# Toplumsal Dayanışma Ve Müslümanca Yaşama

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/toplumsal-dayanisma-ve-muslumanca-yasama
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-01-30T17:23:23+02:00
- Güncelleme: 2014-01-30T17:23:23+02:00
- Yazar: DURSUN ALİ COŞKUN
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Modern zamanın ve günümüzün getirmiş olduğu en büyük noksanlıklardan
biri; Müslümanca yaşamayı terk etmeye başlamamız ve toplumsal dayanışmayı örselememizdir.
Cana yakınlığı, yumuşak huyluluğu, düşünceli olma melekelerini yitirişimiz de
bu buhranlı hayatın yansımasıdır. Ancak Hz. Peygamber tüm hayatı boyunca
yaptığı her davranışta dile getirdiği her kelamda “toplumsal dayanışma ve
Müslümanca yaşamanın” altını çizmiş ve bize böyle yaşamamız için telkinlerde bulunmuştur.
Öyle ki, yıllarca acı çeken, zulme uğrayan ashabına Mekke’yi fethedecekleri gün
yani ellerine intikam fırsatının geçmiş olduğu gün şunları söylemiştir: 
“Ey
İnsanlar! Allah sizden cahiliye gururu ve atalarla övünme âdetini gidermiştir.
İnsanlar iki gruptur: İyi, takva sahibi, Allah katında değerli kişi ve
günahkâr, bedbaht Allah katında değersiz kişi. İnsanlar, Âdem’in çocuklarıdır
ve Allah, Âdem’i topraktan yaratmıştır. Allah şöyle buyurmaktadır: ‘Ey
insanlar! Doğru­su biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle
tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında
en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah
bilendir, her şeyden haberdar olandır.”
Bütün insanları Âdem’in çocukları, dolayısıyla insan olma
noktasında özde bir kabul eden İslâm inancına göre, kişiyi Allah nezdinde daha
de­ğerli ve şerefli kılacak olan şey, Allah’a iman etmesidir. Fakat bu konumu
hak, hukuk ve adalet açısından ona herhangi bir ayrıcalık tanımadığı gibi,
fazladan sorumluluklar yüklemektedir. Bu duruma örnek gösterilen Allah Resulü’nün
ilişki tarzı, ‘Allah’ın
rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli
olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet.
Onlar için Allah’tan bağışlama dile...” ifadeleriyle
bize takdim edilmektedir. Allah Resul’ünün bu tavrı bizlere toplum içerisinde
insanlar­la olan ilişkilerimizi şekillendirecek ilkeler sunmaktadır. Kuşkusuz
temel ilke, maruf olan her şeyde dayanışmadır. Allah’ın emrettiği gibi
insanlara güzellikleri anlatmak ve bölünüp parçalanmaksızın Allah’ın ipine
sımsıkı sarılmak ise ana hedef olarak gösterilmiştir. Tevazu sahibi olmak,
böbür­lenme ve taşkınlıkları ortadan kaldıracak, mü’min’in gösterdiği tevazu
ise kendisini yüceltecek ve bağışlayıcılığı da izzet ve onurunu artıracaktır.
Yarım hurma kadar bile olsa kişinin tasaddukta bulunması, insa­nın
sahip olduğu her bir eklemi karşılığı her gün için bir miktar sada­ka vermesi,
hayatın her ânını ve yapılan her şeyi ibadete çevirmektedir. Nitekim Sevgili
Peygamberimiz iki kişi arasında adaletle hükmetmeyi, hayvanına binmek ya da
eşyasını yüklemek isteyen birine yardımda bu­lunmayı, sarf edilen güzel
sözleri, namaza giderken atılan her bir adımı veya yolda insanları rahatsız
eden herhangi bir engeli ortadan kaldırmayı ibadet olarak nitelemiş ve bunların
sadaka olduğunu beyan etmiştir. Bu anlayış müminlerin insanlarla ilişkilerini
şekillendirmelerinde önemli bir ölçüt olmuştur. Bu tavsiyelerinin yanı sıra, “Aranızın
kötü olmasından sakı­nın. Çünkü bu mahvedici (bir hâl)dir:”
uyarısında bulunan Hz. Peygamber, insanlar arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi
amaçlamıştır. Zira o, çevresiy­le sağlıklı ilişkiler geliştirmeyi ve dostluk
kurmayı iman ile bağdaştırarak,
“Mümin cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve
kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.”
buyurmuştur. Hediyeleşmeyi de aynı amaçla teşvik eden sevgili Peygamberimiz
şöyle buyurmuştur: “Kendisine bir ikramda bulunulan kişi, imkânı
varsa kar­şılığını versin. İmkânı yok ise (ikramda bulunanı) hayırla yâd etsin.
Çünkü ha­yırla yâd eden kimse, teşekkür etmiş olur. Bunu yapmayan
ise nankörlük etmiş olur...” Yemek hazırlama
zahmetine katlanan hizmetçinin sofraya otur­tulmasını yahut ona da aynı
yemekten bir miktar verilmesini tavsiye eden Allah Resulü,
insanlarla ilişkilerinde statüsü ne olursa olsun kim­seyi kınamayan,
ayıplamayan ve başkalarının gizli hâllerini öğrenmeye çalışmayan ama
çevresinde olup bitenlere de duyarsız kalmayan bir tavır sergilemiştir.  Bir sefer esnasında biniti üzerinde Hz.
Peygamberin hu­zuruna gelip sağma soluna bakınan sahabenin ihtiyacını fark eden
Allah Resulü, “Yanında fazla biniti olan onu biniti olmayana versin,
yanında fazla azı­ğı olan da onu azığı olmayana versin. ”sözüyle
inananları yardımlaşmaya, dayanışmaya çağırmış ve ihtiyaç sahiplerine karşı
duyarlı olduğunu gös­termiştir. Bir sefere çıktıklarında ya da kıtlık
zamanlarında yiyeceklerini bir yerde toplayıp sonra da eşit olarak taksim eden Eş’ar
kabilesini, “Ben onlardanım, onlar da benden.”
ifadeleriyle taltif eden sevgili Peygamberi­miz, zor zamanlardaki dayanışmanın
önemine işaret etmiştir.
            Allah
Resulü,  “Allah için size
sığınan kimseye sığınak olun. Allah için iste­yen kimseye verin. Sizi davet
edene icabet edin, size bir iyilik yapana karşılığını yerin. Eğer onun
karşılığını verecek bir şey bulamazsanız, karşılıkta bulundu­ğunuza kanaat
getirinceye kadar ona dua edin.” sözleriyle beşerî ilişkilere farklı bir anlam
kazandırmıştır. İhtiyaç sahibi olanlara yardım etmeyi sa­daka olarak
nitelendirmiş ve her Müslüman’ın sadaka vermesi gerektiğini vurgulamıştır.
Onun fakirlere ve dul kadınlara yardım etmek için çaba sarf eden kimseyi, Allah
yolunda cihat eden kimse gibi görmesi, kendisi­ne gelip de derdini
anlatamayacak olanlara işlerinin görülmesi için aracılık yapılmasını sevap
kapısı olarak göstermesi, insanı ilişkilerde güler yüzlü olmayı dahi sadaka
olarak nitelemesi, insanlar arası ilişkileri yeniden şekillendirecek bir
niteliğe sahiptir.
Hz. Peygamber, bugünkü deyişle empati (duygudaşlık) olarak ifade
edilebilecek, kendini baş­kasının yerine koymayı ilke haline getirmiş ve bu
ilke çerçevesinde davranışlarını biçimlendirmeyi gerek görmüştür... Nitekim Ebû
Hüreyre’nin anlattığı şu olay bunu açık bir şekilde göstermek­tedir: Hz.
Peygamberle birlikte bir seferde iken sahâbîlerden bazılarının yi­yecekleri
bitmiş, seyir hâlinde iken bağlı develere rastlayınca hemen onları sağmaya
başlamışlardır. Bunu gören Allah Resulü kendilerini onların sa­hiplerinin
yerine koymalarını isteyerek, “Onlar gelip sizin yiyeceğinizi alsalar bu
hoşunuza gider mi? ”diyerek onları uyarmıştır. 
Sevgili Peygamberimiz, insanlar arası sağlıklı ilişkilerin temelini
oluşturan bu prensipleri bizzat uygulardı. Nitekim o (sav), huzurunda
konuşanların sözlerini kesmez, her birini ilk konuşan gibi can kulağıyla
dinlerdi.
Aşırı tazimden sakındıran Hikmet Peygamberi, insanların birbirleri
hakkındaki abartılı övgülerini de doğru bulmamıştır. Elbette iyilik sahibine
övgüde bulunmak anlamlıdır, ancak bunun dalkavukluğa dönüşmemesi gerekir bu da
Müslümanca yaşamanın gerekliğindendir.
Allah Resulü, “Kendisi
cehennem ateşine ve cehennem ateşi de kendisine haram olan kişiyi size
bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimse.”
buyurmuştur. O (sav), ümmetine müsamaha ve hoşgörüyü öğret­mek için şu temsili
anlatmıştır: “İnsanlara borç veren bir tüccar vardı. Zorda kalmış
(borcunu ödeyemeyecek) birisini görünce hizmetçilerine, ‘Buna müsama­ha
gösterin, umulur ki Allah da bize müsamaha gösterir.’ derdi. İşte bu nedenle
Allah o tüccara müsamaha gösterdi. Bir başka hadisinde ise, “Allah,
alışın, satışın ve ödemenin müsamahalı olanını sever.”
diyerek müsamahakâr kim­selerin Allah’ın hoşnutluğunu kazanacağın ifade
etmiştir.
Allah Resulü, toplumsal huzuru ve barışı sağlayan anlayış,
hoşgörü ve sabrın yerini alan kin ve hasedin her şeyi yok edeceğini belirterek
şu hadisiyle bunlardan sakındırmıştır: “Geçmiş toplamların hastalığı size de bu­laştı: Haset ve kin
beslemek! İşte bunlar, kökten yok edicidir Saçı tıraş eder de­miyorum, aksine
dini kökünden kazıyıp yok eder. Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki
iman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de mümin olamazsınız.-”
Allah’ın kullarına kardeş olmayı tavsiye eden Allah Resulü bir başka hadisinde ise şöyle buyurmuştur:
“Birbirinize nefret ve düşmanlık beslemeyin. Birbirinize haset
etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin Allah’ın kulları! Kardeş olun! Bir
Müslüman’ın (din) kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl değildir.”
Sonuç olarak; Yaşadığı topluma hatta bütün
dünyaya karşı sorumluluk sahibi olan Müslüman, gördüğü olumsuzluklara gücü
nispetinde müdahale etmeli ve onları ortadan kaldırmak için çaba sarf
etmelidir. Zira Allah Teâlâ “Müslümanlar” olarak isimlendirdiği bu
ümmeti seçmiş, her peygamberi kendi ümmetine şahit kılarken, onlara
özel bir görev yüklemek suretiyle kendi­lerini bütün insanlığa şahit kılmıştır.
Dolayısıyla, Müslüman, bütün dün­yadaki aç,
açık, zulme uğrayan ya da muhtaç olanları görmek, gözetmek ve elinden geldiği
kadar herkesin derdine derman olmak yükümlülüğündedir. Güler yüzlü olmak,
iyilikleri yaymak ve eziyetlere engel olmak şeklin­de tarif edilen güzel ahlâk,
Müslümanların yaşadığı toplumlardaki insan­larla ilişkilerini şekillendirmede
en temel ölçütlerden biridir. İnsan olma noktasında herkese aynı değeri
veren İslâm dini, Müslümanların diğer din mensuplarıyla ilişkilerinde de bu
esası temele koyar. Dolayısıyla adaleti gö­zetme, insanların hakkına riayet
etme, insanlara zulmetmeme gibi temel ahlâk ilkelerinin gayri Müslimlerle
ilişkilerde de gözetilmesi gerekir. Ancak gerek kişinin şeref ve onuruna,
gerekse dinî değerlerine ve inancına saygı­sızlık, hakaret ve saldırı olması
durumunda Müslüman’ın diğer insanlarla ilişkisini buna göre belirlemesi
gerekir. Nitekim “İnsanların arasına karışa­rak onların
eziyetlerine sabreden kimse, insanların arasına karışmayıp eziyetleri­ne
sabretmeyen kimseden daha hayırlıdır.” ifadeleri de Müslüman a
yaşadığı toplumda üstlenmesi gereken sorumluluğu hatırlatmaktadır.
    
 
 































 

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/toplumsal-dayanisma-ve-muslumanca-yasama)