Ordu, Emniyet, Sıkı Yönetim ve sağlanamayan güvenlik

Ordu, Emniyet, Sıkı Yönetim ve sağlanamayan güvenlik
08 Eylül 2020 Salı Saat 16:22 0

Darbeye doğru giden süreçte, Türkiye’de gün geçtikçe artan terör olayları ve her gün sayıları artan ölümler söz konusu iken insan doğal olarak polisin, istihbaratın ve askerin ne yaptığını merak ediyor.

Kendi içinde sağ sol çatışmaları dışında, eylemleri engellemek için polis birçok olayda ya yok ya da müdahale edemiyordu. İstihbarat, her yerde adamı olmakla ya da muhbiri bulunmakla ünlüyken, büyük olayları engellemek için devrede yoktu. Ordu, müdahale edememesine mevcut kanunların engel olduğu görüşü ile sınırlı bir şekilde boy göstermekte, özünde herhangi bir olaya engel olamamaktaydı. Güvenlikten sorumlu bütün bu kurumların herhangi bir şeyi engellemesi bir yana, bazı olayları bizzat gerçekleştirdiği ya da içinde bulunduğu iddiası hep olmuştu. Bu iddialar, dönemi ve olayların gerçekleşme şeklini düşününce saçma gelmemektedir. Birçoklarının darbe sonrasında dile getirdiği gibi, o güne kadar memlekette kan gövdeyi götürürken ve engellenemiyorken, nasıl oldu da darbe sonrasında birden bu olaylar büyük oranda sonlandırıldı.

Öncelikle, darbe öncesi dönemde polislik, genel olarak insanların gözünde saygı duyulan bir meslek olmaktan çıkmıştı. Polisin çalışma şartlarının çok kötü olması bir yana, çoğunlukla herhangi ciddi bir sınav ile seçilememekte, polis olarak alınan insanlar düzgün bir eğitim alamadan çalışmaya başlamaktaydı. O dönem İngiltere’den getirilen uzmanların hazırladığı raporda da bunlar belirtilmiş, polisin eğitimsizliği ve buna bağlı olarak hareket tarzı birçok olayın aydınlanamamasına sebep olmakta denmişti. Delil toplamaktan bunların değerlendirilmesine kadar birçok sıkıntılı durum söz konusuydu.

Toplanan delilleri değerlendirecek laboratuvar, uzman, araç gereç eksikliği ülkenin çoğu yerinde mevcuttu. Bomba imha uzmanları neredeyse yok denecek kadar azdı. Bugün için emniyete bağlı farklı birimler, o gün için söz konusu değildi, uzmanlaşma imkanı yoktu. Herhangi bir suçlunun fotoğrafını çekecek fotoğraf makinesi bile ülke genelinde sayılıydı. Herhangi bir şehirde suç işlemiş biri, emniyet içi koordinasyon eksikliğinden, başka bir ilde yakalanmadan gezinebiliyordu. Atanan emniyet amirleri ya da polisler, güvenlik endişesinden bazı bölgelere gidip görevlerine başlamayabiliyordu. Ekipman eksiği dışında, eğitimsiz de olsa personel eksikliği de söz konusuydu. Özellikle çok göç alan şehirlere, oluşan nüfusa uygun sayıda polis istihdam edilmiyordu.

Polisin yetersiz eğitimi dışında silah sorunu da yaşanıyordu. Sıklıkla gerçekleşen silahlı eylemlere polisin mevcutta sahip olduğu yerli üretim Kırıkkale silahlarla katılmak istemediği yönünde bilgiler mevcuttur. Bu silahlar sıklıkla arıza yapabiliyor, gerektiğinde ateşlemeyebiliyordu. Polisler, kendilerini her an yolda bırakacak bu silahlara güvenip çatışmaya girmek istemeyebiliyordu. Silah konusunda gizli bir ambargo uygulanması yüzünden yurt dışından daha iyi silahlar getirilemiyordu. Buna karşın, sokaklarda çatışan gruplarda tam otomatik ve daha etkili silahlar mevcuttu. Polisin sahip olduğu silahlarla bu kişilerle herhangi bir mücadeleye girebilmesi, başarılı olabilmesi mümkün değildi.

Genel olarak polis kendini koruyabilecek yetkinlikte değildi. 70’lerden darbeye kadar olan dönem, polis teşkilatının herhalde en kötü ve yetersiz olduğu dönemidir. Bunda bahsi geçtiği gibi, polise sağlanan şartların da etkisi vardı. Ayrıca, polise istihbarattan bilgi gelmemekteydi, kendi istihbarat çalışması çok yetersizdi. Savcılarla ilişkiler sıkıntılıydı ve uyumlu bir çalışma düzeni kurulamamıştı.

Bu dönem, bu olumsuz şartlardan dolayı, polise de birçok saldırının yapıldığı bir dönemdi. Vefat eden polis sayısı az değildi. Yolda, sokak arasında saldırıya uğraması bir yana, karakollar basılıp polisler burada öldürülebiliyordu. Fiziksel olarak polis karakolları da çok sağlam ve korunaklı binalar değildi. Örneğin İstanbul’da 7 Dev-Sol’lu teröristin bir karakol basıp, içeride uyuyan polisleri bir odaya kapatıp ateşe verdiği dönemin haberleri arasında yer almaktaydı.

Bütün bu teknik yetersizlikler ve yeterince eğitim alınmamış olması dışında, bahsi geçtiği gibi, polis arasında da ciddi bir sağ sol çatışması söz konusu idi. Polisler, Pol-Bir (sağcı) ve Pol-Der (solcu) olarak iki ayrı derneğe bağlıydı ve çatışma halindeydi. Bu kendi görüşlerinde olan gruplara bilgi aktarmaktan, onları korumaya çalışmaya, eylemlerde destek olmaya kadar varıyordu. Karşıt görüşte polislere iftiralar atılabiliyordu. O dönem polis işkenceleriyle de anılmaktadır. Bunların bir kısmı gerçek olmakla birlikte, bir kısmı da karşıt görüşlü polislerin birbirini karalamak için uydurdukları yalanlar olarak belirtiliyor. İşkenceleri kimse inkar edemez, maalesef birçok insan işkenceye uğramıştır ve bunların bir kısmı bugün hala yaşamaktadır. Bazılarının bu şekilde düşmanlık sebebiyle atılmış iftiralar olması da muhtemeldir. Birbirinin canına bu kadar rahat kıyan kitlelerin, çok daha rahat bir şekilde iftira atması gayet olasıdır. Yine o döneme ilişkin aktarılan bazı hadiselerde, kurtarılmış bölgelerden kurtulmaya çalışan bazı insanların polisi arayıp yardım istediğini, polisin ise o bölgenin sorumlusuna bu yardım isteyen insanları ihbar ettiği aktarılır. Bu insanlar da örgütler tarafından kendi kurallarına göre cezalandırılırdı. Aynı görüşte bir polise denk gelince de bazen taşınması için yardımcı olunurdu.

O dönem polis teşkilatı için ağırlıklı olarak sağcı olduğu ve bunların solcularla mücadele ettiği, onları engellemeye çalıştığı yönünde bilgiler mevcuttur. Hatta 1981 yılında başlayan MHP davasında, partiye yakın kişilerin sınavlarda başarısız olmasına rağmen polis yapıldığı, partinin polis içinde örgütlendiği iddiası gündeme gelmişti. 1980 yılında yapılan sınavda, MHP’nin desteklediği ve polis olmasını istediği 590 adayın 155’i polis olabilmişti. Diğer parti veya görüşler için elimizde bir bilgi mevcut değildir. Bu MHP’nin o dönem bu şekilde bir girişiminin olduğunu, polisliğe taraftarlarından aldırdığını gösterir. Ama genel olarak poliste sağcı bir yapılanmanın ağırlıkta olduğu iddiası gerçek dışı gibi görünmektedir. Zira polislerin bağlı olduğu Pol-Bir ve Pol-Der’e bakınca, sayıca üstünlük Pol-Der’de görünmektedir. Dönemin İçişler Bakanının açıklamasına göre, 47,662 olan toplam polis sayısından yaklaşık 2000 kadarı Pol-Bir üyesi, 17000 kadarı ise Pol-Der üyesiydi. Bu verileri ölçü alırsak, sağcı polis yapılanması solcu polis yapılanmasına göre çok daha düşüktü.

Bu süreçte Ordu da yeterince etkili değildi. Olayların büyümesine engel olamamıştı. Askerlerin temel eleştirisi, daha önce de belirtildiği gibi, kendilerinin yeterince hakları olmadığına, olaylara müdahale ettikleri taktirde, mahkemede ceza alacaklarına ve zaten birilerini göz altına alsalar dahi, kanunların olması gerektiği gibi olmadığından bu kişilerin kolaylıkla mahkemede kurtulacakları yönündeydi. Ordu, hükümetlere bu anlamda belli kanunların çıkması yönünde dönem dönem baskılar yapmıştı. Demirel’e göre de zaten bu istenilen kanunların çoğu çıkartılmış fakat Ordu muhtelif bahanelerle kendini geri çekmişti.

Daha önce de belirtildiği gibi, 1960 darbesi sonrasında Ordu Türk siyasetinde etkisini arttırmıştı. Türkiye, o dönem kendi şartları ve dünyadaki gelişmelerin etkisiyle Sovyetler ve Amerika arasında bir konumda bulmuştu kendini. Siyasiler bu ikisi arasında daha rahat geçişler yapma imkanına, gerektiğinde pazarlığa oturma imkanına sahipken, Ordu bu rahatlığa sahip değildi. Ordunun modernleştirilmesinde Amerika’nın ve genel olarak Batı’nın büyük katkısı vardı. Yakın bir zamana kadar bile hala Ordu mensuplarının yurt dışı eğitimleri olduğunda, en çok gidilen yer Amerika’ydı.

2. Dünya savaşı sonrası, Sovyet tehdidinden dolayı Amerika ve NATO’ya üye olan Türkiye için, muhtelif yardımlarla ve özellikle Ordunun modern teknolojilere ulaşabilmesi açısından bu üyelik önemliydi. O dönem için yine Türkiye’nin toprak bütünlüğü için batı ile girişilen bu birliktelikler elzem görülmüştü. Bunca ortaklık ve yapılan yardımlar neticesinde, ne bu yardımları yapanlar bundan vaz geçmek isteyecekti, ne de dolaylı da olsa gücünü bunlardan alan kurumlar vaz geçmek isteyecekti. NATO birliğine dahil olmak, bir açıdan aynı zamanda bu birliğin kontrolü, yani birliği kontrol eden ülkenin kontrolü altına girmek anlamına da gelmekteydi. Türkiye’de gerçekleşen darbelere bu açıdan bakınca, batıdan hiçbir zaman büyük bir tepki gösterilmemesinin sebebi kolaylıkla anlaşılabilir.

1970’ler ortası itibariyle ayrıca Ordu içinde yaşanan başka bazı karışıklıklar da mevcuttu. Genel Kurmay Başkanlığı yarışları, siyasi yarışlar gibi olmasa dahi, ince hesaplarla, alttan alta yürütülen çalışmalarla gerçekleşmekteydi. Kuvvet komutanlarının birer günlük farklarla emekli olup elenmesi, başka bazı komutanların önünün açılması sağlanmıştı. Kenan Evren’in yükselişi de bu açıdan ilginçtir. Kendi tabiriyle emekli olmayı beklerken, Trabzon 11. Kolordu Komutanlığından Ankara’ya görevlendirilmişti. Sonra oradan İzmir’e Ege Ordu Komutanlığı görevine geçirilmişti. Emekli olmayı beklerken yine oradan tekrar Ankara’ya Kara Kuvvetleri Komutanlığına getirilmiş ve nihayet Genel Kurmay Başkanlığına yükselmişti.

Bu dönem Milli İstihbarat Teşkilatına ilişkin pek bir bilgi yoktur. Yaşanan olayları engellemek yönünde belli ki bir faaliyeti olmamıştı. Olayların artması yönünde ise faaliyetleri olduğuna dair iddialar hep olmuştu. Yine o dönem, hem eğitimleri hem yardımlarından dolayı fazlasıyla CİA kontrolünde olduğu söylenmekteydi.



YORUMLAR :::

Yorum Yaz GİRİŞ YAP

GÜNCEL HABERLERİ :::

YORUMLANANLAR :::

Milletvekili Demirkaya'dan Mevlit kandil mesajı

AK Parti Mardin Milletvekili, İnsan Haklarını İnce [...]

1 gün önce...

MEB 81 ile talimat gönderdi! Sınavlar nasıl yapılacak?

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 81 ilin müdürlükleri [...]

1 gün önce...

Dolardan yeni rekor geldi: 8,23 ile tüm zamanların en yüksek seviyesinde

Yükselişini sürdüren dolar güne rekorla başladı. [...]

1 gün önce...

Kredi ve burs başvuruları başladı

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, [...]

1 gün önce...

Mardin’de hırsızlık zanlıları yakalandı

Artuklu ve Kızıltepe ilçelerinde yaşanan 2 ayrı hı [...]

1 gün önce...

MARDİNLİFE TV CANLI YAYIN