# Teslim Olmak mı Temsil etmek mi?

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/teslim-olmak-mi-temsil-etmek-mi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-01-01T12:08:27+02:00
- Güncelleme: 2013-01-01T12:08:27+02:00
- Yazar: MELAYê TORî
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Her şeyden evvel yaratıcısının
 birliğine dayanan İslam dini, yaratıcılıkta ve rubibiyette tevhit 
inancına endeksli bir inanç sistemi olmakla beraber, müntesiplerinin 
vahdetine vurgu yaparak halkların eşitliğini, birliğini ve aynı kökenden
 geldiklerini benimseyen bir vahdet dinidir. 

Allahın kainatı ve kainatın içindeki her bir yaratılanı yönettiği 
sistemin bir öteki adı olan İslam, Allahın uhrevi hükümranlığına ve 
insanın dünyevi başıboşluğu anlayışına ‘‘La’’ diyen ve her iki dareynin 
tek hakim ve hakeminin Allah olduğuna vurgu yapan çift kutuplu bir dünya
 anlayışıdır. Kökleri bu dünyanın fani toprağına ekilen zerreden 
seyyarata kadar meyvesini öte aleme saklayan bir sorumluluk bilincidir 
İslam. Zerre miktarı kadar sorumluluk bilincinden kaçmayı bir 
fıtratsızlık olarak telakki eden bir denge muvazenesidir İslam. 

İslam, Allah tarafından tüm zamanlar ve mekanlarda geçerli olan 
insanlığın ortak doğrularına verilen addır.  İnsanı hayvani iç güdülerin
 tasallutundan kurtarıp rahmani boyutunu ona kazandırmaya yarayan bir öz
 biliş tasavvurudur. Kelime kökeniyle azgın nefsin meyyal fırtınasının 
kıskacına yakalanma ile karşı karşıya olan insanlığa uzatılan bir zeytin
 r dalıdır. Hem yardan ile yaratılan hem de yaratılanlar arasında bir 
barış manifestosudur. 

Etimolojik olarak İslam’ın kökenine indiğimizde karşımıza İslam 
kelimesinin üç köke atfedildiği görülmektedir. ‘‘Barış’’ anlamındaki 
silm, ‘‘Kurtuluş’’ anlamındaki selamet ve ‘‘Teslim oluş’’ anlamındaki 
teslimiyet. Bu üç tarifi tek bir çatı altında birleştiren bir tek tarif 
ise şöyle olmaktadır. Dünyada barışı ve ahrette ebedi kurtuluşu sağlamak
 için Allaha kayıtsız şartsız teslimiyet yoludur. 


 
Yapılan bu genel tanımdan yola çıkarak İslam’ın ne olup ne olmadığını şu şekilde sorabiliriz. 

Yaratıcısı ve kural koyucusu tarafından size din olarak İslami seçtim dediği İslam dini nasıl bir dindir acaba?


 
Toplumsal düzeni düzenlemeye yönelik ilahi bir sosyal proje mi?

Ya da tahrif edilmiş kadim ilahi dinlerin yeniden düzenlenmiş ve çağın 
çağlar üstü gereksinimlere göre yeniden ilahi kudretle formatlanmış bir 
eskinin yenisi mi?

Veyahut insanlığın gündelik sosyal siyasal ihtiyaçlarını karşılamayan 
eski ilahi dinlere alternatif olarak sunulan yeni bir hayat projesi mi?

Var olan beşeri ideoloji ve felsefi doktrinlere alternatif olarak sunulan ilahi bir inşa projesi mi?

İnsanlığa öz kimliğini kazandırmakta yetersiz kalan felsefi argümanlara 
karşı insanı fıtrat eksenine davet eden ilahi bir kurtuluş reçetesi mi?


 
İnsanları afyonlaştıran ve birbirine köleleştiren insan merkezli 
dinlere karşı, ruhsuzlaşmış ruhlulara fıtrat ruhunu kazandıran ilahi 
merkezli bir öze dönüş daveti mi?


 
İslam dininin neyliği hususunda sorulan hemen hemen bütün sorulara 
bir noktada evet dememiz mümkündür. Ama İslam’ın iki ana kanadını 
oluşturan; insan-Allah ilişkisinin eksenini oluşturan tevhid inancı ile,
 insan-insan ilişkisinin eksenini sağlayan adalet vurgusu İslam’ın en 
mümtaz özelliğidir.  Bir başka deyişle İslam, kulun Allahın karşısında 
haddini bilmesi ve kullar karşısında da sorumluluğunun farkında 
olmasının adıdır. Bir başka ifade ile İslam Allaha teslimiyet iken 
Müslümanlık o teslimiyeti temsil etmenin müşahhas adıdır. İslam 
teoriyken Müslümanlık İslamiyet’in pratik boyutudur. 


 
Hakikate bakılırsa bu kural bütün ideolojiler ve felsefi doktrinler için de geçerlidir.   

Zira İnanç ve ideolojiler sözler ve yazılı metinlerden ziyade bu inanç 
ve ideolojileri temsil edenlerin görüntü ve davranışlarıyla 
değerlendirilir. Davranışlara yansımayan inanç ve düşünceler ne kadar 
değerli olursa olsunlar, kullanılmayan hazineler gibi âtıl kalırlar. 
İnancın değeri aksiyona dönüştüğü nispettedir. Kur’ân’ı Kerîm’de imanla 
salih amelin yan yana gelmesinin sebebi de budur. Tarihe bakıldığında 
İslam dininin en temel davetçisi müntesiplerinin temsil hüviyetidir. Ama
 günümüz Müslümanlığın İslam’a yaptığı en kötü şey temsilde imaj 
problemidir. Müslüman bireyin eliyle gerçekleştirilen eylem ve söylemin 
İslam’ın ruhuyla bağdaşmamasıdır. Hatta İslamiyet günümüz Müslümanların 
elinden çektiklerinden dolayı bırakın temsil edilmeyi ‘gölge etme başka 
ihsan etmem’ noktasına gelmiştir.  Temsil makamındaki Müslümanların 
temsili görüntüleri maalesef İslamın  özüne ve imajına kalın bir perde 
çekmektedir.  Müslümanların hem kendileri hem de dinleri açısından bugün
 için en önemli görevleri bu kötü imaj ve görüntüyü silmeleridir.
 
Bugün bizler İbrahim peygamberin şu duasını çok tekrar etmek ve bu 
duaya uygun çaba göstermek durumuna düşmüş bulunmaktayız.“Ey Rabbimiz 
bizi inkâr eden kimseler için bir imtihan vesilesi yapma” (Mümtehine, 5)
 Yani bizi, başkalarının Müslüman olmalarına engel olacak bir konuma 
düşürme. Böyle bir konum müslümanların bizzat kendileri için de büyük 
bir fitnedir. 


 
Sözün özü: İslam teslimiyetse Müslümanlık da o teslimiyeti temsil etmenin adıdır.

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/teslim-olmak-mi-temsil-etmek-mi)