# Oruç Tutmak / Sabır Eğitimi

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/oruc-tutmak--sabir-egitimi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2015-06-22T13:00:56+03:00
- Güncelleme: 2015-06-22T13:00:56+03:00
- Yazar: DURSUN ALİ COŞKUN
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Hz. Peygamber, bütün ibadetler
gibi orucun da insan davranış­larını etkileyen, düzenleyen yönlerine işaret
eder: “Oruç bir kalkandır. Oruç­lu, saygısızlık yapmasın, ahlâksızca
konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa,
‘Ben oruçluyum.’ desin. Bu canı bu tende tu­tan Allah’a yemin ederim ki
oruçlunun (açlıktan dolayı değişen) ağız kokusu Allah nezdinde, misk kokusundan
daha hoştur. (Allah, oruçlu için şöyle buyurur): ‘O, yemesini, içmesini ve
cinsel isteklerini benim için terk ediyor. Oruç benim içindir. Onun mükâfatını
ben vereceğim. Bir iyiliğe ise on misli ecir vardır.”'


Hz. Peygamber bu hadisinde orucu
kalkana benzetmektedir. Kalkan, nasıl ki savaşta askerleri düşmanın ok ve kılıç
darbelerine karşı koruyorsa, oruç da sahibini öyle korur. Üstelik sadece
dışarıdan gelecek saldırılara karşı değil kendi nefsinden, şehevi arzularından,
şeytanın vesveselerinden de onu korur. Bu hassasiyetle oruç tutan kişi dünyada
günah ve kötü­lüklere, âhirette ise cehennem azabına karşı korunmuş olacaktır.
Oruçlu, kalkanı öncelikle kendi elinden ve dilinden sadır olabilecek yanlış
tutum ve davranışlara karşı kullanacaktır. Bu nedenle kimseye karşı kaba davra­nışlarda
bulunmayacak, cahil ve zorba tutumlar içine girmeyecektir. Şayet bir başkası
ona sataşır, kavga ve dövüş edecek olursa bu defa da oruç kal­kanını ona karşı
kullanacaktır. Çünkü böyle davranmak zor olsa da öfkeyi yenmenin ve yanlış
yapana iyilikle karşılık vermenin bir şeklidir.


Oruçluya yakışan, aç olmasına
rağmen, yüzünden tebessümü eksik etmemektedir. Gönül kırmak, inanan insana,
hele oruçlu bir Müslüman’a yakışmaz. Güler yüz ve tatlı dil, oruç ibadetinin
ruhuna verdiği dinginlik­le birleşerek insanın ilâh! Rahmet esintisine
ulaşmasını sağlar. İnananlar nefislerini körelterek ruhlarına huzur veren ve
gönüllerinde sevgi, mer­hamet, şefkat duygularını artıran orucun aydınlığını,
yaptıkları hatalarla gölgelemekten sakınırlarsa karşılığını fazlasıyla
göreceklerdir. Oruçlunun ayrıntı sayılabilecek fakat orucunu güzelleştirecek
davranışlarda bulun­ması, mahzurlu davranışlardan sakınması ona bambaşka mânevî
boyut­lar kazandıracaktır.


“Oruçlunun ağız kokusu Allah
katında misk kokusundan daha güzeldir. buyuran Peygamber Efendimiz,
Allah’ın rızasını elde etmek niyeti ile aç kalmaktan dolayı ağızda oluşan kötü
kokunun bile böylesine güzel bir niyetten kaynaklandığı için Allah katında ayrı
bir anlam ifade ettiğini be­lirtmektedir. Kaldı ki oruçlunun orucunu
güzelleştiren hususlardan biri de ağız ve diş temizliğidir, Nitekim, “Oruçlunun
iyi davranışlarından birisi, misvak kullanmasıdır.” rivayeti bunu ifade
etmektedir.


Oruç, kişiye ahlâkî güzellikleri
kazandırması bakımından da çok önemlidir. Çünkü oruç insana sabır, takva ve
şükretmeyi öğretir. Kişi bir yandan orucum bozulur endişesi ile nefsinin
arzularından sakınırken, öbür yandan da istenilen şekilde oruç tutabilmek için
iyi hasletler sergile­meye çalışır. Tuttuğu her oruçta nefsine hâkim olma
kabiliyetini geliştirir. Bu ayda sabır, müminin bütün benliğini kaplar. Geçici
bir süre uzak ka­lman maddî gıdaların yerini mânevi gıdalar alır. Artık kalp,
Allah’ın adı anıldığında ürpermeye başlar.


Oruç, bir sabır sınavıdır. İnsan
oruçlu iken önünde duran yemeğe eli­ni uzatmaz, kötü söz söylemez, kem gözle
bakmaz, başına gelen her türlü olumsuzluğu olgunlukla karşılar. Oruçlu olduğu
sürece açlığa, susuzluğa ve her türlü günah ve kötülüğe karşı sabreder. Bundan
dolayı da Allah Resûlü, “Oruç, sabrın yarısıdır.’ buyurur.


Kur’ân-ı Kerîm’de, “Ey iman
edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere
farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” buyrulmuştur. Oruç, insanın
kötülüklere karşı oluşturduğu mânevî korunma hâli olan takvayı, muhkem ve
sağlam bir kalkana dönüştürür. Bundan dolayı oruç yalnız belirli bir zaman yeme
ve içmeden el çekmek değil, aynı za­manda her türlü kötülükten sakınmak için
iradenin güçlendirilmesi eğiti­midir. Oruç sayesinde o, ruhunu ve gönlünü takva
ile besler. Yine oruçla ilgili âyette yer alan, “...lealleküm teşkürûn.”
(Umulur ki şükredersiniz.) ifa­desi de hem oruç konusunda tanınan birtakım
ruhsatlar için şükretmeye hem de belli saatlerde el çekilen nimetlerin kadrini
anladıktan sonra, on­ları bahşeden Allah’a karşı tazim ve şükür görevinin
yerine getirilmesinin gereğine işaret etmektedir. İbadetleri yerine getirmeye
gayret eden kişinin Allah’ın kendisine verdiği sayısız nimetlerden istifade
etmesine karşılık şükretmesi, kulluğunun bir gereğidir. Çünkü o yaptığı bütün
ibadetleri Allah ın lütuf ve ihsanı sayesinde yapılabildiğinin farkındadır.
Oruç ve Ramazan ile ilgili hükümleri beyan eden âyetlerin sonunda yer alan, “leallehum
yerşüdun. (Umulur ki doğru yolu bulurlar.) ifadesinin de oruç tutanların
Ramazan boyunca edinilen değerlerle donanacakları ve doğru yolu bulma çabası
içinde olacakları anlamına geldiği söylenebilir.


Hz. Peygamber, “Yalanı ve
yalana göre hareket etmeyi terk etmeyenin yemeyi içmeyi bırakmasına Allah’ın
ihtiyacı yoktur” buyurmaktadır. Oruç­lunun yalandan, yalancı
şahitlikten, iftiradan, dedikodudan, kötü söz ve dav­ranışlardan uzak
durması, orucun en önemli âdâbındandır. Dedikodu, gıybet gibi fiiller,
aslında hiçbir zaman Müslüman’a yakışmaz. Müslüman, dürüsttür, dosdoğrudur. O,
gönül kırmaz, küs durmaz. Yüce Allah, gıybet et­meyi, insanın ölü
kardeşinin etini yemesine benzetir. Gıybet, genel olarak günah olsa da
oruçluyken gıybet etmek daha kötüdür. Zira gıybet, orucun bereket ve sevabını
siler. Pek çok âlim gıybetin orucu bozmayacağını ka­bul etse de ibn Hazm
gibi bazı âlimler oruçlunun gıybet etmesi hâlinde orucunun bozulacağını bile
söylemişlerdir.


Kutlu Nebî’nin, “Oruç tutan
nice kimseler vardır ki oruçtan nasibi sadece aç kalmaktır. Geceyi ibadetle
geçiren nice kimseler vardır ki kıyamdan nasibi sadece uykusuz kalmaktır.”
hadisinde de oruç ibadetinin şekil şartlarının ötesinde, birtakım derunî
özelliklerinin olduğu vurgulanmaktadır. Kulun kemale erip olgunlaşmasına katkı
yapan ibadetler, ahlâktan ayrı düşünüle­mez. Hakkıyla kılınan bir namaz
insanı nasıl kötülükten alıkoyarsa hak­kıyla tutulan oruç da böyledir. Oruçtan
istifade edebilmesi için kişinin sadece midesiyle değil bütün organlarıyla oruç
tutması gerekir.


Oruçlu için mûstehap olan
hususlann başında sahura kalkmak gelir. Sahur yemeği bereketli
bir yemektir. Peygamber Efendimiz, Müslümanlar ile Ehl-i kitabın oruçları
arasındaki en büyük farkın sahur yemeği oldu­ğunu ifade etmiş, az bir şeyle de
olsa sahur yemeği yememizi tavsiye etmiştir. “Sahura kalkın. Çünkü sahurda
bereket vardır.” hadisinde Allah Resülü sahurun Ramazan gecelerinin
bereketli vakitleri olduğuna işaret et­miştir. Namaz kılmak için ya da
Ramazan gecelerindeki sahur yemekle­rinin bereketini yakalamak için uyanmak,
aslında kulluğa uyanmaktır. Orucu tüm şartlarına uyarak, müstehap olan
uygulamalarıyla tutmak onu daha da güzelleştirecektir. Böylece sadece oruç
tutanların girebilecekleri Rcyyân Kapısı'ndan geçerek Allah’ın rızasına
ve cennetine girenler arasına girmek mümkün olabilecektir."


Ramazan ayının müstehap olan
uygulamalarından biri de iftarlarımı­zı acele yapmak, akşam namazını kılmadan
önce oruçlarımızı açmaktır. Allah Resülü akşam namazını kılmadan önce orucunu
birkaç yaş hurmayla, hurma bulamadığı zaman kuru hurmayla, o da
yoksa birkaç yudum suyla açardı. Orucu hurma gibi tatlı bir şeyle açmak ise mendup,
başka bir deyişle hoş bir davranıştır. Belki bu uygulama, bu güzide meyvenin
tadı ve bereketiyle, Ramazan’ın tadına ve bereketine çok yakışmasındandır.
Resûlullah’ın (sav) kış günlerimle kuru hurma ile yaz günlerinde ise su
ile orucunu açtığına dair rivayetler de vardır.


Oruçludan yapması beklenen
güzelliklerden biri de Kur’an’ın indi­rildiği bu mübarek ayda çok Kur’an
okumaktır; Bilindiği gibi Hz. Peygam­ber, Ramazan gün ve gecelerinde bol
bol Kur’an okurdu. Genç sahâbî İbn Abbâs, Rahmet Elçisi’nin Ramazan
ayında Kur’an ile ilişkisini şöyle tasvir etmektedir: “Allah Resûlü
insanların en cömerdi idi. Cömertliğinin zirve­sinde olduğu zaman ise Cibrîl
ile çokça buluştuğu Ramazan ayı idi. Cibril Ramazan’ın her gecesinde
Peygamber’le buluşur ve onunla Kur’an’ı karşı­lıklı okurlardı...” Önce Hz.
Peygamber, Cibril’e okurdu, buna "arz" denir­di. Sonra aynı
âyetleri bu defa Cibril okurdu ki buna “mukabele” denirdi. İşte Cibrîl-i
Emin'in Allah Resûlü ile yapageldiği Ramazan mukabeleleri asırlardır
geleneksel bir şekilde hemen hemen bütün camilerde tatlı bir yadigâr olarak
devam etmiş ve âdeta orucun, Ramazan’ın ayrılmaz bir par­çası hâline gelmiştir.


Kur’an okumanın yanı sıra iftar
ve sahur yemeklerinde dua etmek de orucun âdâbındandır. Allah Resûlü
Ramazan ayları dışında da sofrada dua ederdi. Peygamber Efendimiz, yemek yediği
zaman, “Bizi yediren, içiren ve bizi Müslüman yapan Allah’a
hamdolsun.” “Güzellikle ve bereket dilekleriyle dolu, ama bir o kadar yetersiz
olan ve dilimizden düşürmediğimiz, vazgeçemedi­ğimiz tüm övgülerle sana
çokça hamd ediyoruz ey Rabbimiz!” diyerek Allah’a olan şükrünü
ifade ederdi. Peygamber Efendimiz orucunu açtığı zaman, “Susuzluk gitti,
damarlar suya kavuştu. İnşallah orucun ecri de hâsıl oldu.” şeklinde veya “Ey
Allah’ım! Senin rızan için oruç tuttum. Senin rızkınla orucumu açtım”
diyerek orucunu açardı. Yemek yedikten sonra da, “Oruçlular yanınızda iftar
etsin, iyiler yemeğinizden yesin, melekler size dua etsin.” diye dua
ederdi. Hz. Peygamber ayrıca adaletli yönetici, iftar etmek üzere olan
oruçlu ve mazlum kişinin duasının geri çevrilmeyeceğim söyleyerek if­tarda
dua etmeye teşvik ederdi.


Ramazanda iftar yemekleri vermek,
Rezzâk olan Rabbimizin bize verdiği rızıkları kardeşlerimizle paylaşmak,
Halil İbrahim bereketini umdu­ğumuz sofralarda buluşmak bize
mânevî ecirler kazandırır. Bazen bir tek hurma bile cennete vesile olur. Âişe validemiz
anlatıyor: “Yoksul bir kadın, iki kızını yüklenmiş kapıma geldi. Ben de
kendisine üç kuru hurma verdim. Kızların her birine birer hurma verdi. Yemek
için bir hurma da ağzı­na attı. Derken kızları annelerinin ağzındaki hurmayı da
yemek istediler. Kadın yemek istediği hurmayı hemen ikisinin arasında pay etti.
Onun bu hâli benim pek hoşuma gitti. Allah Resûlü’ne kadının bu davranışından
bahsettim. Efendimiz buyurdular ki: ‘Bu hurma hatırına Allah ona cenneti vacip
kılmıştır. Veya bu hurma hatırına onu cehennemden azat
etmiştir.”


İftar sofralarına mümkün mertebe
yoksulların davet edilmesi bir ta­rağın dişleri gibi birbirine eşit olan
insanların aynı sofra etrafında buluş­masını sağlar. Allah Resülü, “Bir
oruçluya iftar veren, o kişinin sevabı kadar sevap elde eder. Oruçlunun
sevabından da hiçbir şey eksilmez." buyurarak iftar
davetlerini teşvik etmiştir. Yemeklerde israfa kaçılmaması ve sünnete uy­gun
davranılması gerekir. Allah Resülü, misafiri olduğu ev sahibine ken­disi dua
ettiği gibi ashabına da dua etmelerini tavsiye etmiştir.


Oruçtan nasibi aç kalmaktan öteye
geçmeyen kimselerin durumuna düşmemek için gözler, kulaklar, eller, ayaklar,
kalp ve ağız, mideyle bera­ber oruç tutmalıdır. Allah Resülu’nün uyarıları oruç
tutarken de rehberi­miz olmalıdır.


Dursun Ali Coşkun


Kaynak: Hadislerle İslam


 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/oruc-tutmak--sabir-egitimi)