Doğum Tarihi: 1982
Doğum Yeri: Ankara
Başar Öztürk kimdir?
1982’de Ankara’da doğdu. Kalorifer peteklerinden denizaltı dümeni yaparak geçirdiği çocukluğunun ardından, 1993’te ilkokulu bitirdi ve milletvekili seçilmesinin önündeki engellerden birini kaldırmış oldu. 1993-1995 yılları arasında babasının görevi nedeniyle Almanya’nın Stuttgart kentinde yaşadı. Burada Enver Paşa’yı aratmayan bir Almanperestlik edindi. Kalaba Anadolu Lisesi’ni temsilen katıldığı üniversite sınavında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. 2002’de Ankaray durağında gördüğü kadına aşık oldu. İki yıl sonra aşkını açıklayabildi. Sekiz yıl sonra evlendiler. 2008’de Kültür Bakanlığı’nda uzman yardımcısı olarak göreve başladıktan sonra sıkılıp avukatlık stajını yapmaya karar verdi. Akabinde uzman yardımcısı olarak SGK’ya girdi. Halen bu görevi yürüten yazar, bir dönem Zaytung’da “freelance” editör olarak çalıştı.
--reklam--
Başar Öztürk Kitapları - Eserleri
- Haydarpaşa'nın Son Memuru
- Atanamayanlar
--reklam--
Başar Öztürk Alıntıları - Sözleri
- Salon danslarında çok başarılıymışız gibi, her fırsatta büyük bir özgüvenle piste kalkan çiftlerimizin beş yaşından bu yana yaptığı gibi sağa sola yaylanarak sallanıyoruz. Sırf bu yüzden bizi AB'ye almıyor olabilirler. Ciddi bir valssizlik söz konusu. (Atanamayanlar)
- Bu memur milleti tatillerini bile son güne bırakır. (Atanamayanlar)
- Ne zaman bir sorunla karşılaşsa(sık sık) çay demlerdi. (Atanamayanlar)
- . “Savaşı kaybetmiştik.. ve kötüler o kadar güçlüydüler ki, bizi yenmekle kalmadılar.. sonunda bu savaşın iyi olanları da onlar oldular..” (Haydarpaşa'nın Son Memuru)
- Bazı mutluluklar o kadar ağır olur, o kadar beklenmiştir ki, yüzün yansıtma eşiğinin üzerinde yaşanır. Yüzün mimikleri bu mutluluğu nasıl tarif edeceklerini bilemezler. (Atanamayanlar)
- Ne okuduğum okul, ne vizyonum, ne kamu personeli sınavındaki notum, ne de mülakat sırasındaki içtiğim bir yudum su bana bu sınavı kazandırabilirdi. Beni işe sokacak olan şey, o gün lacivert ceketimin iç cebindeki Afyon milletvekiline ait kartın üzerinde yazan, “Kart hamili yakinimdir” ifadesi idi. (Haydarpaşa'nın Son Memuru)
- Bugün insanlar cenazelerinin sosyal ağlara koydukları bir fotoğraf gibi değerlendiğini göreceklerini bilseler, hepsi patır patır intihar edip cenazelerinin altından bunu kaç kişi paylaşmış, kaç kişi beğenmiş, kaç kişi yorum yapmış, öbür taraftan buna bakarlardı. 'Beğenilmemek' Bu çağın laneti de bu sanırım... (Atanamayanlar)
- Bireyselliğin içini doldurmadan bir bencillik edinmiştik. Narsist falan değildik. Tiksiniyorduk kendimizden ama ben'i de elden bırakamıyorduk. Bize karşı yapılan her şey aşağılıktı ama biz herkese her bir boku istediğimiz kadar yapabiliyor duk. (Haydarpaşa'nın Son Memuru)
- Platonik aşklarda en kötü durum budur: Karşı tarafın, bir falso yapmana sıfır olasılık verdiği için seninle çok samimi olması. Sarılsan bunu arkadaşca sayar, seni seviyorum desen espri sanır. (Atanamayanlar)
- Hayat, hayallerimizi öğrenip, onları gözümüzün önünde infaz eden gaddar bir sadist değildir de nedir? (Haydarpaşa'nın Son Memuru)
- 'Beğenilmemek' Bu çağın laneti de bu sanırım... (Atanamayanlar)
- “Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz, yazı hariç" (Atanamayanlar)
- Kitaplarımı, onların okunmuş olmasını, yan yana sıra halinde mezar taşları gibi raflara dizilişlerini izlemeyi severim. (Haydarpaşa'nın Son Memuru)
- Her genç varoluşçu, kendi cenazesinin peri masallarını andırmasını hayal eder. (Haydarpaşa'nın Son Memuru)
- Şahane bir hayat yaşamadım biliyorum. Bu benim ilk yaşamımdı, acemiliğime geldi... (Atanamayanlar)
- Ne kadar çok yaşarsanız veya ölüme ne kadar yakın olursanız, ölmeyi tercih etmeniz de o kadar zorlaşır. Sanırım gençler bu yüzden ihtiyarlardan daha fazla intihar ediyor. Kullanıldıkça kopamayan lanet bir uyuşturucu gibi hayat. (Haydarpaşa'nın Son Memuru)
- Her genç varoluşçu, kendi cenazesinin peri masallarını andırmasını hayal eder… (Haydarpaşa'nın Son Memuru)
- Hayat, hayallerimizi öğrenip, onları gözümüzün önünde infaz eden gaddar bir sadist değildir de nedir? (Haydarpaşa'nın Son Memuru)
- İnsanları güldürdüm hep, ama farketmediler. Anlattıklarıma güldüklerini unuttular. Bana güldüklerini hatırladılar. Ne ölünç bir durum! (Atanamayanlar)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin