# Nasıl Bir Çözüm?

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/nasil-bir-cozum
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-11-25T22:16:32+02:00
- Güncelleme: 2014-11-25T22:16:32+02:00
- Yazar: ALTAN TAN
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Son
otuz yıldır Kürt sorununa değinmeyen bir radyo ve TV haber bülteni ile içinde
bu konuyla ilgili yazı-haber-yorum bulunmayan bir gazete bulmak mümkün değil.
Son
iki yıldır ise neredeyse “çözüm süreci” ile yatıp, “çözüm süreci” ile
kalkıyoruz.
Peki,
nedir bu “çözüm süreci”?
Kürt
sorununun çözümü için neler yapılmalıdır? 
Kısa,
orta ve uzun vade de hangi adımlar atılmalıdır?
Öncelikle
belirtmek gerekir ki Devletin ve AKP’nin çözümden anladığı ile halkın yıllardır
beklediği çözüm aynı değil. Kürt halkının ezici çoğunluğu demokratik
(Demokratikleştirilmiş) bir cumhuriyette birlikte yaşamaktan yana.
Bu
birlikte yaşamanın sınırlarının Avrupa Birliği modelinde olduğu gibi tüm
Ortadoğu’yu kapsaması ve20. Yüzyılın başında cetvelle çizilen sınırların
ortadan kaldırılması ise en büyük arzu.
Demokratik
bir Cumhuriyette eşit ve özgür bir Kürt’ün bireysel ve kamusal hakları ile
ilgili taleplerini birkaç ana başlık altında toplamak mümkün:
1.Ana
dilde eğitim (Radyo, TV,gazete, dergi,kitap,müzik,kaset,camide vaaz,köy-kasaba,
şehir adlarının iadesi…)
2.Kürtçenin
kamusal alanda kullanılması (2.resmi dil)
3.
Bölgesel yönetim (etnik, dini, mezhebi değil coğrafi olarak)
Tüm
bu haklar sadece Kürtler için değil Kürtlerle birlikte dini,mezhebi,ideolojisi
ve etnik kimliği farklı (Alevi, seküler, dindar, gayri Müslim, Arap, Boşnak,
Arnavut, Gürcü…) herkes için geçerli olmalıdır.Ancak bu yeni “Demokratik
Cumhuriyet”in önündeki en büyük engel mevcut tekçi, laikçi ulus devlet
anlayışıdır.
‘Tam
Demokratik Türkiye’ ve‘Avrupa birliği hedefi’ ile iktidara gelen AKP hükümeti
ise 12 yıllık pratiğiyle bu konuda kendine bağlanmış umutları büyük oranda
tüketmiş bulunmaktadır.
Tükenmiş,
iflas etmiş ve son kullanma tarihi geçmiş mevcut paradigmayı değiştirerek, demokratik
yeni bir cumhuriyet inşa etmek yerine YÖK, Diyanet İşleri ve Milli Güvenlik
Kurulu gibi mutlaka kaldırılması gereken kurumları bile yerinde bırakarak; mevcut
sistemi ufak tefek tadilatlar ve makyajlarlaboyayarak yola devam etmek
istemekte; ancak Ortadoğu’daki ve Türkiye’deki sorunlar karşısında
bocalamaktadır. 
Böyle
giderse bir müddet sonra sorunları kontrol edemez ve yönetemez bir duruma
düşecektir.
Türkiye
Cumhuriyeti devleti(MGK-MİT-Asker-Polis…) ile maalesef iktidara yerleştikçe
“devletleşen/devletleştirilen” AKP’nin çözümden anladığı silahların susması,tabutların
gelmemesi, PKK’nin silah bırakması/bıraktırılması, gerekirse bir genel afla
PKK’nin dağdan inmesi/indirilmesi, Kürtlerin bireysel hakları ile ilgili ise
(Şarkı, türkü, kaset, kurs,seçmeli ders…) kısmi bir takım düzenlemelerin
yapılmasından ibarettir.
Özetle
ifade etmek gerekirse, Kürtlerin çözümden anladığı Türklerin sahip olduğu
hakların aynısını elde etmek,  AKP’nin
çözümden anladığı ise öncelikle silahların susması, Kürtlerinde mevcut
hallerine razı olup daha fazlasını talep etmemeleri ve “defteri”
kapatmalarıdır.
Silahları
susturacak/susturabilecek tek irade PKK olduğundan birinci muhatap olarak PKK
(Kandil-İmralı) seçilmiş, kimlik hakları ise ötelenmiştir.
Bu
yanlış anlayışın göstergeleri açıkça ortadadır. Ağıtlara,hoyratlara,destanlara
konu olan 12 Eylül’ün Diyarbakır Cezaevi hala kapatılmamış, bir günde
çıkarılabilecek seçim barajının düşürülmesi kanunu çıkarılmamıştır. Yasal,
anayasal düzenlemelere gerek duymadan çok kolay ve basit bir şeklide yapılabilecek
köy-kasaba-şehir adlarının iadesi yapılmamış, alayı-vala ile ilan edilen Kürtçe
seçmeli ders için ancak binbir badireden sonra mezun olabilen 1.500 Kürtçe
öğretmeninin ise açlık grevlerine kadar uzanan büyük mücadelelerden sonra ancak
18’inin ataması yapılabilmiştir.
Savaşın
durması, “Dağda silahla gezileceğine, ovada siyaset yapmanın/yapabilmenin”
sağlanması şüphesiz ki çok önemlidir ve çözümün olmazsa olmaz mütemmim cüzüdür.
Ancak
insani,vicdani,İslami…Demokratik haklar asla silahların susmasına rehin
tutulamaz. 
Velevki
olaylarda her gün 100 kişi hayatını kaybetse bile temel hak ve özgürlükler yok sayılamaz,
inkâr edilemez, ertelenemez.
Kaldı
ki dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde rastlanılmayan %10’luk seçim barajı
için “PKK dağdan inmezse seçim barajı kaldırılmaz” veya “Silahlar susmazsa ana
dille eğitim olmaz, cem evleri, tekke ve zaviyeler açılmaz” denilemez.
Demokratikleşmenin
her şart ve ortamda sağlandığı bir yerde bu konularla ilgili hiç kimse ile herhangi
bir pazarlığa da gerek kalmaz.
Demokratik
hakların tanınması ile silahların susması/susturulması (Sebep sonuç ilişkileri
açısından birbirleri ile ilintili olmakla beraber) birbirine karıştırılamaz.
Demokratikleşme
ile silahların susturulması siyaseti aynı anda birlikte yürütülebilir/
yürütülmelidir.
AKP’nin
(Devletin) bütün bu yanlış ve olumsuz tavırlarına rağmen “Çözüm yoksa savaş”
yaklaşımını da doğru bulmuyorum.
Irak,
Suriye ve Lübnan örnekleri bütün korkunçluğu ile gözler önündedir. Toplumu iç savaşa
kadar sürükleyebilen şiddet eylemleri çok büyük acılara ve perişanlıklara yol açmaktadır.
Bu
gibi kavgaların-savaşların taraflar açısından “Kazananı” olmamaktadır. 
Türkiye’nin
son 30 yıllık tarihinde Türkler ve Kürtler başta olmak üzere herkes için büyük
dersler bulunmaktadır. 
2013
Newroz’unda ilan edilen “Bu günden itibaren Kürtlerin Türkiye içindeki hak
arama mücadelelerinde silahlı mücadele taktik olarak değil, stratejik olarak
sona ermiştir, bundan sonraki mücadele fikri, siyasi ve demokratik olacaktır”
beyanı tarihidir ve çok önemlidir. 
Mücadeleye
bu yolda devam edilmelidir.
En
doğru ve en kestirme yol budur.

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/nasil-bir-cozum)