Köy Muhtarının Çakmağı ve Yönetim Anlayışımız

KÖŞE YAZISI

Dünyada, yönetimsel sistem değişikliklerinin rayına oturması 2-3 yıl gibi süre alır. Bazen de bir seçim sürecini geride bırakması gerektirir. Bu süreçler de her zaman tartışmalı ve sancılıdır.

5 yıl önce referandumla Türkiye'de kabul edilen yarı başkanlık sistemi ile ilgili o dönem ne haberler yapmıştık?

Haberlerin temelinde de toplumsal gelişmişliği ve az da olsa demokratik tecrübesi ile Türkiye'nin bu sistem sayesinde bir kalkınma hamlesi başlatıp başlatamayacağıydı.

Hepimizin aradığı cevap iddia edildiği gibi “Yeni sistem aynı zamanda yeni bir kalkınma hikayesinin başlangıcı olabilecek miydi?”

Uzun süre bu soruya odaklanmıştık.

Bu süreci muhalefet rejim değişikliği var diye eleştiriyordu.

İktidar tarafı ise Türkiye'yi uçuracak hamle olarak tanıtıyordu.

Türkiye'nin geleceğe, aydınlık yarınlara yol almasını sağlayacak bir sistem olarak tanıtılıyordu.

Tarihi değişim, dönüşümün sancısı ağır olur diyorlardı.

Muhalefet yeni sistemle 'Meclis etkisiz hale getiriliyor, cumhurbaşkanlığı tek karar verici hale getiriliyor.'diyordu.

İktidar tarafı ise bu sistemle bürokrasi hızlanacak, bürokratik engeller kaldırılacak ve işler hızlanacak deniliyordu.

Yeni dönemde Türkiye, demokrasiden temel hak ve hürriyetlere, ekonomiden büyük yatırımlara kadar her alanda daha ileriye gidecekti.

Hizmetlerin engellenmesinin önüne geçilecek ve verilen vaatler birer birer gerçekleşecek diye tanıtımlar yapılıyordu.

Her türlü hak ve özgürlükten, ülkemizin sahip olduğu tüm zenginliklerden, köken, inanç, meşrep, bölge, şehir farkı olmaksızın, vatandaşlarımızın tamamının yararlanmasını sağlanacaktı.

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile devlet işleyişi daha da hızlandırılacaktı.

Bu sistem sayesinde Türkiye’yi hiç kimsenin yokluktan, yoksulluktan dolayı aç, açıkta kalmadığı, çocuğunun eğitimini ihmal etmediği, geleceğinden umudunu kesmediği bir ülke hâline getirme yolunda çok büyük mesafe kat edilecekti.

Beklenen ve konuşulanlar özetle bunlardı.

Ancak sahadaki yansıması hiç de anlatıldığı gibi olmadı.

Türkiye, eleştiriler ve savunmalar eşliğinde Osmanlı'dan bugüne 150 yıla yaklaşan demokrasi arayışı ve 96 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanılan denemelerin çok ötesinde yeni bir yönetim modeline geçti.

Geçmişte yol açtığı yaralar, siyasi, toplumsal, sosyal ve ekonomik kaoslar sebebiyle çok büyük bedeller ödettiren parlamenter sistemi yerine Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi geldi.

Bu sistemle birlikte halkın doğrudan yetki verdiği ve dolayısıyla hesap sorma hakkına sahip olduğu Cumhurbaşkanı; çalışmalarını, yasama ve yargı organlarıyla uyumlu bir şekilde yürütecekti.

Ama Türkiye'deki yansımasına bakıldığında çok da böyle olmadığına yaşayarak şahit oluyoruz. Meclis adeta işlevsiz bırakıldı. Bürokrasi; başına buyruk hareket etmeye başladı.

Yetki; tek bir kurumun eline geçince olan oldu.

Otoriter bir bakış açışı yukarıdan aşağıya her yeri sardı.

Bunları yazarken geçenlerde bir dostumun bana gönderdiği Muhtar Çakmağı Hikayesini yorumsuz bir şekilde sizinle paylaşma ihtiyacı duydum.

Köyün birine eski zamanda bir çakmak getirmişler, çakmak o kadar kıymetli ki, sağı-solu yakmaması, yanlış işlerde kullanmaması için güvenilir birine teslim etmek gerekiyormuş. Köylüleri toplayıp bu ateş aletini kime verelim diye sormuşlar, köylüler de muhtarı salık vermiş, “İhtiyaç duydukça alır, ateşimizi yakarız” demişler.

Muhtar çakmağı alınca -ateşin sahibi olarak- giderek saygınlığı artmış, etrafında dalkavuklar, yağcılar toplanmaya başlamış. Saygı arttıkça muhtarın kibri de büyümüş.

Etrafından daha çok saygı, daha çok korku beklemeye başlamış. Ateşi kendine verenin köylüler olduğunu unutmuş. Dalkavukların da tahrikleri ile ateşi baskı ve korkutmak için kullanmaya başlamış, kiminin evini, kiminin tarlasını yakmış.

Tarlalar sürülemez, evler yaşanamaz hale gelmiş. Muhtarın baskısından köylüler yavaş yavaş köyden ayrılmaya başlamışlar. Ticaret durmuş, köye gelen çerçicilerin ayağı kesilmiş, çevre köyler gelişirken muhtarın köyü giderek gerilemiş.

Muhtarın köylülerinden biri kendileri gerilerken, çevre köylerin niçin geliştiğini merak edip çevre köylerden birine gitmiş.

Oradaki zenginliği, bağı bahçeyi görünce sormuş; “Sizde çakmak yok mu?”

Köylüler; “Var” demişler,

“Peki sizin köy böyle nasıl gelişti, bağınız, bahçeniz yanmadan nasıl böyle kaldı, bizim köyde her şey tarumar oldu?”

Köylüler; “Yoksa siz çakmağı bir kişiye mi verdiniz?”

“Evet, muhtara verdik.”

“Eyvah! büyük yanlış yapmışsınız, hiç çakmak bir kişiye verilir mi?”

“Siz öyle yapmadınız mı?”

“Hayır, biz öyle yapmadık, biz çakmağı bir kişiye verdik, çakmak taşını başka bir kişiye, benzinini başkasına verdik. Ateş yakmak için üçünün bir araya gelmesi gerekiyor. Biri yanlış bir şey yapmaya kalksa, ötekiler izin vermiyor.”

“Desenize biz hepsini bir kişiye vermekle kendi kendimizi yakmışız…!”

Not: Muhtar Çakmağı eskiden yönetim tarafından köyde sadece en güvenilir olarak bilinen muhtara verilen ve çakmak taşı sayesinde içindeki pamuklu benzin yapısı ile yanabilen bir çakmaktır.

Nezir Güneş

Mardin Gazeteci ve Yazarlar Derneği Kurucu Başkanı 2008-2014 Mardin STK Platformu Sekreteryası 2008-2022 Türkiye İnternet Medya Birliği Mardin Temsilcisi 2022 - Mardin Life Dergisi ve Gazetesi Gene

YORUMLAR

  • Çok değerli bir yazı olmuş.Tebrik ediyorum.
    Congratulations !

Yorum Ekle