Türk yazar, eğitmen Arifzade edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Arifzade hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Arifzade hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Arifzade hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Tam / Gerçek Adı: Abdülmecit Erdoğan

Doğum Tarihi: 1970

Doğum Yeri: Cihanbeyli, Konya

Arifzade kimdir?

Asıl adı Abdülmecit Erdoğan’dır. 1970 yılında Konya’nın Cihanbeyli İlçesinde dünyaya geldi. On aylıkken geçirdiği rahatsızlık sonucu sağ bacağı felçli kaldı. İlk ve ortaokulu Bulduk Köyünde okudu. Ortaöğrenimini Cihanbeyli ve Konya Karatay Liselerinde tamamladıktan sonra 1988 yılında girdiği Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesini 1993’te bitirdi. Bilecik, Van, Adana, Eskişehir ve Konya illerinde öğretmen olarak çalıştı. Doksanlı yıllardan bu yana yazı çalışmaları yapan Arifzade, eserlerinde giderek bireyselleşen dünyada insanın daha fazla kendi iç dünyasına gömülüşünü dramatik kurgularla ve sade bir dille anlatma çabasındadır. Bu gerçek eserlerinde başkahramanların zihni çalkantıları ve iç konuşmaları olarak okurun karşısına çıkmaktadır. Bozkırın Arifzade’nin eserlerinde özel bir yeri vardır. Hayatın kendi başına bir sır olduğuna inanan yazar, romanlarında bir takım gizemli hikâyeler eşliğinde bozkırın ruhunu okurlarına sunma çabasındadır. Arifzade eserlerinde dikkat çeken bir diğer husus ise, her kitabında mutlaka engelli bir karakterin bulunmasıdır; yazar bunu engellilere karşı bir vefa borcu saymaktadır.

--reklam--

Arifzade Kitapları - Eserleri

  • Şizofrenin Kamburu
  • Nedamet Kafesi
  • Dördüncü Pazar

--reklam--

Arifzade Alıntıları - Sözleri

  • ''tam bir çıkmazdayım. bu öyle bir çıkmaz ki, bir yanda artık beni bile usandıran hatıralarım, öte yanda ipe sapa gelmez hayallerim, başları göğe eren koca binalar misali hayat sokağımın iki yakasında sırt sırta pervasızca yükselmiş. sokağın sonu ise şu bir avuç bedenimi yutacak olan devasa mezarım. anlayacağın kabrime doğru yürüyorum cılız adımlarımla. buraya tayyar çıkmazı diyorum ben; tayyar çıkmazı.'' (Şizofrenin Kamburu)
  • Ben bir bozkır pigmesiyim. (Şizofrenin Kamburu)
  • sadece merbut bir kalabalığın ismiyim. (Şizofrenin Kamburu)
  • Ölüm seni hayatı faniyeden alır, seni hayatı bakiyeye götürür. (Şizofrenin Kamburu)
  • "Mehmet her şeye rağmen sağırlığını, ruhu üzerinden geliştirdiği lahuti bir düşünceyle hayatına anlam tahmil etmesine imkân veren bir anlayışa tebdil etmeyi başarmıştı. Ona göre ruh, el, ayak, baş, kulak gibi insan denen bütünü tamamlayan parçalardan biri eksik olunca bozulan doğal görüntüyü, akışkan olan sonsuz genişliğiyle tamamlayabilme gibi âli bir yeteneğe sahipti. Ruh eksik olan uzvun yerine akarak kişinin düşünceler dünyasında onun yokluğunu hissettirmemeyi beceriyordu ve böylece göz yaşartan buhranları, acımasız eziklikleri, insanlığa duyulan mücessem adavetleri ve daha pek çok yıkımları engelliyordu. Elbette bazen bu düşüncesini züğürt tesellisi olarak gördüğü de oluyordu ama böylesi daha az üzülmesini sağlıyordu." (Nedamet Kafesi-Arifzade) (Nedamet Kafesi)
  • Eğer inanan biriysen sevginin şahikasını kime tahsis edeceğini bilirsin. İşte bu bilgi, diğer bütün sevmeleri de kutsar; zira en tepede sevdiğin, alttakilerin her birine senin bu sevginden birer ışık yansıtır. (Dördüncü Pazar)
  • "Bazı şeyler," dedi ihtiyar adam sesinin tonunu değiştirmeden, "soru sormana gerek duymadan kendilerini sana anlatırlar; lakin kendilerince, kendi keyiflerince, uygun gördükleri zamanda ve usulde… Düz siyah saçlarını omuzlarına salan esmer kız ya da netteki sevgili; aradığın aşkın hangisinde olduğunu yahut aşkın böyle bir şey olup olmadığını ruhun sana anlatacak. An itibarıyla ruhun şu hercümerç olmuş kuru kalabalık gibidir; küçük bir tazyikle dağılıveriyor. Ama vakti geldiğinde ve aşkın ne olduğunu anladığında yıkılmaz bir kale duvarına dönüşecek. İşte o zaman lanet okuyup durduğun mahallene de, nefret ettiğin babana da, her sabah üşenerek gittiğin işine de ve hatta aksadıkça içini yakan sakat bacağına da bakışın değişecek." (Dördüncü Pazar/Arifzade) (Dördüncü Pazar)
  • “Kemal o gün annelerin çocuklarını asla unutamayacağını anlamıştı. Allah onlara böyle bir sır bahşetmişti. Kadıncağız akşamüzeri oğlunu yolcu edene dek hep ağlamış ve çocuğunun hasretiyle geçen yıllarına hayıflanmıştı. Çok kereler Kemal’ini görmek için Bilecik’e gitmeyi aklından geçirmiş ama Fahrettin Bey’in sahip olduğu güçle çevresindeki insanlara zarar vermesinden korkmuştu. Vücudunun kuvvetiyle koltuğu masaya doğru iten Kemal, ellerinin sırtıyla ıslak gözlerini sildikten sonra bir kez daha şiiri okudu ve buruşturup çöpe yolladı. Geçen seneden beri annesine de kızgındı. Evlenmek istediğini işaretlerle söylediğinde Vildan Hanım bakışlarını oğlunun ışıldayan gözlerinden kaçırıp yere dikmiş ve yutkunarak, -Bilmiyorum ki evladım, demişti boğuk bir sesle, nasıl yapalım? O zalim baban ne der? Hem… Bu ‘hem’ deyip yutkunmaların ne manaya geldiğini anlayan Kemal hafiften kafasını yukarı aşağı sallamakla yetinmişti. -Hem, nasıl söylesem, senin durumun… Gece yarısı eşiği çoktan aşılmıştı. Yatağına uzanan Kemal hüzünlü bakan gözlerini tavana dikerek annesinin kendisiyle ilgili bu yaklaşımını düşündü. Lakin sadece düşünmeydi bu, hayata dair bir çıkış sunacak değildi. Epey zaman sonra, gece iki dolaylarında yataktan doğruldu. Bir süre pencereden karanlık geceyi seyrettikten sonra dışarıya çıktı. Garaja yöneldi. Jeepe atlayıp bu küçük şehrin caddelerine aktı. Bir saatten fazla hedefsizce sokaklarda dolaştı durdu. Sonra da İstasyon’un yolunu tuttu. Trenleri seyretmeyi severdi. Gar’a yakın bir yerde durup jeepin açık penceresinden bir yük treninin geçişini izledi. Sonra da arabayı Gar’ın arkasındaki işkembecinin önüne çekti. İşkembeci Kemal’i önceden tanıdığından hemen çorbasını getirdi. Zaman zaman kaçıp buraya geldiği olurdu. Dilsiz ve yalnız bir adamın kaçışları çok olur.” (Nedamet Kafesi-Arifzade) (Nedamet Kafesi)
  • Bazı şeyler soru sormana gerek duymadan kendilerini sana anlatırlar; lakin kendilerince, kendi keyiflerince, uygun gördükleri zamanda ve usulde... (Dördüncü Pazar)