Tam / Gerçek Adı: Anthony Clifford Grayling
Doğum Tarihi: 3 Nisan 1949
Doğum Yeri: Luanshya , Zambiya
A. C. Grayling kimdir?
A. C. Grayling 3 Nisan 1949 yılında günümüzdeki ismi olan Zambiya'da dünyaya geldi. Burada çocukluğunu geçirdi. 1991 yılında beri öğretmenlik yaptığı Londra Üniversitesinde Felsefe Profesörü oldu.
Grayling felsefe, biyografi, insan hakları gibi konularda bir çok kitap kaleme aldı. Çocukluk yıllarında Felsefeye merak saldı. Yakınları desteklemese de bilim adamı olmak istedi ve felsefe alanında profesör unvanını aldı.
A. C. Grayling 3 kız kardeşi ve bir erkek kardeşi vardır. Kız kardeşi yazar 19 yaşındayken öldürüldü. Beyin hasarı ile doğan ablasının ameliyat edilmesinden sonra duygusal noksanlıktan kaynaklı kişilik sorunları oluştu. Erken yaşta bir evlilik yaptı.
Evlendikten kısa süre sonra ise bir nehirde bıçaklanmış şekilde cansız bedeni bulundu. Yazarın bu kötü günler için açıklaması ise işkence gibi bir dönemdi dediği bilinmektedir.
Grayling 2011 yılında Birkbeck'teki görevinden istifa ederek Londra'da bağımsız bir lisans akademisi olan Yeni Beşeri Bilimler Kolejinin kurucusu oldu. 2003 yılında Man Booker ödülüne layık görüldü. Felsefe alanında bir çok esere imza atmış uluslararası yayınlarda bir çok makalesi yayınlanmıştır.
--reklam--
A. C. Grayling Kitapları - Eserleri
- Wittgenstein
- Wittsgenstein
- Against All Gods
--reklam--
A. C. Grayling Alıntıları - Sözleri
- Felsefe sorunları empirik -bir teleskop ya da mikroskopla bakmak ya da laboratuvarda deneyler yapmak gibi- yolla çözülebilecek sorunlar değildirler. Onlar kavramsal ve mantıksal araştırmalar gerektiren kavramsal ve mantıksal sorunlardır. Felsefenin sorularını aydınlatmak ve yanıtlamak için bin yıldan uzun bir zamandır beyinler yorulmaktadır. Bazı filozoflar duruma göre ayrıntılı ve tüketici olmak üzere açıklayıcı kuramlar geliştirdiler. Bazıları ise, kimi spesifik soruları titiz çözümlemeler ve eleştiriler yoluyla aydınlatmaya ve çözmeye çalıştılar. Felsefenin tarihi boyunca, felsefeye katkı getiren hemen hemen her filozof, yukarıda sözü edilen sorunların -varlık, bilgi, doğruluk, değer- aslında önemli olduklarında hemfikirdiler, ki klasik antikiteden beri süregelen felsefeye dair tartışmalarda da bu uzlaşı üzerine temellenmektedir. Wittgenstein ise adeta bu akıntıya karşı kürek çekmektedir. Ona göre felsefenin asıl görevi, sözü edilen sorunlarla uğraşmak değildir, zira bunlar, dile ilişkin yanlış anlamaların sonucu olarak ortaya çıkan aldatıcı sorunlardır. Wittgenstein felsefenin asıl görevinin, düşüncelerimizin ve konuşmalarımızın doğasını aydınlatmak olmalıdır, çünkü eğer bunu başarabilirsek, geleneksel felsefe sorunlarının yapmacık olduğu anlaşılacak ve kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Wittgenstein'ın çalışması -hem ilk hem de ikinci dönemdeki felsefesi-geleneksel felsefe sorunlarının bu yolla "çözülmesi'ne adanmıştır. (Wittgenstein)
- (...) Ve yine, Tanrı'yla ilgili olarak, şöyle der: "Dünyanın nasıl olduğu, yüksek olan için hiç fark etmez. Tanrı kendisini dünyanın içinde açığa vurmaz." (T 6.432) (Wittsgenstein)
- 6.44 Dünyanın nasıl olduğu değildir gizemli olan; olduğudur. (Wittsgenstein)
- dünyadaki başka insanların bana dünya hakkında söyledikleri, benim dünya deneyimimin çok küçük ve önemsiz bir kısmıdır. wittgenstein (Wittgenstein)
- Felsefe sorunları empirik -bir teleskop ya da mikroskopla bakmak ya da laboratuvarda deneyler yapmak gibi- yolla çözülebilecek sorunlar değildirler. Onlar kavramsal ve mantıksal araştırmalar gerektiren kavramsal ve mantıksal sorunlardır. Felsefenin sorularını aydınlatmak ve yanıtlamak için bin yıldan uzun bir zamandır beyinler yorulmaktadır. Bazı filozoflar duruma göre ayrıntılı ve tüketici olmak üzere açıklayıcı kuramlar geliştirdiler. Bazıları ise, kimi spesifik soruları titiz çözümlemeler ve eleştiriler yoluyla aydınlatmaya ve çözmeye çalıştılar. Felsefenin tarihi boyunca, felsefeye katkı getiren hemen hemen her filozof, yukarıda sözü edilen sorunların -varlık, bilgi, doğruluk, değer- aslında önemli olduklarında hemfikirdiler, ki klasik antikiteden beri süregelen felsefeye dair tartışmalarda da bu uzlaşı üzerine temellenmektedir. Wittgenstein ise adeta bu akıntıya karşı kürek çekmektedir. Ona göre felsefenin asıl görevi, sözü edilen sorunlarla uğraşmak değildir, zira bunlar, dile ilişkin yanlış anlamaların sonucu olarak ortaya çıkan aldatıcı sorunlardır. Wittgenstein felsefenin asıl görevinin, düşüncelerimizin ve konuşmalarımızın doğasını aydınlatmak olmalıdır, çünkü eğer bunu başarabilirsek, geleneksel felsefe sorunlarının yapmacık olduğu anlaşılacak ve kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Wittgenstein'ın çalışması -hem ilk hem de ikinci dönemdeki felsefesi-geleneksel felsefe sorunlarının bu yolla "çözülmesi'ne adanmıştır. (Wittsgenstein)
- dünyadaki başka insanların bana dünya hakkında söyledikleri, benim dünya deneyimimin çok küçük ve önemsiz bir kısmıdır. wittgenstein (Wittsgenstein)
- 6.44 Dünyanın nasıl olduğu değildir gizemli olan; olduğudur. (Wittgenstein)
- (...) Ve yine, Tanrı'yla ilgili olarak, şöyle der: "Dünyanın nasıl olduğu, yüksek olan için hiç fark etmez. Tanrı kendisini dünyanın içinde açığa vurmaz." (T 6.432) (Wittgenstein)
- "Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır. " (Wittgenstein)
- "Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır. " (Wittsgenstein)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin