Musa Ağabey

   Eşim Avukat Şeyhmus Miroğlu ve Musa Anter’in yani Musa Ağabey’in farklı bir dostluğu farklı bir hukuku vardı.Musa ağabeyle bir araya geldiğimiz zamanlarda eşim Şeyhmus beyle yaşadıkları ortak anıları kendine has üslubuyla anlatır,erken dönem Cumhuriyet tarihinden başlayarak Kürdler’in O dönemdeki koşullarını,zaman içinde neleri kaybedip neleri kazanmış olduklarını,bugün gelinen noktayı,amaçları,nedenleri ve ileri sonuçlarına dair öngörülerini paylaşıp anlatmayı önemserdi.

    Musa ağabey vakit öldürmek için yapılan konuşmalardan mümkün mertebe uzak durur,sizi Kürdlerin kahramanı olduğu hikayelerin anlatıldığı,zaman ve mekan kavramı olmayan bir diyarın kapılarından içeri buyur ederdi.Ona göre bu hikayelerin her birinden çıkarılması gereken mühim dersler vardı.Ve bu mühim dersler ömür boyu kan kaybederek yaşayan bir topluluğun çareyi nerelerde ve nasıl araması gerektiğini öğütlüyordu.Dile kolay 1920 yılında doğmuştu,o kadar çok şey yaşamış ve en az bir o kadarına da tanık olmuştu.Birgün bana “kızım,bir kaç yüz kitab’a sığacak anlatabileceğim vede anlatmak istemediğim çok şey var” demişti.

   60’lı yılların başında eşim Şeyhmus Miroğlu’nun İstanbul hukuk fakültesinde öğrenci olduğu dönemlerde Musa ağabey de İstanbul Suadiye’de oturmaktaydı.Eşim zaman zaman onu ziyarete giderdi.Musa ağabey O dönemlerde Kürtçe-Türkçe sözlük üzerine hummalı bir çalışma içindeydi.Eşime akademik bir Kürtçe’ye duyulan ihtiyaçtan bahsetmiş “Bilsek dahi daha fazlasını öğrenmeli vede öğretmeliyiz” demişti.Gazeteci ve yazarlığının dışında hukukçu bir kimliğede sahipti.İstanbul üniversitesi hukuk fakültesi üçüncü sınıftan ayrılmıştı.Çok daha sonraları buluştuğumuz bir vakit eşime “hukuk diplomasını nihayet aldım” demişti.

   Musa Ağabey eski zamanlardan bahsetmeyi severdi.İnsana dair yaşanmışlık adına ne varsa hafızasında tutar anlatım tarzıyla büyülerdi.Bir gün hep beraber yemekte buluştuğumuz bir vakit nüktedan bir şekilde anlatmaya koyuldu “Gürsel kızım,Şeyhmus O zamanlar daha İstanbul’da genç bir öğrenciydi.Bende çalışmalarım üzerinde yoğunlaşmıştım.Odam’ın her yanı bu çalışmalara ait sayfalarla doluydu.Ruhumun sıkıldığını hatırlıyorum,derken Şeyhmus çıka geldi.Ona,”haydi dışarı çıkalımda ciğerlerimizi taze havayla dolduralım” dedim.Birlikte Sultan Ahmed Adliyesinin olduğu yere gittik.Biraz sohbet ediyor birazda meseleleri tartışıyorduk.Birden “vakit tamam” dedim ve hızlı adımlarla Sultan Ahmed Adliyesine doğru yürümeye başladım.Şeyhmus arkamdan telaşlı bir şekilde yetişmeye çalışıyor bir yandan da ‘Ne oldu?Musa ağabey’ diye soruyordu.Ona yargılandığım bir davanın duruşma günü olduğunu söylediğim anda Adliye’den içeriye giriverdik.Şeyhmus dinleyici sıralarında ayakta duruyor,bende sanık kürsüsünde ayakta duruyordum.Mahkeme hakimi Şeyhmus’a  ‘Siz oturabilirsiniz’ demesine rağmen,O oturmadı.Bende, “Sayın hakim,kendisi yeğenim olur vede hukuk öğrencisidir,ben burada ayakta beklediğimden O’da saygısından benimle ayakla bekliyor.Israr edersenizde oturmaz” dedim.Adımı ve Soyadımı Söyledim.Sıra mesleğime geldiğinde ben ‘kürdçülük’ der demez Şeyhmus’un güldüğünü duydum.Mahkeme hakimi de gülerek ‘Musa bey böyle meslek mi olur’ dedi.Ben, “efendim neredeyse her hafta kürdçülük’ten yargılanıyorum bundan daha istikrarlı bir meslek olabilir mi?” dediğimde bütün salon gülmeye başladı.Şeyhmus,hakim ve daktilo herkes gülüyordu,eğer herkes gülüyorsa o zaman hiç bir sorunda yoktur dedim kendime.Adliye’den çıktığımızda Şeyhmus’un hiç bir şeyden korkmadığını anladım.O da aynı şekilde benimde hiç bir şeyden korkmadığımı anlamıştı.Durmadan gülüyorduk,daha az önce ikimizde tutuklanabilirdik. “İleride beni savunacaksın,müvekkilini şimdiden tanı” dedim, O da ‘tanıyorum Musa ağabey’ dedi.

    Eşim Şeyhmus Miroğlu ile Musa ağabeyin bu ortak anısını her ikisinden de beş-altı defa dinlemişimdir.Onlar her seferinde sanki ilk defa anlatmışcasına heyecan duyarak anlatır,ben ise O onlara ve O uyuma tekrar tekrar tanıklık ederdim.İnsanın anılarına sıkı sıkıya tutunmak zorunda olduğu ve bu anılardan güç aldığı zorlu zamanlardı.

   Kürdlerle ilgili çalışma yapan herkes Musa ağabeyin nazarında oldukça kıymetliydi.Bu çalışmaların içeriği her ne olursa olsun kürdleri daha fazla görünür kılacağına inanırdı.Eşimin anlattığına göre  o zamanlar çok fazla genç yazmak istiyordu.Bir kısmı kendini Kürdler ile ilgili tarihi araştırmalara adamış,bir kısmı da arşivlerle haşır-neşir olmaktaydı.Çoğu talebe olan bu gençlerin ekonomik sıkıntıları vardı.Hazırladıkları yayınları da her matbaa basmıyordu.Dergi mi çıkaracaksınız? Veya çalışmalarınızı yayımlamak mı istiyorsunuz? İşte böyle anlarda karşınıza türlü engeller çıkıyor ve bir anda her şey yarıda bırakılmak zorunda kalınıyordu.Musa ağabey de aynı sıkıntılar içerisindeydi ve Kürdçe lügat çalışmalarını hızlandırmıştı.Eşim Şeyhmus Miroğlu’nun dayısı Sait Ramanlı o dönemlerde Batman Belediye Başkanı,kardeşi Şükrü Ramanlı’da raman sinemasının sahibiydi.Eşimin Batman’a gideceği bir vakit Musa ağabey durumu Ona izah etmiş ve çok eski dostluğu bulunan Şükrü dayıdan hazırlığını yaptığı çalışmaların yayımlanabilmesi adına destek istemişti.Eşimde Kurtalan ekspresine binerek gittiği Batman’da ilk iş olarak Şükrü dayının yayına giderek durumu anlatmış ve O’da “Şeyhmuscuğum İstanbul’a okula döneceğin vakit bana haber ver” demişti.

   Musa ağabey ve eşim Şeyhmus Miroğlu derin dostluk bağlarına sahiptiler.Koşullar ne kadar zorlu olsa da bu bağa zarar verecek bir davranış ikisinden de beklenemezdi.Uzun yıllar sonra Diyarbakır 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde Musa ağabeyin yargılandığı bir davada O yine sanık kürsüsünde ayakta bekliyor, eşim Avukat Şeyhmus Miroğlu’da savunma makamında ayakta durarak onun sanık kürsüsünden inmesini bekliyordu.Tahliye olan Musa ağabey bu durumdan duyduğu memnuniyeti anlatırken duygulanmış ve “yıllar da geçse Şeyhmus yine aynı Şeyhmus ve Musa’da yine aynı Musa’dır” demişti.

  Anılar çok fazla olunca insan durup son bir defa arkasına bakmadan yapamıyor.Musa ağabey kendi davasının hem tanığı hem sanığı hem de mağduru olan biriydi.Ama inanıyorum ki yukarılarda bir yerde bizi izliyor ve kürdçe ıslık çalmaya devam ediyordur.

Gürsel Ekmen Miroğlu

1960 Doğumluyum, İlk ve orta öğrenimimi tamamladıktan sonra evlilik nedeni ile uzun bir süre öğrenimime ara verdim. Dışarıdan katıldığım sınavlarla Mardin Lisesini tamamladım. İki yıl Uluslar arası Hu

YORUMLAR

  • güzel yazı insanı eskiye götürüyor

Yorum Ekle