# Ula Zeki Dava Ne ki !

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/ula-zeki-dava-ne-ki-
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2015-03-05T13:14:18+02:00
- Güncelleme: 2015-03-05T13:14:18+02:00
- Yazar: TEKİN ORUÇ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Yazının başlığına bakarak peşin hüküm
verecek kişilerin kis kis gülmelerine aldırış etmeden hemen söyleyeyim.
Hissiyatımın hedefi Harnâmenin hayallerine tercüman olacak pozisyonları
güçlendirecek süreçlere  alet olmadığımı ve niyetimin sosyal tabakanın
tercümanlığını beleşe getirmek olduğunu belirteyim.
Kaç zamandır klavyenin tuşları beni eleştirel bir yazı yazma titrekliğine
 itelemekte ve parmaklarımı önceden içini doldurduğum heybemin azıklarına
uzatmamı istemekteydi. Bunun yanısıra, çevrede davadan bahseden laf
salatalıklarının hokkabazlıkları da; beni iyiden iyiye cesaretlendiriyordu.
Meselenin bundan ibaret olmadığını, yazı yazmaya
başladığım andan itibaren fark ettim. Aslında üzülen ben tek miyim?, Benimle
beraber aynı fikriyatı taşıyanlar mı? İkimiz miyiz? Toplumun ekseriyeti mi?
Yoksa “De hey dê get işine” diyenlerin arkalarını
dönüp te bıyık altındaki gülüşmelerinin verdiği  umursamazlık ve vurdum
duymazlık vaziyetleri mi…? 
Çok zaman değil elbette!
Yakın bir tarih diliminde ve kapitalleşmenin makam ve zenginleşme ruhunun
sarmalamadığı derin sohbetlerin hasbıhallerinde; ilk konular “Hep dava ve bu
davanın argümanları” olmuştu.
Konuşma girizgâhlarımıza hep böbürlenerek: “Davam, davamız ve dava”
kavramlarını serpiştirerek başlardık. Epeyce içi dolu konuşmalardı bunlar.
Saygı duyardık, saygı beklerdik, üstelik dava adamlarını asla hor görmezdik.
Karşı mahallenin dava adamlarına rastladığımızda hürmet eder, laf atmaz, ikili
sohbetlerimizde de “Davası uğruna kellesini verecek adamdır / insandır.”
Cümlelerini kullanmaktan çekinmezdik. Eli sopalı otoritenin karşısında duran
hep dava sahipleri idi. Ulufe dağıtanların sermayelerine mendil açmazlardı.
Efendileri yoktu. Lakin efendiliği de elden bırakmazlardı.
Ömür ve zaman ilerlerken; mekânlarımızı, değerlerimizi
ve endişelerimizi konjüktörel değişmelerin hesabına fatura ettik. Neymiş
efendim! Dava yüzyılın imajına ters, racona ters, fedakârlığa ters, gerçek
hayata ters ve hayli muğlâkmış. 
Hele siyasette dava adamlığı geçmişin bayat
sahnelerinde kalmış olarak lansedilen fukara bey ve hanımların fantezileri, son
kullanma tarihleri bitmiş insanların masalları ve yeni yetmelerin sloganik bağrışmaların
reçetesi gibi yansıtılmaktadır. Üzen tarafıda bu olmalı kanaatimce... Boş
nağmeler, kulak tırmalayan ve hesabı yapılmış teşkilat yapılanmaları, Tepeden
tırnağa ve tavana, şaşmaz bir menfaat şeması çizerek/çizdirilerek yapılan
millet ve halk borazanlığı... 
          
Şunu homurdananları ve karşı refleks geliştirecek olanları bir nebze de olsa
tahmin edebiliyorum. “Günümüz dünyasında bir dava gütmenin  kuvvetli
zemini de, dirayetli zatı da yoktur. Bu anların hızlı iletişim(i)sizliği,
olayların çabuk yön değiştirmesi ve kısa vadeli kazançların ağır basmasından
dolayı; Dava’da, davayı güdecek zatta, eriyip gitmeye mahkûmdur.”
Diyeceklerinin/diyenlerin  sayısı hayli fazladır.
          
İnsanlar daha çok, kısa vadeli ve çabuk fayda sağlayan işleri takip etmekle
karlı çıkacaklarını hesaplıyorlar. Bir dava insanı olmak veya bir dava uğruna
kaygı taşımanın, “ahmaklıkla” eş değer görülmektedir. Bunun pek hesaplı ve
karlı bir iş olmadığını düşünüyorlar. Belki hiçbir zaman böyle bir davanın
gerçekliğine ve “dava adamı” olmanın kabul görünürlüğüne inanmamışlardır.
         
Yaşamlarını “Al gülüm-ver gülüm” düzeni içinde geçirenler; çarklarını doyumsuz
menfaat, haksız kazanç, liyakatsiz koltuk ve içi boş dava fertlerinin
geleceklerine göre ayarlayanların; ne ahiret hayatı bahtiyarlıkla başlar, ne de
Dünya  hayatı bahtiyarlıkla son bulur.
***
Nüktesel bir başlığın içeriğini,
ciddi ve elzem bir vaka olan “Dava” ile sürdürtmek/doldurtmak ve meranın
gelişme bölümünü de aynı kavram ile devam etme inadım; yazıyı allak bullak
ettiğini bilmiyor değilim. Lakin benim bu vaziyetim; gelenlerin vurduğu,
gidenlerin vurduğu, günlük şarlatanların bile dalga geçtiği, mühim ve
hassasiyet isteyen bir vakayı savunamayacağımın ciddiyetine vakıf olmadığıma
delalet eder.
“Söz uçar yazı kalır” ilkesinin gerekliliğine binaen; kendi hesabıma
söylediklerimin başkasını enterese edip etmediği ve kendi hanesine geçireceği
birkaç yazınsal düşüncelerime itirazlarını dile getirip getirmeyeceği
hülasaları ile meşguliyet geçirmemek şartıyla…
Dava güdenlere selam olsun der!

































Vesselam herkese diyorum…

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/ula-zeki-dava-ne-ki-)