Burhan Felek kimdir? Burhan Felek kitapları ve sözleri

BİYOGRAFİ

Türk gazeteci, spor adamı ve yazar Burhan Felek hayatı araştırılıyor. Peki Burhan Felek kimdir? Burhan Felek aslen nerelidir? Burhan Felek ne zaman, nerede doğdu? Burhan Felek hayatta mı? İşte Burhan Felek hayatı... Burhan Felek yaşıyor mu? Burhan Felek ne zaman, nerede öldü?

Türk gazeteci, spor adamı ve yazar Burhan Felek edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Burhan Felek hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Burhan Felek hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Burhan Felek hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 11 Mayıs 1889

Doğum Yeri: İstanbul

Ölüm Tarihi: 4 Kasım 1982

Ölüm Yeri: İstanbul

Burhan Felek kimdir?

Burhan Felek (d. 11 Mayıs 1889, İstanbul - ö. 4 Kasım 1982, İstanbul), Türk gazeteci, spor adamı ve yazar.

1910'da, o dönemdeki adı İstanbul Hukuk Mektebi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Ticaret Vekaleti'nde hukuk müşavirliği, liselerde öğretmenlik ve avukatlık, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı yaptı. Üsküdar Anadolu Spor Kulübü'nün kurucusudur.

Gazetecilik hayatı

Gazeteciliğe Donanma dergisinde başladı. Tasvir-i Efkâr'da (1918) spor yazarı ve foto muhabiri olarak çalıştı. Vakit, Millet, Yeni Ses, Milliyet ve Tan gazetelerinde fıkra ve mizahî hikâye yazarlığına daha sonra 29 sene Cumhuriyet gazetesinde devam etti. 1969'da 45 yılı dolduran fıkra yazarlığını ölümüne kadar Milliyet'te sürdürdü. Özellikle Pazar günleri Recebin Kahvesi adlı köşesinde yazdığı mizah yazıları ile de beğeni topladı. 1974 yılında kendisine Şeyh-ül Muharririn unvanı verildi. O tarihte dünyada en uzun süre gazetecilik yapan ve dünyanın en yaşlı gazetecisi idi.[kaynak belirtilmeli]

Mirası

Kendi adında Üsküdar, Nuhkuyusu Cad., Seyyit Ahmet Deresi'nde spor tesisleri, kapalı ve açık yüzme havuzu vardır. Mersin ve Eskişehir'de de bir caddeye adı verilmiştir.

Eserleri

Hint Masalları (Gezi yazıları,1944)

Felek (1947)

Vatandaş Efendi (mizah hikâyeleri, 1957)

Eski İstanbul Hikâyeleri (1971)

Yaşadığımız Günler (1974)

Nasrettin Hoca (1982)

Burhan Felek Kitapları - Eserleri

  • Eski İstanbul Hikayeleri
  • Vatandaş Ahmet Efendi
  • Hayal Belde Üsküdar
  • Yaşadığımız Günler
  • Geçmiş Zaman Olur ki...
  • Felek'ten Dostlara-1
  • Felek 2
  • Felek 1
  • Biraz da Yarenlik 1
  • Seçme Yazılar
  • Recebin Kahvesi-1
  • Hint Masalları
  • Nasrettin Hoca

Burhan Felek Alıntıları - Sözleri

  • Filozof kılıklı, saçları ve gözlüğü menfaat severlik ifade etmeyen birinin karşısındaki yeri tercih ettim. (Eski İstanbul Hikayeleri)
  • Girince şöyle bir baktım ne yalan söyleyim iki tazenin oturdukları masanın yanındaki boş yeri beğendim. Gönüllerine giremezsek de yanlarına da oturamaz değiliz ya? Bu itirafımı okuyanlar şimdi benim için: - Hey edepsiz herif! Bak, elalemin kızlarının yanına oturuyor, diyebilirler. Haksız bir hücumdur. Çünkü ben, siz, onlar... Kim olursa olsun... Vapurda, trende, dükkanda, lokantada bir yer seçerken elbette manzarası iyi, civarı temiz, rahat bir yeri daima tercih ederiz ya! Ben de ondan başka bir şey yapmıyorum. şu karşı tarafta sütlacı yerken sakalına döken kasketli, kalın enseli adamın yanına oturacak yerde, cıvıl cıvılöten bu gençlerin civarını seçersem bunda kötülük aramak haksızlık olmaz mı? Zaten siz de böyle yapmaz mısınız? (Eski İstanbul Hikayeleri)
  • Yazıya gelince, harfler, rakamlar gözüne umacı gibi görünür. Vatandaş Ahmed Efendi bunlara da kızar... A harfini hiç sevmez. Allah esirgesin darağacı gibi bir şeydir. B, hele B sütyeni düşmüş Tombul Teyzenin göğsünü hatırlar. C .(dön baba dönelim) diye bir çiçek tohumu vardır, onun gibi kıvrılmış, acayib bir şeydir. En çok sinirine dokunan K harfidir. Bacaklarını yaymış, kollarını iki yana açmış kafasız bir adamın kumda rahatlamasını andırır... M harfini gördükçe eski konakların yuvarlak başlı demir parmaklıklarını hatırlar. T bir tokmak, P bir balta tesiri yapar. S gördükçe içi gıcıklanır... Solucan kıvranır gibi gelir... (Vatandaş Ahmet Efendi)
  • ... dükkândaki etiketleri yeni kâr hadlerine göre ayarlamak işi adamı çok yormuştu. (Vatandaş Ahmet Efendi)
  • O zamanlar kaza ile vilayet arasında mutasarrıflık denilen bir orta idare halkası vardı. Üsküdar'da da bunlardan biriydi. Beykoz, Şile, Kartal, Gebze ve Adalar Kaymakamlıkları oraya bağlıydı. (Hayal Belde Üsküdar)
  • — Demirhindi var mı? — Kalmadı kardeşim! — Neden kalmadı? — Bitti de ondan... — Allah Allah! Nasıl bitti? — Azar azar eksildi... sonra kutunun dibi çıktı... (Vatandaş Ahmet Efendi)
  • — Adaya hiç gitmediniz mi? — Hayır efendim. — Hangi Adaya gidiyorsunuz. Heybeliye mi, Büyükadaya mı? — Gitmişken en büyüğüne gideyim bari. (Vatandaş Ahmet Efendi)
  • Bey, bu hususi ve mahrem vaziyetini izahta devam ediyor: - Asla gıdıklanmam. Hatta (karısına bakarak) hanım da bilir, haşa huzur-i alinizden tabanlarımdan dahi gıdıklanmam da soyadımı öyle aldım. (Eski İstanbul Hikayeleri)
  • — Ay... Sen sağ mısın yahu! — Görmüyor musun?. — Ne bileyim ben... Gazete yazmış. Vefat etti diye dükkânını mühürlemişler... Tam bu esnada mahallenin bıçkınlarından manav Salih içeri girdi... Adam iyice sarhoştu. Ahmed Efendiyi görünce: — Vay... Ahmed Bey... Geçmiş olsun... Ne var ne yok, öteki dünyada? dedi. — İyilik sağlık... Salih neden gelmedi diyorlar... — Ha, ha! Hele birkaç kişi var... Onları selâmetliyelim de sonra düşünürüz dersin... Adaam. İyi oldu da öldün! Bu pahalılıkta masraftan kurtuldun yahu! — Hakkın var... — Aman Ahmed Bey kardeşim! Gerçek, nasıl orası?. Ucuzluk mu bari! — Çook... — Ne diye geri döndün yahu? Burada ağız kokusunu çekmek için mi? Bir kere mortuyu çekmişsin... Otur otur­duğun yerde!... (Vatandaş Ahmet Efendi)
  • Adaya hiç gitmediniz mi? — Hayır efendim. — Hangi Adaya gidiyorsunuz. Heybeliye mi, Büyükadaya mı? — Gitmişken en büyüğüne gideyim bari. (Vatandaş Ahmet Efendi)
  • — Ahmed Efendi! Geçmiş olsun... sizin için vefat et­miş, diyorlar. Hakikat mi Allah aşkına... Ahmed Efendi dayanamadı: — İmam Efendi! Sen benim namazımı kıldın mı? dedi. — Hayır, daha nasib olmadı... — Olmaz da inşallah... — Ahmed Efendi! Tövbe istiğfar et! Namazsız mı gö­müleceksin? — Yahu! İmam efendi... ben turp gibi sağlam adamım, öldü diye karar almışlar... dükkânımı mühürlediler... — Başın sağ olsun... bugün olmasa yarın ölecek de­ğil misin? Bu dünyanın malı dünyada kalır. Allah son ne­feste imandan ayırmasın. (Vatandaş Ahmet Efendi)
  • - Ben, sana bile çektiririm. Bu sene ayları kırk birer çektireceğim. (Eski İstanbul Hikayeleri)
  • Türkiye'de gayrimenkul sermaye işletmek isteyenler han, hamam, dükkân yaparlardı. Kiralık ev ancak tesadüfen boş kalmış eski aile yuvaları idi. Bu vaziyet ancak çok kötü ve gayrı sıhhî olan apartman sistemi icat edildikten sonra değişti ve bir apartman yaptıran kimse dairelerden bir ikisini kendine alsa, geri kalanını kiraya vermeye başladı. (Hayal Belde Üsküdar)
  • Vatandaş Ahmed Efendi... Az yiyen bir adamdır... Sabahleyin bir çay... Bir küçük dilim kızarmış ekmek ve bir parça beyaz peynir... Gıdası budur. Çay, gaz hafif olduğundan hâlâ demlenememiş, ekmek kızaramamıştır. Vatandaş Ahmed Efendiyi sabahleyin yeni bir üzüntü bekler. Su kesilmiştir... (Vatandaş Ahmet Efendi)
  • Vatandaş Ahmed Efendinin dükkânında da eski yazı ile: "Ayağını sıcak tut başını serin” “İçini ferah tut düşünme derin" levhası asılı idi. Her gün bunu okuya okuya Vatandaş Ahmed Efendi düşünmekten vazgeçmişti. O kadar ki bazan 5 kere 8 ne eder düşünmez, çırağa sorardı. (Vatandaş Ahmet Efendi)
  • - Size soruyorum, niçin otuz bir çekmez? Ben, hakiki kainat sıfatıyla buna kaadir değil miyim? (Eski İstanbul Hikayeleri)
  • Üsküdar, İstanbul'dan eskidir. Ne kadar eskidir, onu bilemeyeceğim. Ama bu şehrin eski adı Hrisupolis, yani altın şehirdir. Bu isme bir takım efsaneler sebep gösterilir. En doğrusunu Yahya Kemal gazelinde söylemiştir: "Her akşam güneş batarken bu şehri altınla kaplar." Daha sonra bu şehrin adı Skutari olmuş, Türkler de bunu kendi dillerine uydurup "Üsküdar" demişlerdir. (Hayal Belde Üsküdar)
  • Gazsızlıktan az kızarmış bir patlıcan kızartması yerken içinden... — Ohhh... Nasıl, zerzevatçı dükkânında burnunu çıkarır mısın? diye patlıcandan öç almağa çalışır... Vatandaş Ahmed Efendi işte başını böyle dinler. (Vatandaş Ahmet Efendi)