# Yüreğin Duyabileceği(!)

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/yuregin-duyabilecegi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2015-03-28T21:00:45+02:00
- Güncelleme: 2015-03-28T21:00:45+02:00
- Yazar: M.BURHAN HEDBİ
- Kategori: KÖŞE YAZISI

Günümüzde bir ilişki başlayacağı zaman
karşılıklı olarak kapıların açık olması lazım gelir, denilir. “Kalb kalbe karşıdır” anlayışı var ya. Fakat gerçekte böyle
bir şey yoktur. Çünkü âşık ve maşuk yani seven ve sevgili aslında birdir. Bir olanda karşı-öteki taraf var mı? “Bir olandan" karşılık beklenebilir mi, nasıl karşılıklı olsun ki? Karşılıklı olabilmesi için iki tarafın var olması gerek. Peki, "Bir olmayı" başar(a)mayanda sevgiyi, muhabetti, vefayı aramak ne kadar doğru olacak!
Malayê Cezeri’nin tabiriyle:



"Bilinmez iken zat-ı
lemyezelin sıfatları (Zatî güzellik ve hakiki sevgi/aşk hiçbir yaratık
yaratılmazdan ta ezelden Kadim olan zatta ayrılmaz bir şey idiler)


Âşık ile maşuk bir
idi, hem pervane hem de mum idi


Güzellik ve sevgi
Kedimde (ezelde) bir idiler, “bir”den
ayrıldılar/birbirlerinden ayrıldılar.


(Fakat) şimdilerde hadıslere tutunduğundan hikmet
ve tafsilat böyle oldu


 (Gerçekte) âşık ile maşuk birbirinin aynasıdır


Çünkü ezeldeki
beraberliklerinde, asılları bir tek ayna idi."


Evet, karşılık koşulu ancak biz
hadıslerin (sonradan olmaların/fanilerin) sevgi anlayışında vardır, hakikate
ulaşanlarınkinde değil. Bir yerde koşul olursa merkez olmak isteyen bir tarafın
varlığı da kaçınılmaz olur.



Bu merkez olma arzusunun aşk
gibi sevgi gibi koşulsuz yaşanması gereken duygularda yeri yoktur. Böylesi bir
arzu ancak benlik duvarını yıkamamış ve o harabede esarette olanların
arzusudur. Asrımız sevgisinin kelimelere sıkıştırılma hastalığının da
ötesindedir bu hal.


Bu bağlamda bizden öncekilerin
yaşadığı gibi bir ilişki yaşamak veya iletişime girişmek istediğini ya da yaşadığını
telaffuz eden biri, günümüz insanlarınca; o kişinin de artık sıradanlaştığı (sözüm ona süfli duygulara meyl ettiği) gibi illaki cinsler
arası veya cinsi bir ilişki gibi bir hali yaşamak istediği algılanmaktadır.
Oysa böyle düşünülmemelidir. Fakat herkes heybesinde olanı satar...



Aşk tarihinde sembol olan Şems ve Mevlana'nın da ayrı cinsler
olmadıkları halde, birbirilerine nasıl bir duygu ile bağlandıkları malumdur. Aşk tarihine baktığımızda birçok benzerlerini görebilmekteyiz. Cinsler önemli değildir bu
noktada. Sevginin başladığı ilk yer kalptir. Kalbin de cinsi(yeti) yoktur.  Daha da ileri gidersek ruhtur. Ve en son
olarak cinsliği oluşturan bedenle ilişkisi oluşmaktadır sevginin.



Yine Mela der ki:



"Ta kalu beladan belki bu âlem olmazdan


Zaman çarhı ve zaman, dönen felek ve mavi gök kubbe henüz
yok iken


Daha arş ve kürsî Kudret’in hazinesinde/ilminde gizli iken,
sadece ilminde mevcut iken


Kemalde iken Hakkın güzelliği/cemalullah, aşkın nuru var
idi."


Hakikat olan gerçek sevgide önce kalpler
arası bir iletişim başlar. Dış görüntü ve cinsi özellikler ikinci plandadır
veya vesiledir. Yani beden sevgiye hükmedemez.
Şayet gerçek olsa etmemelidir de, çünkü ruhun işidir. Ruh ise Allah’tandır.



Hani bazen birisine dersiniz ya; nasıl bunu sevdin diye?


Sevgi başladığı zaman ona hiçbir
duygu hükmedemez, karşı koyamaz. Kalpler sadece birbirleri için çarpmak
isteyeceklerdir artık. Zaten ancak birbirleri için çarpan
kalpler, birbirlerinin dilinden anlayabilir. Aynaya baktığında onu görmeli…



Sen O’sun artık…


Bir yerlerden başlamak, bir şeylerin ucundan tutmak gerektiğini
düşündüğün an tünele girdiğin andır… Nereye kaçarsan kaç, nerede olursan ol; onunlasın artık… Ne
bir adım uzağa ne de kuytu bir yere girersin onsuz…


Ve yolculuk başlar
yürek tünelinde…


Cevabını ne zaman, hangi köşede bulacağını bilemediğin sorular
oluşur bilinçaltında…


Kendi kendine konuşmaya başlar yüreğin... 
O ana dek hiç
sorulmamış sorular sorar… 


Nerede başlar, nerede biter, yol kime gider? 


Bir yürekte başlayan bir yürekte biter… 


Yürek fısıldamaya başlar artık
onun tılsımında… 
Ve artık onda bulmaya çabalar tüm sorularının cevaplarını…


Nasıl da yanar, nasıl
da sızlar sessizce yürek!


Cezerî'nin dediği gibi:


"Ayrılığın ateşiyle
baştan aşağı yandım


Ayrılık okları,  yıldırım gibidir aniden hangi gafil kalbe
saplanırsa


Zannederim ki; dağ
gibi olsa da gönül, anında lime lime olur."


Hangi taksimin payındandır ki ona verilen… 
Ve yine kimseler
bilmez, ancak yürek anlar payına düşenden nasiplenmeyi…


Gamda değilim, şikâyet de etmiyorum dostlar şayet; hal
ehliyse ikiyi bir yapansa, ben sukutu konuşup o duyansa. 


Damla olmadan derya
neye yarar ki? Damladır deryaya değer katan diyebiliyorsa. Kâinatın
anlamını bir damla suda görebiliyorsa, yürek yolumu onda bitirip kördüğümü
atmaya azim etmişse, ne dünde ne yarında, şimdi burada; dediğimi anlıyorsa,
yüreğimden çıkan sözlerin her bir harfini mana deryasına döküp harmanlıyorsa.


Geceyi gündüz, gündüzü de gece bilip uyku sarhoşu olmuşsa,
aşk badesini yüreğimin kadehinden yudumlayansa ve yüreğimi yüreğinde
bulduransa…


Ne gama düşerim ne de şikâyet ederim halimden. Cehalet
değildir bu halim, hali kavrayamayışım hiç değil!


Hecer -ül esved” i bırakıp, cihanı kokunda tavaf edip sende
noktaladımsa tavafı, dönüşümün senden sana olduğunu kavrayışımdan değil midir? Anla
artık!


Ne demiş Mela?


"Deliler ve sarhoşlar
misali, (sevgilinin) el ve ayaklarını
tavafa (öpmeye) yöneldim


Hal ehlinin, güzellere
tapanların hayatta bekledikleri budur."


Yüreğimden çıkan sözler midir ki “İrci’i”/ “dön” çağrısına
mazhar olmaya yeten.


Razı olunmasam da döneceğim sanadır sana. 
Bilirim ki döneni
razı edecek olansın sen. 
Binlerce kilometre yerin altında katmerleşmiş sızım
ile kapındayım. Duyduğunu çöl gülünün fısıltısı mı sanırsın, yedi gök kubbeyi
aşıp yüreğini ince feryadıyla tokmaklayan… 


Her ne kadar; yüreğin
duyabileceği sözler ancak yürekten çıkan olsa da, yüreğimi dahi sana
verdiğimden yüreksiz kaldığımı bilen! Duy beni artık!


Yüreksiz haykırışlarımı duy ne olursun.


Bilenler bu hali bilirler ki demişler; Beni kendine o kadar yaklaştırdın ki; Seni ben sandım.


Böyle olmalı. Bu işin beni seni olmamalı…


Evet, yüreğe hükmetmek için yürekten hüküm vermek gerek. Çünkü yüreğin duyabileceği sözler ancak yürekten
çıkandır.

{ M. Burhan Hedbi }

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kose-yazisi/yuregin-duyabilecegi)