Türkiye'nin Afrika Açılımları (7)

Daha önce yazdığım bilgiler ışığında Dünya siyasetine yön veren batı dünyası, Türkiye’nin Afrika açılımını kendi menfaat ve çıkarları açısından tehlikeli olarak görüyor. Birçok alanda çarklarına çomak sokan tekellerinin kırılmasını vesile olan Türkiye'ye karşı bu ülkeler, birbirinden farklı gündemlerle engel olmaya çalışıyorlar.

Mesela 2013 Afrika açılımından hemen sonra başlayan ve şiddetini giderek artırarak adeta bir darbe kalkışmasına dönüşen Gezi Olaylarının nihai hedefi asla bir çevre mesele değildi.

Türkiye'nin Libya'nın Ulusal Mutabakat Hükümeti ile 2019'daki Libya ile Akdeniz'de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşmasının imzalanması ile ülkenin o dönemde nasıl da bir kuşatma ile karşı karşıya kaldığına hepimiz şahit olduk.

Yine aynı şekilde iki yıl önce gerçekleşen Afrika ziyareti ile imzalanan antlaşmaların (Angola, Togo ve Nijerya) hemen arkasından Afrika'yı sömüren batı ülkeleri büyükelçilerinin durduk yerde Türkiye'nin iç gündemine yönelik açıklamaları da boşuna değildi. Afrika ülkeleri ile yapılan her antlaşmanın uygulamadaki sonuçlarından olumsuz anlamda etkilenen ülkelerin sayıları artıkça Türkiye'ye yaptırımları da artıyor.

Bu anlamda her yurtdışı gezisi sonrasında özellikle de Afrika dönüşünde Türkiye'nin dış politikasını takdir ederek ülkeye dönüyorum.

4 yüzyıla yakın sömürülen bu Mazlum Coğrafya ne yazık ki, kendi içinde açlıkla boğuşmanın yanında sağlıksız ortamlarda altyapısız gettolarda yaşamaya mahkum edilerek adeta yaşama hakları elinden alınmış durumda.

Sömürgecilerin postalları altında yüz yıllardır inim inim inleyen, her geçen gün daha da kötüye giden şartlar altında; tek çare kendileri olan yüz binlerce çaresiz insan can verirken, yüz binlercesi ise yokluğun pençesinde kendilerine uzanan yardım elini bekliyorlar.

Mesela pandemi süresince birçok Afrika ülkesine yardım elini uzatan tek ülke Türkiye olmuş. Buna Uganda ve Mali'de bizzat şahit oldum. Türkiye'ye düşen bundan sonra da zamanında atılmayan adımları telafi ederek uzun vadeli projelere imza atmalıdır. Bu projelere TİKA başta olmak üzere Afrika ülkelerine insanı yardım amaçlı giden STK'ları da içine alarak yapmalıdır. Bu dernekler ve vakıflar da Afrika ülkelerinde misyonerlerin yaptığı gibi Afrikalıları dilenciliğe, hazırcılığa alıştırmak yerine onları sömürge anlayışından kurtarmalı.

Her birini birer üretici ve girişimci yapmak için kolları sıvamalı bu alanda hizmetler, çalışmalar yapmalılar. İç çatışmaların esiri yapılan ülkelere kardeşlik ve barışın hakim olması için adımlar atılmalı. Sadece bir su kuyusu açarak, iftar vererek, kurban eti dağıtarak beklenen misyonu yerine getiremezler.

Daha geniş bir vizyon ile hareket ederek her ülkeden bir Nelsın Mandela çıkarmanın gayreti içinde olmalılar. Klasik bir söylem olacak ama onlara balık vermekten çok, balığı tutmayı öğretmeliyiz. Bununla birlikte onlara tuttukları balıkları pazarlamanın ve tanıtmanın da yollarını açmalıyız.

Afrika'da sahada çalışan binin üstündeki STK'ların çalışmalarına bu gezi sayesinde biraz daha yakından şahit oldum. Elini taşın altına koyan her birine ayrı ayrı şükran duygularımı sunarken; bir kaçı hariç çoğunun çalışmalarını ne yazık ki yetersiz buldum. 

Türkiye'den gelen yardım kuruluşları bilinçsiz bir şekilde yardım ulaştırıyor, hatta bazı yardım kuruluşlarının menfaat gözeterek hareket ettiklerini de duyduk. Gerçekten sahada olan, oradaki güçlü partner kuruluşlarla birebir çalışan yardım kuruluşlarını tenzih ediyorum ama bunu bir ticaret malzemesi yaparak bunun üzerinden rant ve menfaat sağlayanların sayısı da azımsanmayacak derecede.

Nezir Güneş

Mardin Gazeteci ve Yazarlar Derneği Kurucu Başkanı 2008-2014 Mardin STK Platformu Sekreteryası 2008-2022 Türkiye İnternet Medya Birliği Mardin Temsilcisi 2022 - Mardin Life Dergisi ve Gazetesi Gene

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle