Bilge Umar kimdir? Bilge Umar kitapları ve sözleri

BİYOGRAFİ

Akademisyen, Yazar, Çevirmen Bilge Umar hayatı araştırılıyor. Peki Bilge Umar kimdir? Bilge Umar aslen nerelidir? Bilge Umar ne zaman, nerede doğdu? Bilge Umar hayatta mı? İşte Bilge Umar hayatı...

Akademisyen, Yazar, Çevirmen Bilge Umar edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Bilge Umar hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Bilge Umar hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Bilge Umar hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 1936

Doğum Yeri: İzmir, Türkiye

Bilge Umar kimdir?

İzmir, Karşıyaka’da orta halli bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Kişiliğinin oluşmasında özellikle babasının etkisi oldu; babası, 1917’de lise öğrencisiyken gönüllü olarak yedeksubaylığa gitmiş, İzmir girişini savunan (Foça tarafındaki) topçu bataryalarında görevlendirilmiş; yenilgi üzerine ordu terhis, İzmir işgal edilince hemen, 1919 içinde, Akhisar Kuva-yı Milliye savaşçılarına katılmış, işgal ordusunun 22 Haziran 1920’de giriştiği genel saldırıda yaralanarak, 19 yaşında iken, sağ bacağını kaybetmiş, İstiklâl Madalyası almış bir kuva-yı milliyeciydi ve ömrü boyunca has Atatürkçü kalmıştı. Bilge Umar, ilk öğrenimini Karşıyaka’da Cumhuriyet Okulunda; Ortaokul öğrenimini Karşıyaka Lisesi orta bölümünde; Lise öğrenimini o zaman Türk Koleji denen İzmir Özel Türk Lisesi’nde tamamladı ve o lisenin ilk 8 mezunundan biri oldu (1954; her iki oğlu sonradan aynı okulda öğrenim gördü). İstanbul Hukuk Fakültesini 1958’de bitirdi ve hemen aynı Fakültede, Başkanlığında Prof. Dr. İlhan Postacıoğlu’nun bulunduğu Medenî Usul ve İcra-İflâs Hukuku kürsüsünde asistan oldu. 1962’de “Türk İcra-İflâs Hukukunda iptal dâvası” konulu teziyle Hukuk Doktoru; 1967’de “İsbat Yükü” konulu teziyle Üniversite Doçenti ünvanını elde etti; aynı yıl Fakültesinde Doçent kadrosuna atandı ve ders vermeye başladı.

Ertesi yıl, yedeksubaylık hizmetine gitti ve yasa gereği Üniversitedeki görevinden ayrıldı. Görev yeri kur’ada rastlantı sonucu İzmir olarak belirlendi.

1970’de askerlik bitiminde eski kürsüsüne dönmesi yaklaşırken, İzmir’deki yüksek öğretim kurumlarından öneriler aldı; yakın zamana kadar akademi iken 1969’da kanunla Fakülte yapılan, Ege Üniversitesi’ne bağlanan ve öğretim üyelerine de aynı kanunla Üniversite Profesörü, Doçenti ünvanı verilen İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi mensupları, kendi kadrolarını Üniversitede yetişmiş öğretim üyeleriyle güçlendirmek istediklerinden, Umar’a da oradaki Hukuk Kürsüsü’ne gelmesini önerdiler; aynı sırada, o zamanlar var olan özel yüksek okul işletmecisi kuruluşlardan biri, kendi yüksek okullarında bazı hukuk derslerinin öğretimini üstlenmesi önerisinde bulundu. Umar bu önerileri kabul etti ve 1970 Nisanı başından itibaren o görevleri üstlendi. 1974’de, “İcra ve İflâs Hukuku’nun tarihî gelişmesi ve genel teorisi” konulu Profesörlük takdim teziyle ve üyeleri arasında Prof. Dr. Necip Bilge’nin, Prof. Dr. Baki Kuru’nun da bulunduğu bir jürinin katıldığı süreçle Profesörlüğe yükseldi; kürsü başkanı oldu, iki kez Dekan Yardımcısı görevinde bulundu.

1978’de İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi tarihe karıştı ve öğretim üyeleri yeni kurulan üç Fakültede (İşletme Fakültesi, İktisat Fakültesi, Hukuk Fakültesi) görev aldılar (İşletme ve İktisat Fakülteleri sonradan İktisadî ve İdari Bilimler Fakültesi olarak birleşti). Umar da, İTBF Hukuk kürsüsünün diğer öğretim üyeleri, İTBF’nin hukuk kürsüsü dışındaki bazı öğretim üyeleri ve İTBF dışından gelen birkaç öğretim üyesi ile birlikte, Ege Üniversitesine bağlı  Hukuk Fakültesinin kurucu öğretim üyeleri arasında yer aldı, kendi uzmanlık dalında kürsü başkanlığını üstlendi. Ayrıca o dönemde kendi Fakültesine bağlı bir yüksek okul olan (sonradan İletişim Fakültesi’ne dönüşen) Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun Müdürlüğünü ek görevle ve üç yıl süreyle (1979-1982) yürüttü.

1980’in hemen sonrasında Evren rejiminin İhsan Doğramacı öncülüğünde oluşturduğu yeni Üniversiteler düzeni, Türkiye Üniversitelerinden, bu düzene katlanmak istemeyen pek çok öğretim üyesinin ayrılmasına yol açtı. Umar da bunların arasındaydı; daha 1983 yılında, “Ben şu gün 25 hizmet yılımı dolduruyorum; o gün itibariyle emekliye ayrılmam için gerekli işlemlerin yapılmasını dilerim” diye dilekçe vermişti. Ancak, Fakültenin o zamanki Dekanı (Ankara’dan Prof. Dr. Fırat Öztan), 1983/84 öğretim yılı sonuna yâni 1984 Haziranına kadar görevi sürdürmesini rica ettiğinde, bu ricayı yerine getirdi. Emekliye ayrılınca serbest Avukat olarak çalışmaya başladı; bu sırada Fakültenin yeni Dekanı (yine Ankara’dan Prof. Dr. Seyfullah Edis) yazıhaneye geldi ve kürsüdeki tek asistanın (sonra Profesör, Kürsü Başkanı, Dekan olan Hakan Pekcanıtez) üzerine, hem Fakültede hem de Fakülteye bağlı Adalet Yüksek Okulunda, hem Medenî Usul Hukuku hem de İcra-İflâs Hukuku öğretimi görevlerinin pek ezici bir yük hâlinde yığıldığını anlatarak, hem Fakülteye hem de Umar’ın pek sevdiği Pekcanıtez’e yardımcı olmak için, verilecek ücretin pek sembolik olmasına bakmaksızın, sözleşmeli statüde öğretim görevi yürütmesi ricasında bulundu. Umar bunu da kabul etti ve eski kürsüsünde yeni öğretim elemanları yetişinceye kadar Fakültede ders vermeyi sürdürdü.

1998’de Avukatlığı dahi bırakmış, Barodan kaydını sildirmiş ve kendisini sadece çok düşkün olduğu tarih, tarihsel coğrafya araştırmalarına, yayınlarına vermiş iken, bir konferans için dâvet edildiği Yeditepe Üniversitesinde Umar’a, kendi uzmanlık dalında öğretim üyeliği ve kürsü başkanlığı görevi üstlenmesi önerildi. Umar, bir yandan Yeditepe Üniversitesinin bir öğretim kurumu olarak pek çok yönden sahip bulunduğu üstün düzeyden etkilenerek ve bu Üniversitenin Hukuk Fakültesinin de dünya çapında saygınlığı olacak hâle gelmesine katkıda bulunmak isteyerek; bir yandan da oğullarının her ikisi İstanbul’a yerleşmiş, orada çalışmakta olduklarından dolayı, onların yanında ve onlarla daha yakından dayanışma içinde bulunmayı arzu ederek, bu öneriyi kabul etti. 2002 yılının Haziranı başından beri oradaki görevlerini sürdürmekte ve yeni Fakültesinde küçük bir enstitü kitaplığına dönüştürdüğü odasında, yayınlar listesinde görüldüğü üzere, araştırma, eser üretme, yaşının 60’lı yıllarında çeviri yapabilecek düzeye getirdiği Yunanca bilgisini ilerletme, o arada Bizans tarihçilerinin kitaplarını okuma, Türkçeye çevirme çalışmalarını sürdürmektedir.

Bilge Umar Kitapları - Eserleri

  • Börklüce
  • İzmir'de Yunanlılar'ın Son Günleri
  • İzmir Savaşı
  • Trakya (Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi)
  • Bithynia
  • Phrygia
  • Üniversite Öğreniminde Başarının Tekniği
  • İlkçağda Türkiye Halkı
  • Doğu Anadolu Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi
  • Pamphylia İsauria Lykaonia
  • Pisidia
  • Mysia
  • Kommagene and Kuzey Mesopotamia
  • Paphlagonia
  • Lydia
  • Pausanias'da Anadolu
  • Troia
  • Türkiye'deki Tarihsel Adlar
  • Türkiye Halkının Ortaçağ Tarihi
  • Türkiye Halkının İlkçağ Tarihi II
  • Bithynia
  • Karadeniz Kappadokia'sı (Pontos)

Bilge Umar Alıntıları - Sözleri

  • Daha mektepten çıkarken, bir Türk kadınının kucağında yavrusuyla öldürülmüş olduğunu gördük. O vakit Hükûmet Konağı önünde havuzlar vardı. Havuzun kenarına yüzükoyun düşmüştü. ... Kordon'a çıktık; yerler Türk askerlerinin ve sivil halkın ölüleriyle dolu idi. (İzmir'de Yunanlılar'ın Son Günleri)
  • ....Düm tek demek, sanki “vur davula vur ha “ der gibi, önce sağdaki kaseye sonra soldaki kaseye vur da vur demek oluyor. Dem dem dem ise terennüm gibi geliyor ama değil, derin felsefesi vardır. Bilirsiniz ki dem Arapçada kan, Farsçada vakit demektir. Bektaşilikteki manası da bu ikincisidir. Bektaşilere göre zamanın hakikati, içinde bulunulan an’dır, yani bu dem’dir. Kainat her dem, her an değişip yeniden yaratılmaktadır. Bir an önceki kainat uçmuş, akmış, gitmiştir;biz, içinde bulunduğumuz dem’de ezeli ve ebedi varlıktan, yani Hüda’dan, Allah’tan onun bir parçası ve bir görünüşü olarak zuhur etmişizdir. (Börklüce)
  • İzmir'deki Damat Ferit kuklası vâli Kambur İzzet ve sonradan Kuva-yı inzibatiyeci olmak haysiyetsizliğine dahi düşerek 150'likler arasına giren Kolordu Komutanı Ali Nâdir Paşa, işgalin yapılacağı kendilerine resmen bildirildikten sonra bile, söylentileri duyup gerçeği öğrenmek isteyen Türklerden o gerçeği saklamışlardır ve hatta vâli, işgal günü yayınlanan gazetelere bir gün önceden yaptığı bildiri ile, “İzmir'in işgal edileceği söylentisi kötü niyetli kişilerce çıkarılmıştır, asılsızdır” demekten utanmamıştır. Böylece, İzmir'deki Vâli ve Kolordu Komutanı da, Venizelos'a hizmet etmiştir. (İzmir'de Yunanlılar'ın Son Günleri)
  • Julius Sezar'ın genç bir subay iken M.Ö 78 Izmit'te sarayında konuk kaldığı,kendisi pasif işlevde olarak eşcinsel ilişkiye girdiği kral 4.Nikomedes kendi mülkü Bithynia krallığını vasiyetnameyle Roma Cumhuriyetine bıraktı.... (Bithynia)
  • 17. Kolordu kaldırılmıştır. Bu Kolorduya bağlı olup işgal sırasında İzmir dışında bulunan 56. Tümen'in Komutanı, Ali Nadir Paşa'nın Yunanlılara esir olmasından sonra yüklendiği 17. Kolordu Komutan Vekilliğini artık ifa etmeyecek ve tümeni ile, 14 Kolordu emrine girecektir. (Kaldırılmasa idi, daima “İzmir'i tek kurşun atmadan Yunanlılara teslim eden Kolordu” diye anılacaktı.) (İzmir'de Yunanlılar'ın Son Günleri)
  • Hacı Hasan Paşa, işgal yıllarında Yunanlılarla işbirliği etmiş; Türk ordusunun İzmir'e girişinden önce onlarla birlikte kaçmış ve Türk zaferinden sonra yurttaşlıktan çıkarılmıştır. (İzmir'de Yunanlılar'ın Son Günleri)
  • ÇORUM. Adın kökeni Ermenice Dzorum (=Akım, akıntı)'dır; bu ad, Dzoril (Dzoril, Akmak) fiilinin köküne -um takısı (bkz. -um) eklemekle türetilmiştir, yöreden geçen bir akarsuya işaret eder. (Türkiye'deki Tarihsel Adlar)
  • Eskiye dönüş umudu bulundukça, bir vatan asla yitirilmiş olmaz. Kòstas Khatzèantòniou, Küçük Asya-Kurtarma Savaşı, 1919-1922, Pelasgos Yayınları, Atina 1995 (İzmir'de Yunanlılar'ın Son Günleri)
  • Yoran Rumlarından biri, Türk jandarma subayı Teğmen Sıtkı'yı öldürdü; katil yakalandığı halde, bir İngiliz subayının işe karışması üzerine serbest bırakıldı ve Ege adalarından birine kaçtı. Yoran köyündeki olayları incelemeye gelen Türk jandarmaları, buradan dönerken, Akköy yakınında ateşe tutuldular. İzmir Vâlisi Nurettin Paşa'nın 22 Şubat 1919 tarihli bir yazı ile Harbiye Nezareti'ne bildirdiğine göre, Yunan ve İngiliz askeri üniforması giymiş bazı kişiler önde olarak bütün köy halkının şiddetle ateş açması sonucunda çatışma başlamış; Türk jandarmalarından dördü yaralanmış, sekizi kaybolmuş, köydeki karakol yağma edilmiştir. (İzmir'de Yunanlılar'ın Son Günleri)
  • Kışladakiler, hayli zaman, kurşun yağmurunun dinmesini beklediler. Fakat bekleyişin sonu gelmiyor, Yunanlıların ateşi kesilmek bilmiyordu. Ali Nâdir Paşa, Telgraf Subayı Teğmen Celâl Dinçer Bey'e, bir pencereden dışarıya beyaz mendil sallamasını emretti. Teğmenin, mendil tutan kolunu pencereden çıkarması ile yaralanması ve yaralanan kolunu çekmesi bir oldu. (İzmir'de Yunanlılar'ın Son Günleri)