# Suriye Hakkında Öngörüler

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/suriye-hakkinda-ongoruler
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2012-12-21T15:58:11+02:00
- Güncelleme: 2012-12-21T15:58:11+02:00
- Yazar: ŞEREFXAN CİZİRİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

        
Suriye ülke olarak doğal ve tarihi 
bir mecrada oluşmuş bir devlet ve toplum değildir. Belirgin özelliği 
şudur; birbiriyle yamalanmış bir toplum olmasıdır. Din, etnisite, 
ekonomik olanaklar, siyasi erk doğal yapısıyla oyum içinde olmamıştır 
şimdiye kadar. Suriye toplumunda görülmemiş bir zulüm, bir gaddarlık ve 
talancı bir yapı sonucunda oluşmuş bir kültürün tezahürleri olan siyasi 
davranışları, demokrasi kültürü, insan hakları, hukukun üstünlüğüyle 
entegre etmek mümkün değildir zaten. 
        
Kimse şalgamdan baklava yapabilir mi sanki? 


        
Ayrandan pekmez üretmek olanaklı olabilir mi hiç?  


        
Baasçılardan da demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü beklemek doğru bir tavır olabilir mi? Elbette hayır!

Bazen olmazları yana yana getirerek bir iş becerdiğimizi zannediyoruz 
ama sorunun kendisi aslında başka kuşaklara fatura ediliyor. Bu 
sorunların acılarını, gerginliklerini, kutuplaşmalarını, eşitsizlikleri,
 düşmanlıkları hep gelecek nesillere havale ediyoruz.


        
Bu tutumun ne kadar ahlaktan yoksun olduğunu belirtmeye gerek var mı?


        
Malum uluslararası güçler Suriye devlet ve toplumunu masa başında 
ürettiler ve zamanın siyasi konjonktürüne göre de bunu bir mekâna 
oturttular. Suriye’ye biçilen elbise, uygun görülen devlet biçimi her ne
 kadar Fransızlaştırılmak istenmişse de siyasi ve maddi altyapısı buna 
uygun değildi. Mesela Kamışlıya bir Fransız İmar Planı uygulayarak 
burasını bir Fransız yerleşim birimi gibi yönetmek mümkün müdür? 
Değildir tabi! Bunun ekonomik alt yapısı, kültür, siyasi zihniyet, üst 
yapı ilişkileri olmadan nasıl gerçekleştireceksiniz ki? 


        
Şimdi çatırdayan ve herkesin kendi tarafına çekmek istediği Suriye devleti ve toplumunu neler bekliyor diye sorabiliriz.

Bir kere Suriye hiçbir zaman kendi çizdiği toplumsal, siyasi, dini ve 
etnik çerçeveyi tekçi bir mantıkla bir arada tutma iradesini ve 
kudretini gösteremeyecektir. Bu artık kesindir. Hiçbir şey eskisi gibi 
olmayacaktır. Eskisi gibi kalmasını isteyenler kesinlikle gericidirler. 
Hani sık kullanılan bir metafor vardır ya; cin şişeden çıkmıştır 
deniliyor. Bu da aynen böyledir. Şimdi ne Araplar, ne Kürtler, ne 
Dürziler, ne Hıristiyanlar, ne Sünniler, ne Nusayriler sadece kendi 
istekleri doğrultusunda Suriye’ye şekil veremezler artık. Eğer Suriye 
Birleşik bir ülke olarak kalmak istiyorsa herkesin siyasi, etnik ve dini
 özelliklerini saygı göstermeleri, devlet ve toplumu yeniden inşa 
etmeleri gerekiyor. Katı olan merkezi devletin yerelleşmesi gerekiyor. 
Yani bu yeni kurulacak devletin toplumsal olarak tarihi genetiğiyle uyum
 içinde olması gerekiyor. Bu konuda geç bile kalınmıştır.


        
Bu kadar çatışma, bozgunculuk, yıkım, çetecilik, kan ve acılardan sonra 
bunu başarabilmek pek de olanaklı olmayacağını söylemek gerekiyor. Ama 
yine de Yeni Suriye’de etnik kimlikler, dini aidiyetler ve siyasi 
temayüller daha net olarak ifade edilecekler ve buna icazet verecek olan
 bir siyasi harekette bu işi başarabilir. Yani Yeni Suriye federal ya da
 otonom bölgelere dayanarak bugünkü devlet sınırlarını koruyabilir. En 
minimum değişim bunu gerektiriyor.

Çözümler arasında en zor olanı budur belki ve bu da ortak iradeye paralel olarak gerçekleşecektir.


        
Dolayısıyla kim Baas Partisinin yerine geçmek istiyorsa, onun iktidar 
koltuğunu ele geçirmek istiyorsa, ve burada temel değişiklikler yapmadan
 sürdürmek istiyorsa, kesinlikle demokratik toplumsal amaçlarında 
başarısız olacaktır. Bir diktatörlüğü, bir gericiliği, bir demokrasi ve 
eşitlik düşmanlığını tarihin çöp sepetine atarken, arka kapıdan yeni 
diktatörlüklere, gericiliklere, anti demokratik uygulamalara tevessül 
edilmesi akıl karı olamaz. Yeni düzen ve yeni toplum anlam itibariyle 
gerçekten yeni olmalıdır.


        
Diğer bir öngörü de şöyle olabilir; Suriye Birleşik Bir Devlet olarak 
dağılır. Elbette tercihler ve beklentiler bu bağlamda farklıdır. Her 
dini ve etnik grup kendi devletini kurmak ister ama sınırlar ve 
aidiyetler, kimlikler ve nüfus sorunları, mübadele konusu devamlı bir 
çatışma nedeni, huzursuzluk nedeni olabilir. Bugünkü savaş değişik 
düzeylerde devam eder…

Örneğin, Baas Rejimi ve buna dayanan etnik ve dini yapı belli bir 
bölgede küçük bir devlet kurabilirler. Geriye kalan kesimler ise ya 
birlikte ya da ayrı ayrı devletler kurabilirler. Yalınız bu küçük 
devletlerin sınırları da, nüfus sorunları da, siyasi ve etnik yapıları 
da belli kesimler için bir çatışma ve savaş nedeni olabilirler. Mesela 
Suni Arap bölgesindeki Süryani Hıristiyanların sorunlarına yeni 
egemenler nasıl yaklaşacaklar? Bu temel bir sorun değil mi? Yine aynı 
sorunların Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgede güncel olduğunu 
hatırlamamız gerekmez mi? O nedenle de tekçi, monolitik ve mezhep 
esasına dayanan çözümler sorunu temelden çözmezler. Yeni Suriye’de 
çoğulculuk esas alınmalı, herkes bu ilkeyi benimsemeli ve kendini ona 
göre konumlandırmalıdır.


        
Köklü bir çözüm ancak demokratik ve eşitlikçi bir yapılanmadan geçiyor çünkü.


        
Başka bir öngörü de şöyle olabilir; uluslar arası güçler Suriye’ye 
müdahale eder ve Irak’a benzer bir yıkıcı toplumsal deneyimi yaşarız. 
Baas rejimi yıkıldığı halde yerine geçecek olan siyasi güçlerin olgunluk
 düzeyi ya da düzeysizliği gelişmelere damgasını vuracak. Her gün 
intihar saldırıları, bombalama, dini esas alan provokasyonlar, ekonomik 
talancılık had safhaya varabilir. Ayrıca savaşla doğrudan alakası 
olmayanların mal ve can güvenliğini sağlamakta büyük engellerle 
karşılaşacak ve bu sıradan bir durum halini olacaktır.


        
Diğer önemli bir öngörü de şöyle gelişebilir; Suriye’deki Kürtlerle 
Türkiye arasında yeni bir siyasi ilişki dönemi başlar ve bu ilişki 
siyasi parti gözetmeksizin aynı Iraktaki Kürtlerle kurulan dostluğun 
devamı gibi olabilir. Bu da olası bir gelişmedir. Ya da Suriye Kürtleri 
Irak’taki Kürtlerle yeni bir devlet yapılanmasına gidebilirler. Daha da 
ötesi bu devlet yapılanması Türkiye Kürtlerini de içine alabilir. Ya da 
Irak, Suriye ve Türkiye Kürtleri, Türkiye ile bir eşitlik temelinde yeni
 bir federasyona gidebilirler. Ya da Kürtler tamamen bağımsız bir devlet
 kurabilirler. Bu da karşımızda duran bir seçenektir ve bu seçenek de 
belli bir siyasi ve ideolojik görüşlere sahip olan Kürtlere cazip de 
gelebilir.


        
Hatta Kürtlerin büyük bir bölümünün gerçek özlemi de bu olabilir. 


        
Diğer önemli bir öngörü de şu olabilir; bugünkü yürek burkan iç savaş 
durumu devam eder. Bu savaş daha büyük kayıpları ve maddi tahribatları 
beraberinde getirir. Kimyasal silahlar devreye girebilir, uluslar arası 
güçler fiili savaşın bir tarafı olarak boy gösterebilirler. Savaş komşu 
ülkelere sıçrar ve tüm Orta doğudaki devlet sınırları yeniden 
şekillenir.

Şimdi tüm bu öngörülen gelişmelerin taşıyıcısı kimler olabilir ki?


        
Bu öngörülerin taşıyıcıları elbette dönemin siyasi kurumlar, 
uluslararası siyasi güçler ve savaş psikolojisinin acı deneyimleriyle 
yaşayan insanlar olacaktır. 


        
Bir kere Baas Partisi kendisi dışındaki tüm siyasi akımlara, örgütlere 
yön vermeye çalışan, onları her zaman provoke eden, ajanlaştıran, 
itibarsızlaştıran, satın alan bir kültür geliştirdi Suriye’de. O nedenle
 modern anlamda siyasi partileri Suriye’de görmek mümkün değildir. Ne 
İslami siyasi akımlar, ne sol siyasi akımlar ne de Kürtler de modern 
parti anlamında doğru düzgün bir deneyim gösteremezler. Suriye’de herkes
 siyasi anlamda karşısındakinden kuşkuludur, tedirgindir, birbirlerinden
 korkarlar, siyasi anlamda birbirlerine güvenleri hiç yoktur ve 
olmamıştır. Kuşku saplantısıyla yoğrulmuştur insanların tüm görüşleri ve
 bunu kırmak için de elbette karşılıklı bir özveri gerektiriyor.


        
Elbette bu destrüktif siyasi kültürün mimarı da Baas Partisidir ve onu 
elinde oyuncak gibi tutan Esad ailesidir. Aslında Baas Partisi bilindiği
 gibi Süryani asıllı olan Michael Eflak tarafından program ve ideolojisi
 inşa edilmiş, özellikle Komünizme karşı bir Arap Milliyetçi birleşim 
olarak ortaya çıkmıştır. 


        
Partinin temel amaçları bulanıktı, karmaşık bir fikir yapısına 
sahiptiler, derin bir siyasi felsefeden yoksundular. Biraz Arap 
milliyetçiliği, biraz devletçilik, biraz militarizm, biraz çapulculuk, 
biraz solculuk, biraz halkçılık, biraz savaş çığırtkanlığı, biraz 
sekularizm, biraz Kemalist retorik bir arada toplanmış ve Baas Partisi 
oluşturulmuştur. Yani tamamıyla eklektik bir yapı oluşturuyordu bu 
parti. Bu parti her şeyin birazını alırken, Esad ailesinin her şeyini 
ise parti içinde kutsal bir konuma getirmiştir!


        
Yani aslında bu parti olmazları yan yana getirmiş ve bu olmazları aile 
sultası ile yönetilen bir kurum haline dönüştürmeyi başarmıştır.


        
Baas Partisinin temel kuralı şimdiye kadar şu olmuştur: İktidarı elinde 
tutmak için her türlü yol mubahtır. Her türlü pislik geçerlidir. Yeter 
ki iktidarda kalın! Baas Partisinin siyaseti her açıdan iktidar 
düşkünlüğü olan Makyavelizm’in somut bir temerküzüdür. O nedenle de 
kendisi dışındaki siyasi kurumlara hayat hakkı tanımamıştır. Onları her 
zaman bir siyasi oyuncak haline getirmiş, toplum nazarında itibarlarını 
zedelemiştir. Eğer bunların varlıklarına dönemsel olarak göz yumulmuşsa 
da, bunları halk nazarında kimliksiz, itibarsız, güvenilmez, mızmızcı ve
 devamlı iç kavgalarla birbirini tüketen, aslında boş işlerle uğraşan 
kurumlar olarak takdim etmiştir. Ve bunda da başarılı olmuştur.

Mesela 1960 larda Kürtlerin bir tek partisi vardı; Suriye Kurdistanı 
Demokrat Partisi, bugün ise Kürtler adına hareket eden siyasi partilerin
 adını bile düzgün olarak aktarmak başlı başına bir iştir! Kürtler adına
 onlarca parti kurulmuştur. Aslında bunların birbirilerinden büyük ve 
aşılmaz farkları yoktur. Devamlı kendi aralarında atışırlar. Baas 
Partisi ve Suriye Muhaberatı sistematik olarak Kürt Partilerini böldü, 
ufaladı, kendine göre şekil vermeye çalıştı, her kesimi de birbirine 
düşürdü!


        
Arap partileri de aynı durumdalar. Muhalefetin hepsi benzer durumdadır.


        
Şimdi böylesi bir siyasi, örgütsel ve psikolojik durumdan çok olumlu 
neticeler beklemek elbette saflık olur. Her halükarda Suriye’yi 
çatışmalı, gergin ve sürprizlere açık olan bir gelecek beklemektedir. Bu
 geleceği net olarak şimdiden kestirmekte elbette olanaklı değildir.


        
Dolayısıyla ünlü İngiliz filozofu Thomas Hobbes’in Leviathan adlı 
eserinde vurguladığı  ‘’Herkesin herkese karşı savaşı’’ gibi 
nitelendirdiği bir toplumsal durumla karşı karşıya gelinebilinir. O 
zaman da insani faturalar rakamlarla ifade edilmeyecek kadar büyük 
olacaktır.


        
Çünkü insanlar ne ise toplumları da zaten böyle olurlar. O zaman da şunu
 dememiz gerekmez mi; insanları yaşat ki toplum da düzgün yaşasın, 
olgunlaşsın ve kendi geleceğine yön versin!


        
Toplumu da yaşat ki insanlar olgunlaşsın… 
        
Çünkü toplum ve insan birbirlerinin aynası oluyorlar.

        
Bunu gerçek anlamda başaramayan toplumlar ve insanlar devamlı kabızlık sorunuyla uğraşan bireylere benzerler…

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/suriye-hakkinda-ongoruler)