Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Bünyamin Erul
Doğum Tarihi: 1965
Doğum Yeri: Bolu
Bünyamin Erul kimdir?
1965 yılında Bolu’nun Gerede ilçesi Samad Köyü’nde doğdum. İlkokul ve İmam Hatibi Gerede’de bitirdim ve 1982’de İmam Hatipten mezun oldum. Aynı yıl Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde yüksek tahsilime başladım, 1987 yılında oradan mezun oldum ve hemen arkasından Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde hadis sahasında yüksek lisans yaptım. “Sünnetin Kur’an Dışında Hükümler Getirmesi” meselesi şeklinde zor bir konuyu çalıştım. Doktora kaydımı yaptırdım ve 89-90 yılları arasında bir yıllığına Mısır’a gittim, bir yıl orada kaldık. Döndüm ve doktora çalışmalarım devam etti. “Sahabenin Sünnet Anlayışı” adıyla doktora tezimi 1996’da tamamladım. Bu çalışmam 1997 yılında Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları birincilik ödülüne layık görüldü.
Daha sonra doçentliğe dönük çalışmalarım devam etti tabi bu arada öğrencilik yıllarımda görev yaptım. Ankara’da bir camide imamlık yaptım. Toplam 8-9 yıl o şerefli hizmetim var, hamdolsun iftihar ederim. Daha sonra İlahiyat Fakültesi’nde asistan olarak başladık. 2000 yılında doçent oldum 2008 yılında profesör kadrosuna atandım bu arada altı ay İngiltere Londra’da bulundum. Üç ay Tataristan Rusya İslam Üniversitesi’nde misafir hoca ve program geliştirmeci olarak bulundum. Bu dönemler içerisinde sık sık Arap Ülkelerine çeşitli sempozyumlara inceleme ve araştırma amacıyla gittiğim oldu. Evliyim ve iki çocuk babasıyım. Yıllardır Ankara’dayız ve artık Ankaralı olduk.
--reklam--
Bünyamin Erul Kitapları - Eserleri
- Hz. Peygamber'in İzinde
- Kudüs ve Aksa
- Sahabenin Sünnet Anlayışı
- Hadislerin Dili
- Haccı Anlamak
- Siret Tedkikleri
- Örnek Bir Lider Hz. Peygamber
- Kutsal İklimde Dua
- Hz. Peygamber ve İnsan
- Hadis Tetkikleri Eleştirel Bir Yaklaşım
- Kudüs ve Aksa
--reklam--
Bünyamin Erul Alıntıları - Sözleri
- En ideal iletişimin konuşan ve dinleyenin veya anlatan ve muhatabın ortak ideal ve düşüncelere sahip olması, aynı arzu ve istek içinde bulunmaları halinde gerçekleşeceğini göz önünde bulundurduğumuz zaman Hz. Peygamber ile sahabe arasında iletişimin en ideal şartlarının tahakkuk ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. (Hadis Tetkikleri Eleştirel Bir Yaklaşım)
- “Eğer Hacer, havuz yapmayıp suyu kendi hâline bıraksaydı şimdi Zemzem bir nehir olmuş akıyordu.” |Buhâri, Ehâdîsü’l- enbiyâ,8 (Hz. Peygamber'in İzinde)
- “Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurdu ise, işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi.” |Ankebût, 29/64 (Hz. Peygamber'in İzinde)
- Havva'nın kocası Hz. Adem'e karşı hiçbir ihanetinden söz edilemez. Tevrat'taki bilgilerin aksine, Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Adem'in ilk günahı kadının teşvikiyle işlediğine dair hiçbir ifade yoktur. (Hadislerin Dili)
- Sevgi, sevileni taklit ile kuvvetlendirilir. (Sahabenin Sünnet Anlayışı)
- Bir beşer olarak Hz. Peygamber'in de korunmaya ihtiyaç duyduğunu, sahabe tarafından korunduğunu bilmekteyiz. Medine'ye geldiğinde bir gece uyuyamamış ve "Keşke ashabımdan uygun birisi bu gece beni korusa?" demiş, az sonra silahıyla gelen Sa'd b. Ebî Vakkas onu beklemiş, ve böylece Hz. Peygamber uyuyabilmiştir. Bedir'de Sa'd b. Muaz, Uhud'da Muhammed b. Mesleme ve Hendek'te Zubeyr b. Avvam onu korumuşlardır. Bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber'i Mekke'de iken Amcası Abbas, ya da Ebû Talib'in gönderdiği kimseler korumaktayken, "Allah seni insanlardan koruyacaktır" (5/67) ayeti inince Hz. Peygamber amcasına artık korunmaya ihtiyacının kalmadığını bildirmiştir. Hz. Peygamber'in Mekke'de amcaları tarafından korunmuş olmaları mümkün ise de, bu ayetin o dönemde inmesi, ve bundan dolayı onun korunmayı terketmiş olması tarihî gerçeklere aykırıdır. Zira Kurtubî'nin de dediği gibi, Maide Suresi, icma ile Medine'de, Hudeybiye'den dönüşte H. 6. yılda inmiştir. Hz. Aişe'den gelen başka bir rivayette ise, Hz. Peygamber'in bu ayet ininceye kadar korunmakta olduğu, ayet inince çadırdan başını çıkartıp, Allah'ın kendisini koruyacağını haber vererek korumalarını gönderdiği anlatılmaktadır. Şüphesiz, birçok ayette Allah'ın ona yardımı, desteği, onu himayesi, gözetip koruması açıkça ifade edilmiştir (3/123; 8/26,62; 9/14,25,40; 47/7; 48/3; 52/48; 59/11). Ancak bu ayetlere dayanarak Hz. Peygamber'in savaşta-barışta, hiçbir zaman ve mekanda gerekli girişim, tedbir, hazırlık ve stratejiyi terketmediğini görmekteyiz. Nitekim Hz. Peygamber'in Hicret yolculuğunda, Hz. Ali'yi yerine yatırması, Ebû Bekir'i yol arkadaşı olarak seçmesi, onların kılavuz, istihbarat ve iz kapatıcı kullanmaları, şaşırtmak için ters istikamete gitmeleri, Sevr Dağı'nda bir mağarada üç gün gizlenmeleri bunun en tipik misallerinden sadece birkaçıdır. (Örnek Bir Lider Hz. Peygamber)
- “Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine ve Rasûle gelin’ denildiği zaman, babalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter’ derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi? “. |Mâide, 5/104 (Hz. Peygamber'in İzinde)
- “Haksızlıkla öldürülen her kimsenin kanından dolayı Hz.Adem’in ilk oğluna bir günah yazılır. Çünkü o, öldürmeyi ilk defa ihdas edendir.” (Sahabenin Sünnet Anlayışı)
- “Biz zâhire göre hüküm veririz, gizli olanlara ise Allah bakacaktır.” (Hadislerin Dili)
- Unutulmamalıdır ki, varlıkla imtihan, darlıkla imtihandan daha zordur. Bu sebeple, azgınlık verecek varlıktan da, bozgunluk verecek darlıktan da O’nun rahmetine sığınmak ve lutf-i kereminden kâfî ve şâfî mikdarı talep etmek gerekir. (Hadislerin Dili)
- Hadis ile hadise arasındaki ilişki, hadis-kültür ilişkisi, hadis-tarih ilişkisi vb. hususlar metinlerin hem oluşumunda ve hem de gelişiminde çok önemli roller oynamışlardır. İşte tarih içerisinde hadisin oynadığı bu rol mutlaka dikkate alınmalı ve hadislere vücut veren hadiselerle, hadiseler üzerine varit olmuş hadisler arasındaki sıkı ilişki çerçevesinde okunmalı ve değerlendirilmelidir. (Hadis Tetkikleri Eleştirel Bir Yaklaşım)
- "Sizden biriniz dua ederken: Allah'ım! Dilersen beni bağışla; dilersen bana merhamet et, demesin. Dilediğini kesin bir dille istesin. Çünkü Allah'ı zorlayan hiçbir kuvvet yoktur." (Buhârî, Daavât 21, Tevhîd 31; Müslim, Zikr 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitr 23; Tirmizî, Daavât 77) (Hadislerin Dili)
- "Lafızlar, ancak murad edilen manaya ulaşmak için bir vesiledir. Asıl kasdolunan şey ise manadır." [608] [608] Şatıbî, Muvafakat, II. 87. (Sahabenin Sünnet Anlayışı)
- Yahudi geleneğine göre yeryüzündeki Kudüs gibi bir de gökte Kudüs vardır. Talmud'da Tanrı'nın yerdeki Kudüs'e girmeden gökteki Kudüs'e girilemeyeceği bildirilir. (Kudüs ve Aksa)
- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah buyurdu ki; "Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç gelirse ben ona daha hızlı gelirim.» (Hadislerin Dili)
- Kıble, Allah'a yönelişi sembolize ettiğine göre ve Hz.Peygamber de bu amaçla Kudüs'e doğru namaz kıldığına göre Kudüs, aynı zamanda Allah'a yönelişin bir ifadesidir. (Kudüs ve Aksa)
- Allah'ım beni öyle bir bağışla ki iki cihanda da durumum düzelsin bana öyle rahmet et ki iki cihanda da mutlu olayım Öyle içten bir Tevbe nasib et ki onu bir daha ebediyen bozmayayım... (Kutsal İklimde Dua)
- "Sanma ey hâce, senden zer u sîm isterler, Yevme lâ yenfeu'da kalb-i selim isterler" (Haccı Anlamak)
- Kudüs'ün anahtarlarını teslim almak üzere şehre gelen Hz. Ömer, Kıyâme Kilisesi'ni gezmektedir. Mü'minlerin Emiri, namaz kılmak için temiz bir yer arar. Patrik Sophronios, kilisenin de Allah'ın evi olduğunu ve halifenin orada namaz kılabileceğini söyler. Hz. Ömer, kilisenin Hristiyan âlemi için çok önemli olduğunu, burada namaz kılması halin de Müslümanların kiliseyi zamanla camiye çevirebileceğini belirterek, namazını kilisenin karşısında kılar. (Kudüs ve Aksa)
- Buraya kadar zikrettiğimiz bu ayetlerde açıkça görüldüğü gibi Yüce Allah, Sahabe'nin ne şahıslarından, ne Hz. Peygamber'i görmüş olmalarından ve ne de aynı zaman ve mekanda yaşamış olmalarından söz etmektedir. Bilakis onları başkalarından üstün ve faziletli kılan vasıflarından, yüksek erdemlerinden bahsetmektedir. Gayet açıktır ki, onlara vadedilen güzellikler, verilen müjdeler, Allah'ın hoşnudluğuna erişmiş olmaları, sırf Hz. Peygamber'i görmelerinden, onun çağdaşları olmalarından değil; ilahi övgüye mazhar oldukları iman, ittiba, itaat, bey'at, hicret, cihad, infak, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma, mallarını ve canlarını Allah yolunda seve seve feda edebilme gibi tarihte eşine pek rastlanmayan yüce meziyetlerden kaynaklanmaktadır. (Örnek Bir Lider Hz. Peygamber)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin