Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Ahmet Buran
Doğum Tarihi:
Doğum Yeri: Keban, Elazığ, Türkiye
Ahmet Buran kimdir?
Elazığ ilinin Keban ilçesine bağlı Aşağıçakmak köyünde doğan Ahmet Buran, ilk tahsilini köyünde, orta okul ve lise tahsilini ise Elazığ’da, Elazığ Orta Okulu, Atatürk Lisesi ve Elazığ Lisesinde okuyarak tamamlamıştır. 1980 yılında girdiği Fırat Üniversitesi Edebiyat ( Fen-Edebiyat) Fakültesinden 1984 yılında mezun olmuş, aynı yılın Ekim ayında, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsünün açtığıyüksek lisans imtihanını kazanarak Türk Dili Anabilim Dalında yüksek lisansa başlamıştır.. Bu arada Fırat Üniversitesinde Türkçe derslerini okutmak üzere Üniversite Senatosunca dışarıdan ücretli öğretim elemanı olarak Türkçe Bölümünde görevlendirilmiştir.
Temmuz 1985 tarihinde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde açılan Araştırma Görevliliği sınavını kazanarak 15 Kasım 1985tarihinde Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır.
1984 yılında başladığı yüksek lisans çalışmasını Keban, Baskil ve Ağın Yöresi Ağızları adlı tezle, 1986 yılında başladığı doktora çalışmasını ise, Prof. Dr. Tuncer Gülensoy’un yönetiminde hazırladığı Anadolu Ağızlarında İsim Çekim Ekleri adlı tez ile 1989 yılında tamamlamıştır.
1990 yılı Kasım ayında Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne Yrd. Doç. Dr. olarak atanan Ahmet Buran, 15 Ekim 1992-15 Aralık 1992 tarihleri arasında Burdur ilinde vatani görevini yapmış ve 13 Ekim 1995 tarihinde Doçent, 2001 yılında da Profesör olmuştur.
1995-1997 Yılları arasında F. Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığı; 1995-2003 yılları arasında Fırat Üniversitesi Dil Eğitim Öğretim ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü; 1997-2000 yılları arasında, F. Ü. Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü; 2000-2003 yılları arasında F. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulunan Prof. Dr. Ahmet BURAN, 2003-2005 yılları arasında, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinde Türkoloji Bölümü Başkanı olarak görev yapmıştır.
12 kitabı bulunan Prof. Dr. Ahmet BURAN, yurt içi ve yurt dışında çok sayıda bilimsel toplantıya katılmış, bildiriler sunmuş, makaleler yayınlamıştır. Yeni Türk Dili Anabilim dalı öğretim üyesi olan BURAN, Ağız Araştırmaları(dialektoloji), Eski Anadolu Türkçesi ve Çağdaş Türk Lehçeleri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır.
İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesi olan Prof. Dr. Ahmet BURAN evli ve iki çocuk babasıdır.
--reklam--
Ahmet Buran Kitapları - Eserleri
- Kurşunlanan Türkoloji
- Çağdaş Türk Lehçeleri
- Çağdaş Türk Yazı Dilleri 1
- Çağdaş Türk Yazı Dilleri 2
- Çağdaş Türk Yazı Dilleri 3
- Çağdaş Türk Yazı Dilleri 4
- Türklük Bilimi Terimler Sözlüğü
--reklam--
Ahmet Buran Alıntıları - Sözleri
- Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere, Tükürün, onlara alkış dağıtan kahpelere... Tükürün, ehli salibin o hayasız yüzüne, Tükürün, onların asla güvenilmez sözüne... Medeniyet denilen maskara mahluku görün, Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün... Mehmet Akif Ersoy (Kurşunlanan Türkoloji)
- Bir kanlı ağıt söylenir şimdi Kırım'da Biz duyarız Kırım'ın öldüren feryadını Bir büyük destanla birlikte yeniden yazacağız Kırım topraklarına Kırım Türkü'nün adını (Kurşunlanan Türkoloji)
- Sovyetler Birliği coğrafyasında ölümün kol gezdiği, baskı, işkence, sürgün ve hapis cezasının sıradan olaylar haline geldiği 1937-1939 yılları arasında, Kırgızistan'da binlerce insan cezalandırılmıştır. Özellikle Sosyal Turan Partisi üyesi oldukları iddia edilen ve "Türkçü, Turancı, milliyetçi, sistem karşıtı" gibi suçlamalara maruz kalan çok sayıda kişi, ağır cazalara çarptırılmışlardır. Bu katliamlar arasında "Çon Taş Katliamı" olarak adlandırılan bir olay var ki, acısının ve etkisinin hafızalardan silinmesine imkân yoktur. (Kurşunlanan Türkoloji)
- "Sovyetler Birliği'nde milyonlarca insan kurşuna dizilmiş ya da sürgüne, çalışma kamplarına gönderilmiş, fiziki ve ahlaki aşağılamalara, işkencelere uğramışlardır. Bütün bu olaylar meydana gelirken, cezalandırılan insanların yakınları, genellikle onların hangi cezaya çarptırıldıklarını ve nerede olduklarını öğrenememişlerdir." (Kurşunlanan Türkoloji)
- Thomsen Çince kaynaklardan yararlanarak 1893 yılında Orhun Metinlerini çözmeyi başarmıştır. (Çağdaş Türk Lehçeleri)
- Türkler hakkında bilgilerin 2. önemli kaynağı; Pian Del Carpine , Villem Van Ruysbroek, Marco Polo ( 13. yy) İbni Batuta (14 yy) başta olmak üzere çeşitli gezginlerin yazdıklarıdır. (Çağdaş Türk Lehçeleri)
- Türkiye'de Türklük Bilimi ; -Kaşgarlı Mahmud ile başlamıştır. -Ziya Gökalp'in sosyolojik incelemeleri türklük bilimi çalışmalarına ivme kazandırmıştır. -Prof. Dr. Fuat Köprülü ' nün İstanbul Edebiyat Fakültesine bağlı olarak kurduğu (1924) Türkiyat Enstitüsü önemli aşamaya ulaşmıştır. -Atatürk'ün Türk dil ve tarihini araştırmak üzere Ankara'da kurduğu Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dil Kurumu ve Araştırmalarına önemli katkıda bulunmuştur. (Çağdaş Türk Lehçeleri)
- Ziya Gökalp'e göre Avrupa'daki Türkoloji gelişmmeleri şöyledir; Avrupa'da Türklüğe dair iki hareket vücuda geldi: 1. Fransızca turquerie denilen Türkperestlik ( Lamertine, Aguste Comte, Pierre Lafayette, Mismer, gibi kişilerin dostane yazıları..) 2. Türkiyat Türkoloji adı verilmekte olup; Rusya, Almanya, Macaristan, Danimarka ve Fransa, İngiltere gibi ülkelerdeki bilim adamlarının eski Türklere, Hunlara ve Moğollara dair araştırmalarını kapsayan çalışmalardır. (Çağdaş Türk Lehçeleri)
- "Türk tarihi bir soykırımla başlar." (Kurşunlanan Türkoloji)
- Türk tarihi bir soykırımla başlar. Çin kaynaklarından öğrenilen bir efsaneye göre,Türklerin atalarıbir savaşta bütünüyle öldürülür,yok edilir. Bu acımasız savaşta,sadece on yaşında bir erkek çocuk sağ kalır. Bir ayağı kesilerek bataklığa atılmış olan bu erkek çocuğu dişi bir kurt bulur ve et getirerek onu besler. Çocuk ergenliğe ulaşınca dişi kurt bu çocukla ilişkiye girer ve gebe kalır. Sonra,komşu ülkenin hanı çocğun yaşadığını öğrenir ve onu öldürmek için tekrar adamlarını gönderir. Gelen kişiler çocuğun yanında bir kurt olduğunu görür ve ikisini birlikte öldürmek isterler. Kurt kaçarak idikut ülkesinin kuzeyindeki dağda bulunan,çevresi oldukça geniş bir mağaraya sığınır. Otlukları,çayırları bol olan bu vadinin çevresi yüksek dağlarla çevrilidir. Kurt burada uyuya kalırve bir süre sonra on oğlan doğurur. Bu on çocuk büyür,başka ellerden kız alırlar. Bu çocukların her birinin soyu bir boy olur. İşte Türklerin soyu bu soykırımdan kurtulan ve dişi bir kurt tarafından beslenen çocuk ile kurttan türeyen nesle dayanır. Kurttan türedikleri için de Türklere Aşna/Aşina veya Asena adı verilmiştir. (Kurşunlanan Türkoloji)
- Türklük bilimi çalışmları 11. yy da ; Kaşgarlı Mahmud'un Divanü Lügati't Türk adlı eseri ile başlar. ondan sonra , Muhakemetül Lügateyn 15. yy Ali Şir Nevai, Müyessiretü'l Ulum 16. yy Bergamalı Kadri, 19. yy dan itibarende Ahmet Cevdet Paşa, Fuat Paşa , Abdurrahman Fevzi Efendi, A. Vefik Paşa, Şemseddin Sami vb... bu çizgiyi devam ettirdiler. (Çağdaş Türk Lehçeleri)
- Sovyetler Birliği'nde 1930 ila 1950 yılları arasında birçok halk,topluluk ve kişi bulundukları yerlerden sürülerek ülkenin başka bölgelerinde, zor şartlarda yaşamaya mecbur edilmişlerdir. Bu sürgünler, İlk defa, 1931 tarihinde SSCB Merkezi İdare Komitesi ve Yüksek Sovyet Prezidyumu (YSP) tarafından çıkarılan kararname ile toprak sahibi zengin köylülere uygulanmıştır. 1931'den 1933'e kadar toplam 1.317.000 kişi bulundukları yerden çıkarılmıştır. Sadece 1937-38 yılları arasında Sovyetler Birliğinde 1.500.000 insan, siyasi baskıya maruz kalmıştır. Bunlardan 1.344.500 kişi hüküm giymiş, 681.692 kişi de haksız yere kurşuna dizilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Sovyet devletinin izlediği sürgün politikası sonucunda, toplam olarak 3.332.580 kişi yaşadığı topraklardan çıkarılmıştır. 1948-49 yıllarında bu sayı, ölüm, sürgün cezasınıncezasının kaldırılması gibi sebeplerle 2.275.900 kişiye inmiştir. Tüm SovyetlerSovyetler Birliği'nde resmî rakamlara göre 10 milyon insan feci şekilde öldürülmüştür. Ancak doğrudan ve dolaylı olarak öldürülen insan sayısının bu rakamdan çok fazla, 30-40 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. (Kurşunlanan Türkoloji)
- "1928 yılında Kırım'ın Yalıboyu'ndaki güzel Simeiz'de doğdum. Sürgün edildiğimizde 15 yaşındaydım. O günler, birinci gününden son gününe kadar, hep aklımda. Nasıl unutulur ki o günler? İstesem de unutamıyorum. Sürgünden bir gün önce her şey sakindi. Pek çok evde olduğu gibi bizim evde de cepheden gelen Rus askerleri yaşardı. 17 Mayıs 1944 günü evimizde büyük bir temizlik yapmaya başladık. Her şeyi yıkıyor, siliyor ve süpürüyorduk. Bizim bu çalışmalarımızı gören Rus askerleri "Niçin yapıyorsunuz böyle bir şeyi? Ne gerek var? Ya birden buradan çıkarılırsanız boşuna yapmış olmayacak mısınız?" dediklerinde, ben "Ömrümde bir yere gitmedim. Babaannem de hayatında tren görmedi. Bir kere bile seyahat etmedi. Niye gidelim ki durup dururken?" diye onlara soruyla cevap veriyordum. Başka bir şey söylemediler, sürüleceğimize dair tek kelime etmediler. 18 Mayıs sabaha karşı saat dört veya beş civarıydı. Askerler geldi evimize: — Çıkın çabuk hazırlanın! Yolcusunuz! — Ne yolcusu, niçin? — Hainsiniz siz! Sovyet Hükûmetinin kararı bu! Çabuk, sallanmayın! Çabuk çıkın! Şaşkındık. Sersem gibiydik. Büyük bir kaos yaşanıyordu. Evde beş kişiydik. Teyzem avluda ağlıyor, "Bizleri öldürecekler! Kefenlerinizi alın! Bizleri öldürecekler! Kefenlerinizi alın!" diye bağırıyordu. O gün, hatıramdadır, çok tuhaf bir olay da olmuştu. O gün bir fırtına vardı Simeiz'de. Rüzgâr uğulduyor, ağaçları sarsıyor, kimi ağaçların dalları kopuyordu. Rüzgârın, ağaçların uğultularına, köpeklerin acı acı havlamaları ve ulumaları (Arire Hanım da ağlıyordu. Nasıl ağlamasın ki?) ineklerin böğürmeleri ve bizlerin feryatları karışıyordu. O günün sesleri... Tarifsizdi o günün feryadları... Korkunçtu... Ardından dolu yağdı, iri iri dolulardı. Biz ağlamadık yalnızca. Sanki bizimle beraber gök ağladı, hayvanlarımız ağladı. Ağaçlarımız ağladı... Bizleri Akmescit'e getirip hayvan vagonlarına doldurdular. 28 gün yol gittik. Bütün yol boyunca bir kere yemek verdiler, Sarıtav (Saratov)'da. Bazılarımız yanına yiyecek bir şeyler alabilmişti. Bazılarının unu vardı, pişirip bize de verirlerdi. Vagonunuz o kadar doluydu, o kadar sıkışıktı ki ayaklarımı uzatamıyordum. Vagonumuzda ölenleri yol kenarında bırakıp gittik, gömemedik. Semerkand'a getirdiler, stadyuma topladılar. Yanımıza alabildiğimiz eşyaları, bohçacıklarımızı bir kenara topladılar. Bizleri tüfeklerle ite kalka hamama götürdüler. Anlatılır gibi şeyler değildi. Bizleri dipçikliyor, küfürler ediyor ve üzerimize ilaçlı kaynar su atıyorlardı. Kaynar suya dayanamayıp ölenler oldu. Kaynar sular... (Yanaklarından ince ince yaşlar sel oldu burada Arire Hanım'ın. Bir süre sonra hıçkırıklardan dolayı konuşamadı.) Hamamdan sonra yine stadyuma getirdiler bizleri. Biz dönene kadar bohçalarımız, eşyalarımız karıştırılmış, işe yarayacaklar yağmalanmıştı. Eşek arabalarına koyup köylere dağıttılar. At ahırlarında yattık. Ne yorganımız ne döşeğimiz vardı. Günlerce, haftalarca yerlerde yattık. Oradaki ağır şartlarda, pek çok insanımız hastalandı, pek çoğu öldü. Yeterli yiyecek verilmezdi. Ağır işlerde çalıstırılırdık. Yaşlı kadınlarımız, hep Kırım hasretini anlatırlardı; pek çoğu son günlerini yaşarken, son nefeslerini vermeden bir yudum dahi olsa Kırım'ın suyunu içmek isterlerdi. Bir yudum, bir yudumcuk Kırım suyu olsa, içsem, rahat ölebilirdim, derlerdi. Bir gün bir kadıncağızla oğlunu çakallar yemiş. Aç çakallar. Oğlancağızı ayakkabılarından tanıyabildik. Bu olaydan üç gün sonra cepheden babası geldi. Selâm verdi. (Burada Arire Hanım yine kendini tutamadı, hıçkırıklara boğuldu.) Askerden gelen bu yiğit selâm verdikten sonra, cemaat dedi, "Benim karım Arife, oğlum Server'i görenleriniz, tanıyanlarınız var mı? Fotisalalı idiler? Kim biliyor?" Hiç kimse sesini çıkaramadı. Nasıl densin çakallar yedi diye. Sonra bir kadıncık, yaşlı bir kadıncık: "A balam!... Allah.....Allah sana sabırlar versin! Yazımız böyle imiş... Allah rahmet eylesin!....." dedi ve anlattı. O, cepheden gelen yiğit adam, gözlerimizin önünde öyle bir dövündü, öyle bir yerleri tırmaladı ki dayanılır şey değildi. Sonra adamı, o yiğidi kaldırdılar yerden, su verdiler, biraz olsun teskin etmeye çalıştılar. Adamcağız yerden kalktığında saçları bembeyaz olmuş, çökmüş, bir anda ihtiyarlamıştı. Şimdi düşünüyorum, yaşadığımız bu facialara, dehşetli günlere rağmen nasıl sağ kalabildik, nasıl olup da Vatanımız Kırım'a dönebildik diye? Bunun tek bir açıklaması var o da birlik. İsmail Bey Gaspıralı'nın bize miras bıraktığı birlik. Biz birbirimizi koruyarak, birlikte mücadele ederek bugünlere gelebildik. Burada adını anmadan geçemeyeceğim bir kişi var. Gafur Ağa. Kemaneci idi. Sürgün günlerinin o ağır, o dayanılmaz, pislik ve açlık içinde geçen günlerinde bize kemanesiyle kaytarmalar çalardı. 5 dakika olsun onunla güler, hiç olmazsa gülerek ağlardık. Bize "Qorqmañ balalar, bir kün Vatanğa qaytarımız, şen qaytarmalar çalarmız" diye sürekli moral ve kuvvet verirdi. Allah'a şükür her şeye rağmen dimdik ayakta kaldık. Millet olarak yok olmadık. Şimdi de hâlimiz ağır ama birlik beraberlik içerisinde bu günleri de geçeriz inşallah.." (Kurşunlanan Türkoloji)
- 1991 yılında Sovyetler Birliği dağılıp Türk toplulukları birer birer bağımsızlıklarını ilan edince, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel "hazırlıksız yakalandık" demişti. Çünkü yıllarca Amerika, Avrupa, İran, Japonya, Çin ve Arap ülkeleri, Türkistan ile ilgilenip, bu coğrafyanın yer altı, yer üstü kaynaklarını, dillerini, inanvlarini ve sosyo-kültürel durumlarını araştırmak üzere enstitüler, bölümler, kürsüler kurarak, uzmanlar yetiştirip bölge hakkında veri tabanları oluştururken, biz bu coğrafya ile ilgilenen herkesi, "Türkçü, Turancı, ırkçı, hayalperest" olarak suçlamış, hiçbir hazırlık yapamamıştık. Dolayısıyla bu coğrafya ile ilgili idealleri olanların bildikleri de, sadece milli romantik duygulardan ve hayallerde öteye gidememişti. Sovyetlerden ayrılan Türkler de hazırlıksız yakalanmışlardı... Çünkü onlar, Stalin baskı ve kıyımından geçerek gelmişlerdi. Düşünen beyinleri, gören gözleri olan aydınlarınım tamamına yakını Stalin tarafından katledildiği için, yollarını aydınlatacak ışıktan yoksun kalmışlardı. Bu da yetmezmiş gibi sistemin kabulleri ve hedefleri doğrultusunda, yalan yanlış bilgiler onlara hakikat diye öğretilmişti. Atatürk, daha 1933'te " Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur; komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inanci bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir." diyordu. Ama biz, bir Sovyetleşme sürecinden geçmemiş, Stalin yönetiminde yaşamamış olmakla birlikte, en az yaşayanlar kadar tarihsel hafizamızı yitirmiş, değerlerimizden uzaklaşmış ve âdeta "mankurt"laşmış olduğumuz için olup biteni anlayamamıştık bile. (Kurşunlanan Türkoloji)
- "...insanın düşüncesi rüzgar gibi." (Kurşunlanan Türkoloji)
- 20. yüzyılın en mağdur, en mazlum ve en çok kırım ve kıyıma uğrayan milleti Türkler olmuştur. (Kurşunlanan Türkoloji)
- Millete hizmet etmek istiyorsan, elinden gelen işle başla... İsmail Gaspıralı (Kurşunlanan Türkoloji)
- Tarih 25 Şubat 1992... Hocalı halkı, kışın dondurucu soğuğundan, sıcak yataklarına sığınmaya hazırlanırken, acımasız bir ölüm kokusu her yanı sarmaya başlar... Ermeniler, tarih boyunca en iyi yaptıkları işi tekrar etmiş, XX. yüzyılın başlarında olduğu gibi sonlarında da kendilerini göstermişlerdir! (Kurşunlanan Türkoloji)
- Türk’ün aleyhinde olan adaletsiz düzeni reddederek tarih yazan Türk büyüklerimizin davalarını; Aklı, bilimi ve ahlaki değerleri rehber edinerek yaşatacağız. #3MayısTürkçülerGünü kutlu olsun… (Türklük Bilimi Terimler Sözlüğü)
- Türkler sözkonusu olunca Uluslararası hukukun, adalet ve insan haklarının işe yaramadığını biliyordum. Bu durumda beynimde Gaspıralı'nın sözleri yankılandı: " Millete hizmet etmek istiyorsan, elinden gelen işle başla... " (Kurşunlanan Türkoloji)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin