Mardin; bir şehirden ötesi...

Somut tarihi ve mimari eserlerin yanında, farklı sosyal ve kültürel zenginliği ile de insanları cezbetmeye devam ediyor..

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

Sade bir gözlem ile fark edilen bazı hususları paylaşmak istiyorum.

Eski Buğdaycılar pazarı, Bakırcılar Çarşısı, sipahiler (eskiciler) çarşısı da, boydan boya birinci cadde gibi yenilendi. Kepenkler, kapılar, zemin kaplamaları ve standart boyalar...

Sokak ıslah çalışmaları da (ağır gitmekle beraber) devam ediyor.

Bir çok eğreti duran betonarme bina ve eklenti yıkılmakla beraber daha yüzlerce beton yapı yıkılmayı bekliyor.

Medeni olmanın başta göstergelerinden birisi temizliktir.

Temizlik, bir kültür ve seviye demektir.

Kadim şehrin bir çok sokağı, kadim medeniyetimize ve şehirlilik seviyesine maalesef uymuyor.

Başta Belediye ve esnafımız “daha temiz bir Mardin” için kampanya başlatmalı; hatta “temizlik seferberliği”ne gitmelidir. Hala çöp poşetler ve yemek artıklarının sokağa atılması üzücüdür.

Ama Kadim Mardin için ana miras “taş”tır.

Yıkık, viran, harabe bir duvar, hatta taş yığını bile kendi başına bir anlam ve önem arz eder...

Bunların bile bir iması, bir çağrışımı, bir hafızası ve bir derinliği vardır...

Zinhar bunlar ortadan kaldırılıp imha edilmemelidir.

Ama dizayn ve onarımları yapılabilir.

Hele hele metal, plastik ve beton yapılar ile şehir ruhu örselenmemelidir.

Mansuriye (Yalımköy) mahallesi girişinde çok kaba ve çirkin kuş (güvercin, martı, karga karışımı) heykelinin kaldırılması isabetli olmuştur. 

Kızıltepe kavşağındaki anıtın Mansuriye girişine yerleştirilmesi doğru olmakla beraber, kuledeki saatin sürekli bozuk veya yanlış göstermesi can sıkıcı bir durumdur.

Saat kuleleri bakım ve temizliği her yerde maalesef ihmal edilmektedir. Belediyeler bu konuda hassasiyet göstermelidir. Bu hem insana, hem sanata saygıdır...

Kızıltepe üç yolunda daha önce dikilen uyumsuz renk cümbüşü ve ucube metal yığınının kaldırılması Mardin için bir manevi işkenceden kurtulmak olmuştur.

Mardin’in Sarı-sıcak, boz taş rengi yerine, lacivert ve göze batan sarı karışımı renklerle, plastik ve metal karışımı iğreti yapının; Mardin girişine dikilmesi Kadim şehre saplanmış paslı hançer gibi duruyordu.

Şehrin yerel dinamikleri, hassasiyetleri ve beklentileri hesaba katılmadan ve katılımcı demokratik süreçler işletilmeden, oldu bittiler ile alınan kararlar yeni karmaşalara ve maliyetlere yol açar.

Kızıltepe kavşağında daha önce dikilip yakın zamanda kaldırılan ucube metal yığını bu yanlışın en bariz örneği idi.

Ne kadar maliyetle ve hangi üsul ile yapıldığı bir yana; bu çirkin yapının üzerine gözleri ve görmeyi bozacak yoğunlukta kırmızı renk ışıkla, dört boyutlu Hilal ve Yıldızın yerleştirilmesi ayrı bir estetik dışı havaya büründürmüştü..

Aslında çirkin, yanlış ve kötü olanın kutlu ve ulvi sembollerle örtülme kurnazlığı tarihte hep olagelmiştir. Galiba bu da onlardan biriydi. 

Yeni dikilen aydınlatma direklerinin sökülerek daha pahalı direklerin ihale edilmesi ve uçlarına bayrak çakılması da sanırım aynı minvalde görülebilir...

Oysa şehrin girişlerinde kadim Mardin’i hatırlatan yapı ve semboller olmalıdır.

Kızıltepe üç yolundaki dönemeçte dikilen ve tamamen kesme taşla örülen saat kulesi genel bir beğeni almıştır. Konunun uzmanı ve ilgilisinden bazı zevat, tasarım olarak uygun görmekle beraber beraber, özellikle karpuz dilimi kubbenin oran ve dizaynının daha estetize edilerek gözden geçirilmesi görüşündedir.

Bir önceki yapı şehre ne kadar yabancı ve banal duruyor idiyse; yeni dikilen yapı, şehir ile o kadar uyum ve estetik içinde olduğu görüşündedirler.

Bir önceki metal yığınını şehre yakıştıranları hiç duymadım, görmedim.

Ama Darwin’in deyimiyle “hırsızlar, çalarken değil; paylaşırken kavga ederler” gerçeğine defalarca ülkem de, Mardin de şahit olmuştur.

Hırsızlık, arsızlık ve çirkinliği kutsal değerler üzerinden kamufle etme teşebbüsleri batı ülkelerinde de şikayet konusu olmuştur;

İronik ifadeyle;

"Yeterince hırsızlık yaparsan, çaldığın paralarla seni aziz ilan edecek bir kilise satın alabilirsin."

 (Comte de Lautréamont)

Kadim şehrimiz ne kadar taş dışı malzemeden arındırılırsa bu kadar şehrin doğasına dönülmüş olur.

Şehrin insanlarını sevmeyen, şehre karşı sorumluluk duygusu olmayan ve şehirle sadece çıkar ilişkisi olanların, şehrin geleceğini belirlemesi cüretkarlıktır.

Prof. İhsan Fazlıoğlu’nun deyimiyle; “Şehire aidiyeti ve mensûbiyeti sorunlu olan birey mesûliyet duymaz; bu nedenle mahcûbiyeti yoktur; utanmaz; arlanmaz; sıkılmaz.”

“Mardin Geleceğini Geçmişinde Arıyor Sempozyumu” notlarını gözden geçirdim ve özellikle Süleyman Seyfi Öğün’ün söylediklerinin bugün için ne kadar önemli olmaya devam ettiğini gördüm.

Başta Sayın Valimiz ve Belediye Başkanlarımız ile ilgililerin bundan faydalanacakları ilginç değerlendirmeler olduğunu hatırlatmak istiyorum..

Diyarbakır kapı girişinde, önceki dönemlerde inşasına başlanıp bitirilmesi için çabalanan ve otoparkı da içeren yapının yükselti, görüntü ve şehir doğasına uyumu gözden geçirilmelidir.

Bir önceki kayyum döneminde düzenlenen Cumhuriyet Meydanı da maalesef estetik ve şehrin doğasına uyumluluk açısından oldukça sorunlu gözükmektedir.

Meydanın genişlemesi iyi, ancak inşa biçimi çirkin olmuştur.

Bu konuda sayın Çevre ve Şehircilik Bakanımız, milletvekillerimiz ve Valimizin eşgüdüm ve duyarlılık göstermesi önemlidir.

Latifeye camisini kuzeyden kapatan üç katlı beton binanın çirkinliği, gören yerli ve yabancı insanların gözünü ve gönlünü rahatsız etmeye devam etmektedir.

Yetkililerden bu konularda daha etkin çalışmalar beklenmektedir.

Mardin tarih, inanç, toplum ve estetik açıdan hepimize sorumluluk yüklüyor.

Kuraldır; Her nimetin bir külfeti de olur.

Şehrimize dair iyi ve güzel çalışmaları takdir etmek de, çirkin ve yanlış olanı eleştirmek de bu kadim şehre karşı bir borçtur.

Ve Mardin cezbetmeye devam ediyor..

Nezir Güneş

Mardin Gazeteci ve Yazarlar Derneği Kurucu Başkanı Mardin Life Dergisi ve Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şırnak AA-TRT Muhabiri 2000-2002 Şırnak İHA Muhabiri 2002-2004 Mardin İHA Temsilcisi 2004-2

YORUMLAR

  • Nezir bey elinize sağlık, kaleminize kuvvet ve zihin açıklığı dilerim. Çok güzel konulara değinmişsiniz. Halkın duygularına tercüman olmak budur işte. Üzülerek söylüyorum ki, diğer gazetelerdeki yazarların büyük kısmı Mardin'in sorunlarını teğet geçen; genelde ya hamaset içeren ya da tabiri caizse laf olsun torba dolsun cinsinden yazılar. Bunun yanında kaliteli yazı yazanların hakkını yemek istemem. Neden böyle bir eleştiride bulundum. Mardin ve ilçelerinin yığınla sorunu var. Buna odaklanmak lazım. Örneğin Kızıltepe Çevre Yolu. Kızıltepe'de İpek Yolundan geçmek işkence. Kamuoyu oluşturmak ve siyasileri harekete geçirmek gerekir. Basın objektif bir şekilde ve hiç bir baskıdan çekinmeden ilin sorunlarını, kamudaki aksaklıkları dile getirmelidir.

    Diyarbakırkapı girişinde yapılan otopark inşaatının önünde oluşan göçük nedeniyle bayram tatilinde yol kapandı.Gerek Mardin de yaşayan yerli halk gerek se şehir dışından gelen turistler şehir merkezine gelebilmek için jandarma yolunu kullanmak zorunda kaldılar. Tabii herhangi bir trafik uyarı levhası olmayınca araç sürücüleri sıkıntı yaşadı ve uzun kuyruklar oluştu.Yolu bilmeyenler yeni yol üzerinde gidip geldiler.

    Ağzınıza yüreğinize sağlık, sorun ve sıkıntıları sayarken görsellerle desteklemesi daha etkili olmazmıydı ?

Yorum Ekle