# Dündar, Süreç Konusunda Davutoğlu İle Görüştü 

> Müstakil İşadamları Derneği Mardin Şube Başkanı Mehmet Ali Dündar, devam eden çözüm süreci ile ilgili Başbakan Ahmet Davutoğlu’na bir rapor verdi. Muhabirimizin görüşüne başvurduğu  Dündar, Başbakan Davutoğlu’na süreç konusunda kamuoyunun beklentilerini anlattı.

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/politika/dundar-surec-konusunda-davutoglu-ile-gorustu
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-11-27T23:10:41+02:00
- Güncelleme: 2014-11-27T23:10:41+02:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: POLİTİKA
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2014/11/dundar-surec-konusunda-davutoglu-ile-gorustu--18581.jpg

Şanlıurfa’da düzenlenen STK’larla istişare toplantısına Mardin’den Memur-Sen Mardin Şube Başkanı Mustafa Aydın’la birlikte katılan MÜSİAD Mardin Şube Başkanı Mehmet Ali Dündar, “Sayın Başbakanımıza çözüm sürecinin devamına yönelik dilek ve temennilerimizi dile getirdik. Çözüm sürecinin ve Kürt sorunun çözümünün en büyük yatırımımız olacağını vurgulayarak, demokratikleşme yönünde adımların devam etmesini beklediğimizi ilettik. Çözüm sürecinde STK’ların önemini net bir şekilde ortaya koyan Sayın Başbakana STK’larla istişarenin artarak devam etmesi ve STK’ların çözüme katkı alanında desteklenmeleri gerektiği temennimizi dile getirdik. Bizi en çok sevindiren nokta Sayın Başbakanın ve hükümetin sürecin devam yönünde net ve kararlı bir tutum sergilemeleridir. Bu da sürecin başarıya ulaşacağı umudumuzu daha güçlendirmiştir.”dedi.

“HÜKÜMETİN ÇÖZÜM SÜRECİNİN DEVAMINDAKİ KARARLILIĞINI GÖRDÜK”
Basına kapalı yaklaşık 5 saat devam eden toplantıda Dündar, “Hükümetin bu kararlılığına karşın HDP cephesinin de sürecin ilerlemesi için daha sağlıklı ve net tavır almasını umut ediyoruz. Bilgi dezenformasyonunun ve kirliliğinin engellenmesi için doğru bilgilendirmenin taraflarca kamuoyuna yapılmasının önemli olacağına inanıyoruz. 6-7 Ekim olaylarında yapılan algı operasyonun ve özellikle bölgemizde yaratılan saldırı ve yağmanın bizlere yakışmadığı ve zararın da yine bizlere mal olduğunu ortaya koyduk.”diye konuştu. 
Bölgede ekonomik durgunluğun ve yaratılan tahribatın telafisi için hükümetin bir iyileştirme planlanması yapması gerektiğini dile getiren Dündar, Başbakan Davutoğlu’ndan bu konuda destek istedi. Bölgede yaşanan 6-7 Ekim olaylarının bölge ekonomisine ve imajına büyük zararlar verdiğini dile getiren Dündar, bu zararın kısa ve orta vadede bölge ekonomisinin düşük bir seyir izlemesine neden olacağını Başbakan Davutoğlu’na ilettiklerini sözlerine ekledi.
Bölgeden farklı düşüncelere sahip 24 STK temsilcisinin katıldığı toplantıda 8 bakan da hazır bulundu. 

DAVUTOĞLU’NUN BASINA AÇIK BÖLÜMÜNDEKİ KONUŞMASININ SATIR BAŞLARI
2010 referandumu ve sonraki süreçten itibaren "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi" adıyla tekrar büyük hamleler yaptıklarını bildiren Davutoğlu, son olarak 2012 sonunda Nevruz'da karşılıklı mesajlarla zirve dönemine ulaşan Çözüm Süreci'ni devreye soktuklarını ifade etti.
Bu süreci anlatmasının nedenini aktaran Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"12 yıl içinde AK Parti iktidarlarının siyasi iradesinden, iyi niyetinden kimsenin tereddüdü olmamalıdır. İç ve dış birçok provokasyona rağmen Türkiye içinde kalıcı barışı temin etmek için ne yoğun çabalar sarf ettiğimize herkes şahittir. Geçen seneden bu seneye baktığımızda, tabii hep beraber istişare edeceğiz, hükümet olarak bizim yapmamız gereken ne varsa her türlü çaba gösterildi. Kürtçenin siyasi propaganda dili olarak kullanılması izninden, hapishanelerde kullanılmasına, seçmeli ders olarak okutulmasına kadar geniş bir alanda faaliyet gösterdik.
En son ve en önemli adım da haziran ayında yasayla bu teminat altına alındı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, çözüm sürecini teminat altına alan yasa çıkardı. Bizim bütün bu gayretler sonrasında beklediğimiz, arzu ettiğimiz, silah dilinin, nefret dilinin ve şiddet dilinin uygulamadan, ortadan kalkmasıydı. Bu inançla hemen 62. Hükümet kurulur kurulmaz bir çözüm süreci mekanizmasını kurduk, Bakanlar Kurulu kararı çıkardık ve herkesi resmen görevlendirdik ve HDP yetkilileriyle yaptığımız görüşme ve diğer temaslarla da yoğun bir tempoyla bir an önce Irak ve Suriye'de yangın varken Türkiye'ye bu yangının sıçramasına engel olmak için güçlü bir iradeyle yola çıkma kararı verdik.
Güzel görüşmeler oldu, çok pozitif bir ortam vardı. Ta ki 6-7 Ekim'de Kobani olayları bahane edilerek ülkemizin en güzel şehirlerinin ateş içinde kalması, kamu binalarının, parti binalarının, neredeyse alternatif düşünen herkesin, iş adamlarının tümüyle tehdit altına alınması, baskı altına alınmasına dayalı, açıkçası hepimizi büyük üzüntüye sevk eden ve karabasan gibi ülkenin üzerine çöken bir tecrübe yaşadık."
Görevlerinin, çözüm süreciyle ülke ve gençlerin istikbalini teminat altına almak olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Gençlerimizin bir tanesinin bile o veya bu gerekçeyle kaybolmasını istemiyoruz, kaybetmek istemiyoruz ama aynı zamanda çözüm süreciyle birlikte halkımızın kamu düzeni içinde huzurunu teminat altına almak" dedi.
“6-7 EKİM'DE BİR TÜRBÜLANS YAŞANDI”
Başbakan Davutoğlu, 6-7 Ekim olaylarının ardından çözüm sürecindeki kararlılığı bir kez daha gösterdiklerini belirterek, "Arkasından Akil İnsanlar Heyeti ile bir araya geldik. Bundan sonra sadece Akil İnsanlar Heyeti olarak değil. Nereye gidersem çözüm süreci bağlamında istişare toplantıları, masaları oluşturacağız ve çözüm sürecine bir ivme katabilmek için toplumsal kesimleri temsil gücüne sahip bütün kamuoyu önderleriyle, sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya geleceğiz. İlk uygulamasını da bugün yapıyoruz" dedi.
6-7 Ekim'de bir türbülans yaşandığını, şimdi herkesin bundan ders çıkarmasının gerektiğini belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Birinci önemli ders, tekrar çözüm sürecinin psikolojik ortamını tahkim etmek durumundayız, psikolojik zemini güçlendirmek durumundayız. Açık söyleyeyim, sizler bölgede çok güçlü toplumsal temeli olan kuruluşlarsınız. 6-7 Ekim olayı hükümet açısından da birçok kesim açısından da bir iyi niyet ve irade konusunda tereddüt doğurmuştur.
Niyet demokratik sistem içinde hakları teminat altına alacak ve herkesin haklarını korurken hiçbir kesimin etnik ve mezhebi ayrıma tutulmadan eşit vatandaşlık haklarından istifade etmesini sağlayacak barışçıl, çoğulcu bir istişare ve siyasi süreç yürütmek ve sonunda buna ulaşmak mı, demokratik anlamda daha sağlam bir zemine ulaşmak mı yoksa çözüm sürecinin getirdiği psikolojik ortamı kullanarak alanda defakto bir durum yaratmak mı?
1 Ekim'de Sayın Demirtaş ile yaptığımız görüşmede, çok berrak bir şekilde, beraber çok ciddi bir yol alacağız diye düşünürken, 1 hafta sonra yaşadığımız olaylar üzerine bu soruyu sorma ihtiyacı hissettik. Bazı uygulamalara baktığımızda maalesef ikinci kanaatin belli yerlerde ağırlık taşımaya başladığını gördük. Yani mesele biran önce demokrasiyi evrimleştirerek bir çözüme ulaşmak değil, defakto güç alanları oluşturmak.
Nasıl paralel devlet yapısı, şimdi mücadele ettiğimiz yapı paralel kanallarla demokratik yolla iktidara gelmiş milli irade dışında bir bürokratik güç ve hiyerarşi doğurmaya çalışıyor, bazı kesimler de çözüm süreci istismar edilerek başka bir paralel güç alanı oluşturulmaya çalışılıyor. İşte burada çözüm sürecine taraf olan herkesin yeni ve güçlü bir psikolojik irade beyanına ve bunu yansıtacak davranışlara ihtiyacımız var. Bu yönde son günlerde atılan adımları da görüyoruz. Olumlu yönde yapılan açıklamalar ve bu gelişmelerden duyulan üzüntüyle ilgili beyanlar. O sebeple de son yaptığımız çözüm süreci mekanizması toplantısı sonrasında bazı yeni adımlar atılıyor. Siz de bunları görüyorsunuz."
Bu psikolojik ortamı destekleyecek ikinci unsur ise sosyal zemin olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Çözüm Süreci sadece bir tarafla hükümet arasında yürütülen bir süreç değildir. Çözüm sürecinden bizim kastettiğimiz, Türkiye'nin bir bütün olarak tek tipçi, dayatmacı ve tanımlayıcı siyaset ve devlet anlayışından çoğulcu, herkese saygı gösteren, demokratik bir devlet anlayışına geçişin mücadelesi. Biz yeni yeni Türkiye'den bunu kastediyoruz" diye konuştu.
“SÜREÇ TÜM KESİMLERİ KUCAKLIYOR”
Alevi vatandaşlarla bir araya gelip sorunlarını doğrudan dinlediğini ifade eden Davutoğlu, Çözüm Süreci'ni bütün toplum kesimlerini kuşatan bir süreç olarak gördüklerini bildirdi.
Başbakan Davutoğlu, "Dolayısıyla bizim çözüm sürecinden anladığımız, tek tarafa dayanan, tek soruna bağlı bir süreç değil, Türkiye'nin bütün toplumsal kesimini kuşatan daha çoğulcu, demokratik bir yapıya geçişin aşaması. Hal böyleyken bizim ve sizlerin çözüm sürecini bir taraf içindeki bazı negatif unsurların provokatif eylemlerine kurban etmememiz lazım. Bunun yolu sadece siyasi iktidarın yapacağı çalışmalardan geçmez. Toplumun ve sosyal hayatın içindeki bütün aktörlerin, sivil toplum kuruluşlarının, diğer siyasi partilerin herkesin bu süreci benimsemesi ve sahiplenmesi lazım" diye konuştu.
Çözüm Süreci'nin herkesin meselesi olduğunu belirten Davutoğlu, "Türkiye'nin bütün sathında, gerektiğinde yerel anlamda Akil İnsanlar Heyeti oluşturarak, bu meseleyi devletin yürüttüğü bir proje olmaktan çıkartıp, toplumun bütün kesimlerinin benimsediği ve provokasyona yöneldiğinde, sadece devletin sesinin çıkması değil, diğer toplumsal kesimlerinde 'Hayır, bir dakika bu ülkenin ve bizim geleceğimizin tek temsilcisi siz değilsiniz ve belirleyici olan da bir tek siz değilsiniz' diyerek, herkesin bu süreci benimsemesi..." ifadelerini kullandı.
Toplumsal sahiplenmeyle ileri adımlar atılamayacağını vurgulayan Davutoğlu, "Biz her halükarda devlet olarak bunu sahiplendik ve yürüteceğiz, kim ne yaparsa yapsın yürüteceğiz. Çünkü bu bizim için ilkesel bir konudur, taktik bir konu değildir ilkesel bir konudur ve doğru olduğu için inandığımız için yapıyoruz. Birilerini tatmin etmek ya da birilerinin getireceği bazı negatif unsurlardan kaçınmak için değil" diye konuştu.
(Çözüm Süreci'nde) Üçüncü boyutun hukuk boyutu olduğunu bildiren Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Psikolojik ortamda karşılıklı bir güven hali varsa, sosyal bir sahiplenme varsa, bu sürecin yürüyeceği bir hukuki zemin olması lazım. O hukuk zemini, yasayı çıkartarak gerçekleştirdik. Kimsenin artık itiraz edeceği birşey yok. Fakat biz o hukuki zemini inşa etmişken sanki bu ülkede hukuk devleti yokmuş gibi sanki bu ülkede herkes kafasına göre istediği adamı vergiye bağlayabilirmiş gibi, sanki bu ülkede yol kesip kimlik sormak, ismini beğenmediğini ya da siyasi görüşüne saygı duymadığını alıp bir yerlere götürme hakkına sahipmiş gibi bir anlayışa gelinirse o zaman birileri Türkiye'yi, Suriye gibi Irak gibi yapmak istiyor anlamına gelir. Biz buna izin vermeyiz. Artık o andan itibaren mesele bir özgürlük meselesi olmaktan çıkıp, güvenlik meselesi haline dönüşür."
“HUKUK DÜZENİNİ SARSAN, ONUN ALTINDA KALIR”
Kavramları dikkatlice kullanarak yol aldıkları bildiren Davutoğlu, "Devlet otoritesi demiyoruz kamu düzeni diyoruz. Devlet kendi otoritesini hukuk düzeni içinde kurar. Biz kullandığımız kamu düzeni yani hepimizin düzeni bütün kamunun düzeni. O düzen bir defa sarsılırsa o düzeni sarsanlar da o yıkıntının altında kalır. Suriye rejimi depremi kendisi başlattı ve zannetti ki sertlik, şiddet ve terör yoluyla birşey sağlayabiliriz" ifadelerini kullandı.
Bir yerde hukuk düzeni sarsıldığında sarsanların da onun altında kalacağını belirten Başbakan Davutoğlu, "Biz ne Suriye'yiz ne de Irak'ız. Asırlardır bir arada yaşamış, devlet sürekliliğini hiç kaybetmemiş ve devlet sürekliliği anlamında, devlet anlamında demiyorum, kamu düzeni anlamında söylüyorum. Çanakkale'de beraber savaşmış, İstiklal Harbi'nde beraber savaşmış, Şanlıurfa'yı kurtarırken beraber savaşmış, Gaziantep'i kurtarırken beraber savaşmış, Kut-ül Amare'yi kurtarırken beraber savaşmış nesillerin torunlarıyız" dedi.
Bu kamu düzenine herkesin sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Hepimize ait bu topraklarda her türlü ihtilafın demokratik ortamda, açık ve en aşırı şekilde dile getirilmesi, aşırıdan kastım şiddet anlamında değil, aykırı görüş anlamında ama hiçbir şekilde şiddete başvurulmaması, hiçbir şekilde halktan yetkisini almamış birinin otorite kullanmaması.
