# Sorunların Çözümünde “Nedeni” Doğru Algılamanın Rolü!

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/sorunlarin-cozumunde-nedeni-dogru-algilamanin-rolu
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2015-05-12T13:51:58+03:00
- Güncelleme: 2015-05-12T13:51:58+03:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Sorunların Çözümünde “Nedeni” Doğru Algılama Faktörü!


 


Her düzeydeki biyolojik organizma belli özelliklere sahiptir.
Bu özelliklerden en önemlisi, her canlının mutlaka özel bir şekilde organize
olmuş yapısı ya da yapıları vardır ve bu yapılar birbirleri ile uyumlu bir
şekilde çalışır. 


Herhangi bir
unsurda meydana gelen bir ‘kasılma’ diğer tüm unsurları etkiler. Bu da o canlı
organizmanın uyumlu işleyişini engeller ve zamanla bozulmasına neden olur.


Bu açıdan
baktığımızda, toplumların ve toplumsal sistemlerin de tıpkı bir biyolojik
organizma gibi, organize ve uyumlu bir yapıya sahip olduğunu görürüz. İşte o
sistemi oluşturan herhangi bir unsurdaki ‘kasılma’ diğer unsurların da
işleyişini engeller.


Peki, bu kasılmanın temel kaynağını tespit etmeden önce, doğurduğu
sorunlarla uğraşmak ve sorunları bu paralelde çözmeye çalışmak ne kadar doğru
ve etkili bir yoldur? 


Sorunların
ana kaynağını bulmak ve ortadan kaldırmak, uygulanacak en akıllıca strateji değil
midir?


Bazı
sosyal ve siyasal sorunların çözümlenememesinin temelinde de aslında böylesi
bir stratejinin olmaması yatmaktadır. Yanlış strateji yanlış eylemi
oluşturur. Yanlış eylem ile doğru neticeye varılmaz. Sorunların çözümünde
neden(ler)i doğru algılama çok önemlidir. Bunun için de doğru kişilerden bilgi
alınmalı yani doğru kişilerle iletişim içinde olunmalı! 


Toplumdaki sosyal ve siyasal sorunların
temelde yanlış teşhisler üzerinden ‘yanlış yöntemlerle’ tedavi edilmeye,
çözülmeye çalışılması, o sorunların daha da içinden çıkılmaz bir hal almasına
neden olur. Bu da sorunların kısır döngü
içerisinde ‘kangrenleşmesini’ beraberinde getirir. 


Asıl
değinmek istediğim konu, bu ümmetin/ümmet unsurlarının oluşturdukları
devletlerin Kürtleri; bir sorun olarak görmeleri. Peki, Kürtler
gerçekten ‘Sorun mu’? Bu soruyu her birimiz kendine sorsun ve cevaplamaya
çalışsın.


 Buradan yola çıkarak, benim de vatandaşı
olduğum bu devletin asli unsuru, vatandaşı ve daha da ötesi insan olan
Kürtlerin; bir sorun olarak görülmesi, Türkiye’nin temel sorunu haline
gelmesi ve çözümünün uzamasının temelinde, bu minvalde bir yaklaşımın olması
konusu, beni hep rahatsız edip durmuştur.


Böyle düşününce ve bu düşüncelere
samimi cevaplar aradığınızda kasılmalar başlar… 


Kasılmaların devamı yine aynı; yanlış
teşhisler ve beraberinde uygulanan yanlış tedavi/çözüm yolları… Ben buna bir de
samimiyetsizlik ve ciddiyetsizlik faktörlerini de ekliyorum… 


Konu çözüme geldiğinde; her kafadan bir
ses çıkmaya, hemen bir şeyler yazılmaya çizilmeye başlar. O sesler ve sözler
makalelere, kitaplara ve hatta ansiklopedilere sığmaz, taşar olur ama sonuç; “kitaplıkların
bir rafında en az içindeki tozlar kadar tozlanmayı beklemekten öteye gitmiyor.”


Sorunun çözümü ile ilgili bir şeyler
yapılıyor görüntüsü verilerek hiçbir pratiğin olmayışı ama bu kadar çok
teorinin üretiliyor olması, çözüme ulaşma yolunda samimiyetsizliğin ve
ciddiyetsizliğin bir göstergesi değil midir?


 Şimdi,
burada geçen zamanın ve yanlış algının beraberinde getirdiği yaklaşımların
yetersizliklerini yazarak; o olumsuzluklara katkıda bulunmayacağım. Ama şunları
da dile getirmeyecek değilim; Susmak bizi karanlığa itiyor, bu konuların
konuşulması gereklidir diyenlere saygı göstermekle beraber, konuşulan şeyin
altının doldurulamamasına tepki göstermek de o kadar saygıya değerdir.


Belli bir dönem, ‘kart-kurt’ söylemlerinin ardından,
‘bölgede sadece güvenlik sorunu var’ ve şimdilerde, ‘sorun sadece ekonomik bir
sorundur’ söylemleri, bu algılamalardan sadece belli başlı olanlarıdır…


 


 Onca zaman kaybı ve ödenen onca bedel
birbirine benzer yanlış yaklaşım ve politikaların neticesidir. Meselenin bu
yanlış algılama üzerinden günümüze kadar gelmiş olması, bizi daha iyi bir
noktaya getirmesi yerine, daha da kasılmamıza, gerilememize neden olmaktadır.


Neden(ler)i algılamak ve iyileştirmek
yerine ‘nedenin sonucunu’ ortadan kaldırmakla uğraşmak ve sorunun böylece
biteceğine inanmak abesle iştigaldir. Böyle bir yaklaşım tarzı
Nietzsche’nin de ifade ettiği gibi; “Bir
dağın otunu sürekli biçmeye benzer. Siz istediğiniz kadar otları tırpanla,
biçerle ne ile isterseniz biçin o kökler orada olduğu sürece o otu
bitiremezsiniz.”


Sorun veya sorunların bu yanlış
çerçeveler içinde, betimlenmeden ve empati kurulmadan çözülmeye çalışılması
yanlış olacak ki bu konuya olan böylesi yaklaşımlar ve çözüm önerileri de
hayat belirtisi göstermekten uzak olmaktadır.


İlk etapta bu kasılmalara ve
gerilmelere neden olan yanlış algının algılanması gerekmektedir. Sonrasında ise
Kürtlerin taleplerini anlamak için gerekli zemin oluşturulduktan sonra,
iktidarı, muhalefeti, sivil toplum kuruluşları ile beraber sorumlulukları olan
herkesin insiyatif alması ve ortak aklın oluşmasına zemin hazırlanmasıdır. Sorun
bu şekilde ele alınmalı…


Meselenin şimdiye kadar ya değinilmemiş
veya samimiyet dairesinde pek az değinilmiş; “dini” boyutunun da olduğunu
belirtip siz değerli okurlarımı fazla sıkmamak adına şimdilik bu satırları
yazmakla yetiniyorum.


 { M. Burhan Hedbi }

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/sorunlarin-cozumunde-nedeni-dogru-algilamanin-rolu)