar. Bu sefer de “Gücü olup da (yani
zengin olup da) verenler” yorumuna gidilmiş…
 
Fakat bu ayeti şöyle yorumlarsak; “Onlar, zekât verecek
seviyeye ulaşmak için çalışanlardır.” Yani: mü’min; ekonomik açıdan da haylaz,
başıboş ve sorumsuz değildir. Veren el olmak adına gayret gösterir.
Peygamberimizin (s.a.s); “Veren el alan elden üstündür” sözünü de özümsemiştir.
Bu yorumlamaya göre, fakir de mü’mindir. Çünkü zekât
verebilecek seviyeye ulaşabilmek için çalışıyor. Ayrıca bu şekilde yorumlamak;
çalışmaya da sebep oluyor. Zira birinin mü’min sayılması için zengin olmak için
çaba göstermesi gerekir ve bu çalışması da zekât vermek için (bu niyetle)
olmalıdır.
 
Bana göre ayetin manası budur: “Zekât (vecibelerini
yerine getirmek) için
çalışanlar.” Zekât vermek ve zekât verebilecek seviyeye
ulaşabilmek için çaba ve gayret göstermek. Bu ikisi birbirinden ayrı şeylerdir.
Ayrıca bu
yorumda, mü’minlerin çalışması için bir teşvik de vardır. Veren, alan elden daha iyidir. Verebilmek için zengin
olmak, zengin olmak için de (helal dairesinde) çalışmak gerekir. İşte bu gayret
ve çalışma mü’minin şanındandır. İster bu çalışma ve gayreti neticesinde zengin
olsun, ister olmasın. Çalışmak mü’minin vasfındandır. Sadece zekât vermek
değil, zekât verecek seviyeye ulaşmak için çalışmak da mü’minin şanındandır.
 
Ben, “Liz - Zekatî fa’îlûn” cümlesi üzerinde düşündüm. “Liz
-Zekatî” yani; zekât için, “Fa’îlûn” yani; çalışan. Bu konuya bu şekilde
bakıldığında ayetin manası şöyle oluverir: “Mü’min, zekât için çalışandır.”
Yani; zekât verecek seviyeye ulaşmak için çalışanlardır.  Zaten,
“Fa’îlûne liz - Zekatî” olarak okunduğunda o manayı ifade etmektedir.
 
Allah murad ve maksadını daha iyi bilir, fakat muhtemelen
car ve mecrurun yani “Liz-Zekatî”nin öne alınışı bunun için olabilir; sadece
zengin olmak için çalışmayın, zekât verecek seviyeye ulaşmak için zengin olma
niyeti aklınızda bulunsun. Çalışma tavrınızda da dikkatli olun, niyetiniz zekât
vermek için olsun. Bu da ikinci bariyer görevini yapıyor.Yani
sadece zengin olmak için, hava ve hevesinizi tatmin için zengin olmayın.
 











































































En doğrusunu Allah bilir…

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/mumin-zengin-olmak-icin-calismali-mi)