Bu sadece devlet, merkezi yönetim açısından değil, halk yetki veriyor, bir belediye başkanı seçiyor. Bu belediye başkanı bizim partimizden olmasa da halk yetki verdiği için bizim için saygındır. Tunceli'ye gittim, Tunceli Belediye Başkanımızla da görüştüm. Nereye gitsem dertlerini, sıkıntılarını dinliyorum. Seçimi kazanana kadar, siyasi parti mensubusunuz ama aldıktan sonra bütün ülkenin başbakanısınız."
"Eğer bir yerde, yerel bir yönetimde bir belediye başkanı seçilmiş ise ve halk ona yetki vermişse, başka birisi onun yerine karar almaya başladığı zaman demokrasi biter" diyen Davutoğlu, bunun bütün bu süreçte demokrasiyi savunduğunu iddia edenler için büyük bir tehlike olduğunu, o andan itibaren meşruiyetin kalmayacağını bildirdi. Davutoğlu, "Kim seçilmişse hesabı o vermeli, yetkiyi o kullanmalıdır" diye konuştu.
“MEŞRU BİR NİTELİK KAZANMASI ÖNEMLİ”
Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz eleştirdiğimizde, 'Niye bu şiddet dilini kullanıyorsunuz?' dediğimizde, birçok HDP milletvekili 'Bir kere ok yaydan çıktı, biz de kontrol edemiyoruz' ya da 'Karar bizde değil' dediğinde, o zaman demokratik şartlarda konuşmanın sınırlarına gelinmiş olunur. O zaman kimle nasıl konuşacağız?
Muhataplarımızın bu anlamda netleşmesi ve her bir muhatabın da meşru bir nitelik kazanması önemli. Halktan yetki alması önemli. Bütün bir toplum, bu Çözüm Sürecine, muhatabı olmak bakımından, kamu düzenin devamı konusunda hepimizin hassasiyet göstermesi lazım. Yazık olmadı mı Yasin Börü'ye? Yazık olmadı mı o olaylar sırasında hayatını kaybedenlere?
Ben bugün Kobanili kardeşlerime Kürtçe hitap ettim, bağrımıza bastım. 134 bin Kobanili kardeşimiz 3 gün içinde Türkiye'ye sığındı. Dışarıdan ahkâm kesenler 3,5 yıl içinde 130 bin kişi almadılar bütün Suriye'den, biz 3 gün içinde aldık. Bir lütuf gibi söylemiyorum, bu sınırların anlamsızlığını söyleye gelmiş birisiyim, nasıl çizildiğini hepimiz biliyoruz. Suruç ile Kobani kardeştir, Tel Abyad ile Akçakale de kardeştir ama Biri Kürt biri Arap'tır yoğunluk olarak. Çobanbey ile Karkamış, Bayırbucak ile Hatay da kardeştir. Birine sahip çıktığınız zaman, diğerini göz ardı ettiğinizde ve bunu da Türkiye içindeki hukuk düzenini bozmak için bir gerekçe gibi sunduğunuzda, herkes kendi ayağına kurşun sıkmış olur. O bakımdan sizlerin çabasıyla psikolojik ortamı yeniden inşa etmemiz lazım, sosyal zemini ve sahiplenmeyi artırmamız lazım. Kamu düzeni hepimizin düzenidir, bunu sahiplenmemiz lazım."
Çözüm Süreci'ni konjonktürel bir proje olarak görmemek gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Tavır değiştirmemek lazım 'Ben geçmişte Çözüm Süreci'ni benimsemiştim ama Suriye'de durum değişti, ben şimdi durumu değiştireyim.' Hayır... Akil İnsanlar Heyetinde söylediğim gibi, bu milli, özgün ve yerli bir süreçtir. Millilikten kastım bütün bir toplumun benimsemesi. Dışarıdan her hangi bir taraf yok burada. Hep biz bizeyiz, aile olarak biz bizeyiz" diye konuştu.
Davutoğlu, Suriye ve Irak'taki konjonktüre bağlı tutulursa Çözüm Süreci'nin anlamını kaybetmeye başlayacağını, sürecin dış faktörlere bağımlı olmaması gerektiğini de dile getirdi.

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/politika/dundar-surec-konusunda-davutoglu-ile-gorustu)