# Neşet Ertaş Şarkıları

> 

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kultur-sanat/neset-ertas-sarkilari
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2026-09-16T12:27:50+03:00
- Güncelleme: 2026-09-16T12:22:00+03:00
- Yazar: NESLİHAN ÖZKAN
- Kategori: KÜLTÜR SANAT
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2026/09/16/neset-ertas-sarkilari-700152.webp

Neşet Ertaş; yaşadıklarını, duygularını, düşüncelerini; içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde yalın ve temiz bir Türkçe ile anlatmıştır. Güçlü ezgilerle bezediği şiirlerini içeren türkülerinde, Türk halk dilinin sadelik içine gizlenmiş, zengin ve bir o kadar da derinlikli dil özelliklerinin en ince örneklerini sergilemiştir.

Neşet Ertaş'ın şarkıları; yabancı etkilere kapalı, yalın halk dilinin en güzel örneklerindendir. Yaşadığı dönem; medya vb. birçok nedene bağlı olarak halk dili ve kültürünün geniş ölçüde dış etkilerin baskısı altında kaldığı bir dönem olmasına karşın Ertaş; kendisini bu etkiden korumasını bilmiştir. Bunda; geleneksel dil kültürüne sıkı sıkıya bağlı kalarak korumacı tutumunu sürdürmesi, böylelikle gelişen yaşam koşullarının getirdiği bozulmalara ve değişime karşı kapalı kalmasının önemi büyüktür.

Neşet Ertaş, dil ve ölçü bakımından, divân edebiyatı ve tekke (dinî-tasavvufî) edebiyatının etkisinden de uzak kalmıştır. Kimi zaman şarkılarında rastlanılan cefa, vefa, sadâkat, derûn, virân, divâne, nûş, giryân, cemâl vb. Arapça ve Farsça sözcükler ile dem-i devran, devr-i âlem vb. tamlamaların sayısı sınırlı olup, bunlar Türkçeleşerek halk diline yerleşmiş öğelerdir.

Neşet Ertaş'ın, pırıl pırıl bir Türkçe ile apaçık biçimde seslendirdiği türkülerinde, neredeyse anlaşılmadık tek sözcük yoktur. "Türkçe, açıkça, mertçe;" düsturu ile ortaya koyduğu, sevgiye dayalı felsefesi, abartıdan uzak içtenlik dolu söylemleri, onun ruhları okşayan tatlı dili ve benzersiz müziğinin vazgeçilmezliğin altında yatan sırlardandır.

İnanç köklerinden gelen değerleri sarsılmaz bir kararlılıkla sürdüren Ertaş, söylediği her şeyin anlaşılır olabilmesi ve istisnasız herkes tarafından anlaşılması yönünde yalın bir Türkçe kullanır. Bu nedenle açıkça, Türkçe ve mertçe söylemenin önemini sık sık vurgulayan Ertaş, bununla ilgili olarak; "-Ne diyeceksen, Türkçe, açıkça söyle ki; herkes anlasın, bilsin, yararlansın;" biçiminde bir kalıp söylem geliştirmiştir. Ertaş'ın bu anlayışı doğrultusunda, şarkılarında üstü kapalı bir anlatım bulunmayıp sözcüklerin anlamını vurgulamaya dayalı, yerine göre abartılı sayılabilecek (özellikle son dönemlerinde) bir dramatizasyon göze çarpar. Ertaş'ın vokal icrasında sıkça rastlanılan; "metronom yönünden ağırlaştırmalar" kelimenin kolayca anlaşılabilmesi için yaptığı vurgulamalardan kaynaklıdır.

Şarkılarındaki söyleyişini böylesi bir temele oturtan Neşet Ertaş'a göre, bir müzik eserinin türkü olabilmesinin ana belirleyicilerinden birisi de; halkın değerleriyle, halk dilinden ve halkın anlayabileceği biçimde söylenmiş olması koşuluna bağlıdır. Bu düşüncesini; "Halkın bilmediği sözcüklerle söylenmiş şeylere ben, türkü diyemiyorum!" biçiminde açıklayan Ertaş'ın, özellikle içerisinde tekke edebiyatına ilişkin öğeler, Farsça sözcükler, deyimler, üstü kapalı muammalı anlatımlar içeren deyimler ile ilgili görüşü de çarpıcıdır: "Meselâ deyimler var; Farsça söylemiş, üstü kapalı söylemiş. Hem Farsça, hem de kimsenin anlayamayacağı bir dilde. Deyimler, arifçe söylenmiş kelimeler içerir; anlayana. Onu da ancak bir kısım anlayabilir, bir kısım dinleyebilir."

Müzikal profilinde deyimler de bulunan ve yaşantısının belli bir döneminden başlayarak kendi özü, kendi sözü doğrultusunda çok sayıda deyimler de söylemiş Ertaş'ın; deyimlerin dili ve anlatımı ile ilgili yaklaşımı, halk dilini kullanışındaki ustalığının derin izlerini taşır. O, deyimleri de; tertemiz ve yalın bir Türkçe içerisinde, anlaşılır bir biçimde seslendirmiş, ancak, aktarmak istediği felsefî iç anlamları ifadesinin derinliklerine gizlemiştir. Bu nedenle onun deyimlerinin hemen her bir anlatımında, birkaç anlamın barındığı çoklu bir anlam trafiği bulunmaktadır. "Katlı anlamlar" olarak adlandırılabilecek bu olgu içerisinde, sözün kulağa doğrudan gelen birincil anlamı yanında gittikçe derinleşip felsefeleşen farklı mânâları belirmeye başlar. Söylenenin zahirî yüzü ile batınî yüzü arasındaki bağlantı üzerine kurulu ve her katı kaldırdıkça altından başka bir anlama ulaşan bu tavır, cahilden arife uzanan geniş insan yelpazesi içerisindeki herkesin onun eserlerinde bambaşka şeyler bulmasını sağlayan en önemli yandır.

Neşet Ertaş'ta can bulan; her şeyin açıklıkla duyulup anlaşılabildiği dildeki arı, duru anlatımı benimseyen tavrın elbette ki sağlam bir mantık kavrayışı içermesi de gerekmektedir. Hayatın geneline ilişkin davranış temelini; "akıl, fikir, mantık" üçgenine oturtan ve bu olguyu Hakk'ın insana verdiği en değerli şeyler arasında tanımlayan Ertaş'ın şarkıları; gerek felsefî, gerek anlamsal bütünlük, gerekse dil yönünden tutarlı bir mantık örgüsü içerir.

Etkileyici bir dil ve duygu evreni içerisinde yorumlarını ortaya koyan Ertaş'ın şiirlerinin dili; ailesinden, çevresinden ve iç içe yaşadığı toplumsal yapıdan edindiği "İç Anadolu bozkır dilidir". Coşkulu bir söyleyiş tarzı içinde sergilediği bu dil, yoğun yöresel sözcükler içerir. Şarkılarının genelinde, halk dilinde yaygın olarak kullanılan atasözleri ve deyimlerden geniş ölçüde yararlandığı, kendisine özgü deyişlere yer verdiği görülmektedir. Her söylediği türkü hikayeleri ile muteberdir. Bu da, onun şarkılarına ve ince anlatımlarına renk katan özelliklerdendir.

Neşet Ertaş, günlük dilde olduğu gibi şarkılarında da olup biteni abartmadan, içtenlik ve yalınlık içerisinde, tüm gerçekliği ve çıplaklığı ile dile getirir. Bu durumu; "olduğu gibi olmak" biçiminde tanımlayan Ertaş; "Ben, okula gitmedim, kitap okumadım. Türkü söylemeye başladığım zaman, babamdan bellediğim neyse, onun dışına çıkamam. Sözcükleri değiştirmeden, onun konuştuğu gibi, onun okuduğu gibi konuşurum, okurum" demektedir.

Kaynağını doğallıktan ve Abdallar'ın dil kullanımındaki öz yaklaşından alan bu söyleyiş, Neşet Ertaş şarkıları metninde görülen dil özelliklerinin de temelini oluşturmaktadır. Onun eserlerinde karşılaşılan; Türkmen Türkçesinin tarihin derinliklerinden süzülüp gelen dil unsurları, eski dönemlere ilişkin sözcükler ve kullanım özelliklerinin birer birer göz önüne serilmesi ve dinleyenin kulağında bıraktığı dil tatlılığının temel nedeni budur. Bu yönüyle Ertaş; medya vb. etkiler nedeniyle baskılanan Anadolu şivelerinin, ağızlarının korunması ve yaşatılması konusundaki çabaya önemli katkı sağlamıştır.

Neşet Ertaş'ın küçük yaşlarda memleketinden ayrılması ve özellikle de çok uzun zaman yurt dışında yaşaması, onun dil konusundaki öz tavrını değiştirmemiştir. Bir an bile kopmadığı bu tavrı büyük bir özenle koruyan Ertaş, sözünü de dış etkilerden sakınmıştır. Ancak, kentli yaşamın gereği diline sınırlı oranda sözcükler, deyimler ile dil kullanımına dair ifadelerin girdiği ve bunun da ister istemez müziğine yansıdığı görülür. Örneğin; yöre ağzında: "olmussum" biçiminde söylenen sözcüğü, Ertaş, eserlerine genelin kullandığı "olmuşum" biçiminde değiştirerek yansıtmıştır. Ancak, tıpkı doğduğu topraklardan ayrı kalanların yaşlanmaya başladıkça aslına dönme olgusu içerisinde yerel şivelerine yönelerek konuşmaya başlamalarındaki gibi, o da, yakın zaman önce yaptığı ses kayıtlarında bu sözcüğü yeniden "olmussum" biçiminde aslına uygun söylemiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür, burada da ortaya çıkan, söylenenin anlaşılır olması kaygısıdır. Ertaş bu yaklaşımla; toplum genelinin anlayamayacağı yerel söyleyişleri, ilk zamanlar genelin anlayabileceği biçimde sunmayı yeğlemiştir.

Eserlerini tüm insanlığa seslenmek üzere üreten ve bu nedenle şiirlerinde kendi diliyle ilgili şive ve ağız özelliklerini kullanırken bir takım tercihler yapan Neşet Ertaş'ın, ağız özellikleri de özgün nitelikler taşımaktadır. Aynı dil grubu içerisindeki, bölge ya da yöre insanlarının konuşma biçimindeki farklılıkları kapsayan ağız özellikleri; Neşet Ertaş'ta bütün yönleri ile canlanır. Türkçe'nin Kırşehir şivesine bağlı Abdal ağzını konuşan Ertaş'ın, dil-müzik birleşimi yönünden bin bir ayrıntı içeren eserleri, bu yanıyla başlıca bir inceleme konusudur.

Günlük yaşam içerisinde, temsil ettiği bu ağzın orijinal özelliklerine bağlı kalarak ve tüm fonasyon özelliklerine uygun bir biçimde konuşan Ertaş'ın, bu dili müziğe aktarımı ve dil-müzik birleşimi içerisinde yorumlayışı da kendine özgü ustalık ve özellikler içerir. Duyuş hassasiyeti, ses zevki ve gelişkin estetik yaklaşımı ile birbirinden zengin ezgilerle dili birleştirerek, bunları türküye dönüştüren Ertaş; yalnızca söz and ezgi bütünlüğü yaratmakla kalmaz, aynı zamanda sözleri de ahenkli bir ses yapısına kavuşturur. Ertaş, bu uygulamalar sırasında Türkmen dilinin özelliğinden kaynaklı çeşitli ses karışımları yoluyla da özgün söyleyişler oluşturur.

Neşet Ertaş'ın dilinde, çok az da olsa Arapça, Farsça sözcükler ile âşık ya da tasavvuf ve tekke edebiyatına ilişkin deyimler ve anlatımlar da bulunmaktadır. Ancak, bunların çoğu Türkçeleşmiş, halkın anlayabileceği türdendir.

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kultur-sanat/neset-ertas-sarkilari)