Doğum Tarihi: 1936
Doğum Yeri: Arslanköy, Mersin, Türkiye
Ölüm Tarihi: 9 Temmuz 1999
Ölüm Yeri: İstanbul, Türkiye
Behzat Ay kimdir?
Roman ve hikâye yazarı. Mersin’in Arslanköyü’nde doğdu. Düziçi Köy Enstitüsü ile Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü’nü bitirdi (1970). İlkokul öğretmenliği ve ilköğretim müfettişliği yaptı.
1953 yılından beri çeşitli dergi ve gazetelerde röportaj ve gezi notları yayınlanmaktadır. Eserlerinde, şehir hayâtına uymakta güçlük çeken köylü tipleri ile şehir hayâtına özenen köylüleri ve onların problemlerini anlatır. Günümüz yazarlarından olup gezi notları, hikâye ve romanları vardır.
--reklam--
Behzat Ay Kitapları - Eserleri
- Sürgün
- Çanakkale'den Laik Cumhuriyet'e
- O Uzun Yalnızlık
- Atatürk'ten Sonra Kan ve Gözyaşı
- Dor Ali
- Sis İçinde
- Kuşku ve Korku
--reklam--
Behzat Ay Alıntıları - Sözleri
- Öğrencileri daha iyi yetiştirmek, öğretmenlere yararlı olmak, yurdumuzun, insanlarımızın sorunlarını daha iyi anlayabilmek için kitaplar, dergiler, gazeteler okurum. Okuduklarım beni düşündürür. Konuşturur... (Sürgün)
- "Gülmeyi yitirdik biz. Biz gülmeyi unuttuk... Bize yaraşan ağlamak... Veya bağırıp çağırmak. Sesimizi ıraklara dek iletmek... Duyurmak sesimizi..." (Dor Ali)
- "Topraklara sahip olup, topraklara ter akıtmayanlar. Terlemeyenler... Göbeklenenler... Toprağı işlemezler, işletirler... Toprağı sevmezler, toprak sahibi olurlar." (Dor Ali)
- "Sigaram ince tüter, Düşünsem aklım yiter. Sağol da uzakta dur, Yılda bir görsem yeter..." (Dor Ali)
- « Acı ve gülünç bir oyunun, yani trajikomik bir oyunun başoyuncusuyum; hem de seyircisiyim...» (Sürgün)
- Ozanın, “Nazım usulcacık okşar vapuru, yanar elleri,” dediği soydan bir özlem… (Kuşku ve Korku)
- “Boş ver be arkadaşım! Ne diyordu Che? ‘Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin…’ diyerek bir söylevi vardı ya…” “Evet!” deyip bardağını kaldırdı. Ben de kaldırdım. Tokuşturduk… (Kuşku ve Korku)
- O günlerde Mustafa Kemal, Sofya'da ataşemiliterdir. Balkan Savaşı yenilgisinin yarasını yaşayan ulusun savaşa yeniden sokulmasına karşıdır. (Çanakkale'den Laik Cumhuriyet'e)
- ... çantasından bir kitap çıkararak okumaya başladı... (Sürgün)
- «Ülkemizde gerçekçi ve ilerici oldun mu, susturmak, hatta ezmek isterler...» (Sürgün)
- Yıllarca sonra iki kardeş, komşu ve aynı denizi paylaşan iki ülke arasında sürtüşmelerin olmaması, kuşkusuz bütün barışseverlerin isteğidir. İsteriz ki, Ege bir barış denizi olsun. Unutmayalım ki martılarımız bile ortak... (Çanakkale'den Laik Cumhuriyet'e)
- Balkondan çalışma odasına geçiyorum. İlk kez yayımlandığında, yirmi dört yıl önce, Erzincan’ın Uluköy’ünde sürgündeyken, yine ekim ayının bir dolunay gecesinde okuduğum Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim’i ikinci kez okumaya başlıyorum. (Kuşku ve Korku)
- Yeryüzünün Avustralya, Asya, Avrupa anakaralarından toplanıp güçlü silahlarla donatılan saldırgan emperyalist orduları 18 Mart 1915'te geri çekilmek zorunda kaldı. İşte o gün kazandığı utkuyla Türkler «Çanakkale Geçilmez» sloganını tarihe yazmış oldular.... (Çanakkale'den Laik Cumhuriyet'e)
- «Bizden öncekilerin yaptıkları yanlış işler yüzünden ulusumuz, sözde bağımsızdı, ama gerçekte bağımlı bulunuyordu. Şimdiye değin Türkiye'yi, uygarlık dünyasında kötü gösteren neler düşünülebilirse hep bu yanlışlıktan ve hep bu yanlışlığı sürdürmekten doğuyor.» (Çanakkale'den Laik Cumhuriyet'e)
- 18 Mart 1915'teki Çanakkale Deniz Savaşı Utkumuzla, Dünya denizlerinin egemeni en büyük iki donanma yenilgiye uğrarken, sulara gömülen yalnız zırhlıları, gemileri değildi. Umutları da, gururları da denize gömülmüştü. (Çanakkale'den Laik Cumhuriyet'e)
- Bir gece, ortaokulda çalışan üç öğretmen evlerine giderlerken bıçaklandı. Lisede çalışan bir başka öğretmen taşlandı. Felsefe öğretmenine sinemadan çıkarken kırmızı mürekkep atıldı. Saldırganların hiç biri de yakalanmıyordu. (Sürgün)
- "Keşke evlenmesemdi... Geride galanları düşünüp tasalanmazdım. Onları düşünüp gam çekmezdim... Delilik evlenmek! Zamanında bunu düşünemedik..." (Dor Ali)
- İttihat ve Terakki Hükümetinden dört kişi; Enver Paşa, Talat Bey, Mebusan Başkanı Halil Bey ve Sadrazam Sait Halim Paşa gizlice, Mebusan Meclisi'ni bırakın, Hükümete bile haber vermeden Almanlarla işbirliğine (ittifak) varıyorlar. Yani Almanların yanında savaşmaya karar veriyorlar. (Çanakkale'den Laik Cumhuriyet'e)
- “Ne düşünüyorsun halaoğlu? Yine alırsın; üzülme,” dedi. “Yine mi alırım? Kolay değil. Bir kez ederlerinden çok para harcamam gerek bunları yeniden elde etmek için. Sonra, bakalım bu kitaplar üç beş yıl içinde yeniden yayımlanabilecek mi? Bir de bu var… Yani iş parayla da çözümlenmiyor. Bu kitapları okudum. Önemli yerlerine imler koydum. Okurken günlerimi verdim. O kitapları günlerce elimde, cebimde, başucumda taşıdım. Onlar benim yakınlarım oldu. Sizin gibi… Yakamam! Ben faşist değilim, kitap yakamam!” (Kuşku ve Korku)
- Dönüp botan çayına baktılar . Yörede kanlı Botan denen çay bozbulanık akıp gidiyordu . Bu çayda kimler boğulmamıştı ki… (Sürgün)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin