Melmetun Kızın Efsanesi

İLK DEFA OKUYACAĞINIZ BİR HİKAYE Melmetun Kızın Efsanesi
10 Nisan 2020 Cuma Saat 15:53 0

Mardin için yaptığınız araştırmalar sırasında karşılaştığımız bu efsaneden ne yazık ki bizler de dahil olmak üzere Mardinlilerin yüzde doksanı haberdar değil.

Gün ışığına çıkması gerektiğine inandığımız efsanenin yaşandığı yer, Kızıltepe'nin yaklaşık 20 kilometre kuzeyindeki Aslan Dağı'nın eteğinde bulunan Yurderi (Haferi) Köyü.

Halen Yurderi Köyü'nde yaşayan 84 yaşındaki Osman Ergüven'in bir başka deyimle Osman Dede'nin ağzından dinlediğimiz ve dinlediklerimizi yine Yurderi Köyü'nde çektiğimiz fotoğraflarla somutlaştırdığımız efsane şöyle:

Tarihin bilinmeyen bir zamanında Yurderi Köyü, birkaç Müslüman aileyle beraber büyük çoğunluğu Hıristiyan olan bir

toplumun yaşamını sürdürdüğü bir yerleşim birimiymiş. Hıristiyan toplumun egemen olduğu yerleşim biriminde üç kat üzerine kurulmuş görkemli bir kilise ile (halen kalıntıları var) Aslan Dağı'nın doruğunda ve bu kilise ile birlikte yerleşim yerine hakim bir noktaya kurulmuş olan bir kale varmış.

Kilisede kendi zamanlarının en büyük keşişleri, doruktaki kalede ise bu keşişlerin reisi olan Nemrut isimli bir papaz yaşarmış. Yaşadığı kalenin bölgeye hakim olması gibi, Nemrut'un kendisi de gerek keşişlere ve gerekse bölgede yaşayanlara adeta bir kral gibi hakim olma dirayetindeymiş. Bir işaretinin bile emir olarak kabul gördüğü bölgede muazzam bir itibara sahip olan Nemrut'un Melmetun adında bir de kızı varmış.

Melmetun kız; boyu, poşu ve güçlü yapısıyla bilinen dillere destan bir güzelliğe sahipmiş. Babası Nemrut ile birlikte yaşadığı kaleden aşağıdaki çeşmeye kadar bir nefeste iner ve manda derisinden yapılmış olan koca tulumunu suyla doldurduktan sonra bir nefeste kaleye geri çıkarmış. Her gün tekrarladığı bu iniş çıkışı sırasında ise hiç kimse Melmetun Kız'a dönüp bakmaya bile cesaret edemezmiş.

Bir gün, doldurduğu su tulumu ile kaleye çıkmakta iken, o civardaki bir mağarada yaşayan Müslüman bir dervişin okuduğu Kur'an-ı Kerim'in sesini duymuş.

Bu sesten dolayı büyük bir etki altında kalan Melmetun Kız, mağaradan yükselen sesin yanı sıra dervişe de aşık olmuş. Ardından Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olan Melmetun Kız'ın çeşmeden kaleye sutaşıma işi, geçmişe oranla daha uzun sürede gerçekleşmeye başlamış.

Gerek seçtiği İslamiyetin ve gerekse aşık olduğu dervişin, babası Nemrut tarafından çok büyük bir tepkiyle karşılanacağını bilen Melmetun Kız'ın gücü gün geçtikçe azalmaya başlamış. Ve öyle bir gün gelmiş ki; bir zamanlar kalenin su ihtiyacını bir nefeste inip çıkarak tedarik eden Melmetun Kız, suya gidemez olmuş.

Durumun farkına varan Nemrut, çevreden gördüğü itibarı babalık hislerinden çok daha önde tutan bir öfkeyle, bahtsız Melmetun Kız'ı tuttuğu gibi kaleden aşağıya fırlatmış. (Melmetun Kız'ın aşağıya fırlatılışının Nemrut tarafından hazırlanan bir mancınıkla gerçekleştirildiği rivayeti de vardır.) Kayaların üzerine düşen Melmetun Kız'ın parçalanan vücudundan akan kanlar, üzerlerine düştüğü kayalarda silinmez bir leke bırakırken, cesedinin en son durduğu yerde ise bir pınar oluvermiş. Kemikleri ise, o pınarın etrafında ağaçlara dönüşmüş.

O günleri adeta yaşayan biriymiş gibi, Nemrut papazı anlatırken hiddetlenen ve söz Melmetun Kız'a geldiğinde ise yüreğinde hissettiği insancıl duyguları, yorgun, yaşlı ve bir o kadar mavi gözlerinden açığa vuran Osman Dede; efsanenin kendisi ile beraber bazı inanışları da günümüze taşıdığını anlattı bizlere.

Bu inanışların birincisi; Melmetun Kız'ın düştüğü yerin etrafında biten nar ağaçları ile ilgili. İşte bu ağaçlardan nar koparıp yenmek istendiğinde, narın tek habbesinin bile düşürülerek heba edilme¬mesi gerekir. Zira, narın tamamını bu şekilde yemezseniz ilahi bir zarar görürsünüz.

ikinci inanışın konusu ise; Melmetun Kız'ın düştüğü yerde ortaya çıkan pınar ile bu pınarın aktığı zeminde bulunan ve üzerlerindeki kırmızı lekelerin Melmetun Kızın kan lekeleri olduğuna inanılan minik çakıl taşları. Hurafe olsa da başka bir inanışa göre ise suyu çok şifalı olan bu pınarın aktığı zeminde bulunan ve Melmetun Kız'ın kan lekelerini taşıyan minik çakıl taşlarından birinin yutulması çocuğu olmayan kadınlara çocuk getirirmiş.

30-40 yıl kadar önce, pınarın zemininde bulunan lekeli çakıl taşlarının tamamını toplayıp eve götürdüğünü ama ertesi gün pınara gittiğinde kalan taşların büyük bir bölümünde yine kan lekesi gördüğünü dile getiren Osman Dede, bu efsaneye daha da ilginç bir boyut kazandırdı.


KAYNAK: M. Bedii Demir / Mardinlife



YORUMLAR :::

Yorum Yaz GİRİŞ YAP

YAŞAM HABERLERİ :::

YORUMLANANLAR :::

Lidya döneminden kalma sikkeler Mardin'de ele geçirildi

Mardin’de uluslararası tarihi eser kaçakçılarının [...]

1 gün önce...

Mardin'in Gururu Oldu! Dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde okuyacak

Dünya genelinde 500 proje arasında CERN’de finale [...]

1 gün önce...

Büyükşehir Belediyesi zabıtasından normalleşme denetimi

Mardin Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanlı [...]

1 gün önce...

Karasu Çayı ziyaretçilerini bekliyor

Mazıdağı ilçesinde doğal güzellikleriyle dikkati ç [...]

1 gün önce...

Foto-Arşiv Arazi kavgası can aldı

Kızıltepe'de aralarında arazi anlaşmazlığı nedeniy [...]

1 gün önce...

MARDİNLİFE TV CANLI YAYIN