# Ö(ğ)ren Bayan

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/ogren-bayan
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-08-20T13:09:48+03:00
- Güncelleme: 2014-08-20T13:09:48+03:00
- Yazar: KÜBRA CEYLAN
- Kategori: KÖŞE YAZISI

İnsanın kendi kimliğini oluşturma
sorumluluğu vardır.Bu kişi Müslüman ise bu kimliğe paralel bir ilerleme söz
konusu olmalıdır.Zira Kur'an'ın öngördüğü 'Erdemli insan modeli' ancak bu
paralellik söz konusu olduğunda oluşabilir.
İnsan cinsinden objektifimizi kadın
kimliğine çevirerek kendimizce tanımlamak istiyoruz.Tanımlamaktan kastımız
aslında tanımak.
 
Allah,kadın kimliğini kul olarak niteliyor Kur’an-ı Kerim’de.Varlık
amacının kendisine kulluk olarak tanımlıyor.Çatı olarak gördüğümüz bu kimliğin
alt kimlikleri vardır muhakkak.Bunlar;anne kimliği,eş kimliği,cinsi kimlik olarak
sıralanır.Bu tarz kimliklerin bazen kadının asıl misyonu önüne geçirilip dar
bir alanda hapsedildiğine şahit oluyoruz.Burda en çok suistimal edilen kimlik, annelik
kimliğidir.Bu kutsal kimliğin, sözde hakkını vermek amacıyla farklı
tanımlamalarla kadına vicdan yaptırılıp toplumun inşasından uzak tutulmaya
çalışılmaktadır.Burda şöyle bir eleştiri yapılabilir.Kadın annelik kimliğinin
hakkını verebilirse; yani çocuklarının kimliğini oluşturabilirse toplumu inşa
etmiş olmaz mı?Beklenilen eleştiri, değil mi?Bu eleştiriye şöyle bir soru
yöneltmek istiyorum.Kimliğini oluşturamayan bir anne ne derece çocuğunun
kimliğini(şahsiyetini) oluşturabilir?
PEKİ kadın kimliğini nasıl oluşturmalıdır?Bunun
cevabı elbetteki ilimdir.Bilgi ve bilgi ahlakını edinmiş bir kadın kendini
gerçekleştirmiş ve kimliğini oluşturmuş demektir.
 Kimliğini ilimle inşa etmeden bir kadının
annelik yapacağına inanmak büyük bir yanılgıdır.
 Kadının İlmi Konusunda Olumsuz Algı
Bu mesele çok konuşuldu,konuşuluyor ve
sanırsam hayat var oldukça da konuşulacaktır.Mühim bir mesele olmasından dolayı
çok yadırganmasa gerek.
''İlim talep etmek kadın erkek bütün
müslümanlara farz-ı ayndır.(İbn Mace,Mukaddime,17)Bu hadisi kimileri ''İlim
sadece erkeklere farzdır.Kadınlar kırsın dizini evinde otursun'' olarak anlamış
ve yorumlamıştır.Bu zihniyetin çarpıklığının sebebi,dini amuda kaldırıp
anlamaktan başka bir şey değildir.
 Kadının bu olumsuz kimliği yüzyıllardır devam
etmiş ve etmektedir.Kadının ilim tahsil edemeyecek kadar eksik olduğunu ve buna
güç yetiremeyeceğini tabiri caizse aklının noksan olduğunu söylemişlerdir.Bu
durumdan çok önemli alimlerimiz bile etkilenmiştir. Prof.Dr.İbrahim
Sarmış,''Rivayet Kültürü ve Olumsuz Kadın Algısı'' kitabında bu durumu  şöyle açıklamaktadır.''Toplumsal
gelişme,anlayış ve zihniyet değişikliği,toplumun tüm katmanlarını etkiler.Bu
değişimden birer insan olan İslam alimlerinin etkilenmediğini sanmak yanlış
olur.Bu sebeple eski örf,adet ve geleneklerle, dış kültürün etkisiyle ,Hz.
Peygamberden sonraki zaman dilimlerinde kadınlara yönelik olarak gelişen
olumsuz zihniyet İslam alimlerini etkilemiş ve bu husus onların eserlerine de
yansımıstır.Bu durum onların yazmış oldukları tefsirlerde,hadis
şerhlerinde,ahlak,eğitim taasavvuf vb.kitaplarda gözlemek mümkündür.Nitekim
İmam Gazali(ö.505/1111) yazmış olduğu İhyau Ulumiddin adlı eserinde bu bakış
açısıyla hareket etmiş ve kitabının Nikah bölümünde bizim eleştirdiğimiz ''Aklı ve dini eksik olduğu halde,akıl
sahibi erkeklere galebe çalabilen sizden başka varlık görmedim.''  rivayetini delil olarak
almıştır.Bu da siyah tondaki kadın algısını bize net bir şekilde göstermektedir.
 
 
  Algının Bertaraf Olması
 Kadının
ilim konusunda çoğu zaman ders verdiğini,kadın alimlerimizin rahle-i tedrisinde
birçok erkek alimin yetiştiğini tarih bize resmediyor.Bu alim kadınlardan olan
Zeyneb binti el-Kemal'in medreselerde,saraylarda ve çeşitli ilim merkezlerinde
ders verdiği anlatılır.Zeynep binti el-Kemal’in  ders halkasında sadece kadınların değil 400
erkeğin bulunduğu ve bu 400 kişinin arasında birçok alimin olduğu söylenir.
“Medine’de Aişe binti Abdurrahman, fetva
veren çok meşhur hanım âlimlerdendi. Dönemin birçok fetva veren âlimi ona
danışmadan fetva vermezdi. Ummu Derda yine bunlardan biridir. “Tuhfetu’l
Fukaha” kitabının yazarı imam Alauddin Semerkandi’nin fakihe bir kızı vardı.
Adı Fatıma idi. Bu hanım âlimden ders alan bir talebesi, onun “Tuhfetu’l
Fukaha”sını “Bedaiu’l Sena’i” adıyla şerh eder. İmam Semerkandi daha sonra
kızını, bu talebesi ile evlendirir. Bu talebe, günümüzün ünlü Hanefi
âlimlerinden İmam el-Kesani’dir. İmam Kesani daha sonra eşi Fatıma ile Halep’e
ders vermek için gider. İmam Kesani’nin talebeleri der ki, bazen hocamıza zor
sorular sorardık ancak o bizden izin alıp evine giderdi. Evden döndükten sonra
bize zor sorunun cevabını çok detaylı bir şekilde anlatırdı ve bu sıkça olurdu.
Sonra anladık ki İmam Kesani bu soruların cevaplarını almak için eşi Fatıma’ya
gidiyor ve ondan aldığı cevapları getirip bizimle paylaşıyordu.”
 Bütün bunlar şunu gösterir ki toplumun inşası
için, toplumun diğer yarısı olan kadın kimliğinin inşa olması gerekir.Zira
bunun en etkili ve gerçekçi olan yolu da ilim ve ilmin yuvalarıdır.
 Günümüzde kadınların ilimden uzak durması ve
tutulması tamamen bir akıl tutulması ve bir  yozlaşmadır.Kendini ilimle,edeple inşa
edemeyen kadın ;inşa için başka şeylere yönelmesi toplumun  katliamı ve kimliksizleşmesi demektir.
Kadın; düşünen,öğrenen,öğreten ve üreten
olmalıdır. Ne vitrinlerde süs bebeği ne de elinde ilim tahsil etme yetkisi
alınmış bir süs bitkisi olmalıdır.
Kadının üst kimliği kulluğudur.Diğer
kimlikleri bu kimliğin sac ayaklarını teşkil eder.Kadın kimliğini oluşturan
unsurların sıralaması değiştirilmeye kalkışıldığında;kadın elinde danteliyle,
mutfakta pişirdiği iki kap yemeğiyle görevinin bittiğini sanar.Sonra piyasada
anneli yetimler çoğalır ve çocuklar neden böyle diye hayıflanır dururuz.
 Vahyin ışığında yetişmiş bir kadın kimliğinin
oluşması ve ümmü’l ümmet olmaları ümidiyle...Selam ile.









































 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/ogren-bayan)