İngiliz Gazeteci ve Siyasi Aktivist Chris Harman edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Chris Harman hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Chris Harman hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Chris Harman hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 8 Kasım 1942

Doğum Yeri:

Ölüm Tarihi: 7 Kasım 2009

Ölüm Yeri: Kahire, Mısır

Chris Harman kimdir?

Britanyalı Marksist gazeteci ve siyasetçi. Sosyalist İşçi Partisi’nin liderlerindendi. Uzun yıllar International Socialism dergisinin editörlüğünü yürüttü. 2009 yılında bir konferans için gittiği Kahire’de öldü.

Yayınlanmış eserlerinden bazıları şunlardır:

The First Last Time: 1968 and After, Explaining the Crisis, Economics of the Madhouse, How Marxism Works, The Lost Revolution: Germany 1918 to 1923, Revolution in the 21st Century.

--reklam--

Chris Harman Kitapları - Eserleri

  • Halkların Dünya Tarihi
  • Neo-Liberalizm ve Sınıf
  • SSCB Tartışması
  • Kaybedilmiş Devrim Almanya 1918-1923
  • Ekim Devrimi
  • Zombi Kapitalizm
  • Doğu’da Fırtına Koptu

--reklam--

Chris Harman Alıntıları - Sözleri

  • Serfleştirmeye karşı direniş, örneğin 10. yüzyılda Fransa'da büyük bir ayaklanmaya yol açmıştı. Daha sonraki bir şiirin söylediği gibi: Yarı köleler ve köylüler... Birkaç parlamento topladılar. Şu emri etrafa yaydılar: Kim ki yüksektir, düşman odur... Ve onlardan bazıları bir yemin ettiler Ki bir lord ya da efendiyi asla kabul etmeyeceklerdi. (Halkların Dünya Tarihi)
  • Savaş, daha önce örgütlü işçileri bir arada tutan bağların pek çoğunu koparmıştı; fakat, bununla eş zamanlı olarak, işçi sınıfını öncekinden daha büyük üretim birimlerinde yoğunlaştırmış, sınıf içinde, yaşam koşulları açısından bir aynılık yaratmıştı. Savaşın ilk ve doğrudan etkisi, işçilerin savaşa karşı örgütlenmelerini olanaksız kılmak olmuştu, fakat, savaşın uzun vadeli etkisi, hem sınıfın geleneksel olarak sosyal demokrasinin etkisi altındaki kesimleri ve hem de bu etkiden uzak kalmış yeni işçiler arasında, devrimci örgütlenme için yeni bir maddi temel yaratmak olacaktı. (Kaybedilmiş Devrim Almanya 1918-1923)
  • Proletaryanın ve gericilerin diktatörlüğü; yazgısı, bir noktaya kadar ikincisine koşul hazırlamak ve sonra da ona boyun eğmektir.. (Ekim Devrimi)
  • M. S. 600 - 900 Avrupa’da ‘Karanlık Çağlar’. Ticaretin çöküşü. Frankların Roma tipi bir imparatorluğu yeniden kurma girişimlerinin başarısızlığı (Şarlman 800-814). Kuzeylilerin istilası. Hindistan’da feodalizm. Ticaretin çöküşü. Brahmanların tahakkümü ve köylerde kast sistemi. Bizans İmparatorluğu’nda bunalım, Mısır, Suriye, Mezopotamya ve Balkanlar’ın kaybı. Teknik ve ekonomik durgunluk. Muhammed Mekke’yi alıyor (630). Müslüman Arap orduları Ortadoğu’nun büyük bir kısmını fethediyor (640 ortaları), Kabil’e (664), İspanya’ya (711) ulaşıyor. 750’deki Abbasi devrimi tacirlere siyasi önem kazandırıyor. Ticaret ve el zanaatları endüstrisinin gelişmesi. İslam kültürünün yüksek noktası, Yunanca metinlerin çevrilmesi, bilim ve matematikte gelişmeler, büyük İslam düşünürleri. Çin uygarlığının merkezi, pirinç üretilen Yang-çe yöresine kayıyor. Endüstri ve ticaretin canlanması, Budizmin gelişmesi, teknolojide ilerlemeler. Batı ve doğu Afrika’nın kıyılarında uygarlığın gelişmesi. (Halkların Dünya Tarihi)
  • Biz 21. yüzyıla girerken dünya açgözlülük, zengin ile yoksul arasında muazzam eşitsizlikler, ırkçı ve milliyetçi şovenist önyargılar, korkunç savaşlar dünyasıdır. İşlerin her zaman böyle olduğuna, dolayısıyla başka türlü olamayacağına inanmak kolaydır. (Halkların Dünya Tarihi)
  • Fransız Jakobenler, ‘yarım devrim yapanların aslında kendi mezarlarını kazdıklarına’ işaret etmişlerdi; Karl Marks, ‘bir ayaklanmada savunmaya geçmek o ayaklanmanın ölümü demektir’ derken, aynı şeyi kast ediyordu. (Kaybedilmiş Devrim Almanya 1918-1923)
  • “Devrim, birinci planda geçmişte hiç bir kişiliğe sahip olmadığı sanılan kitlelerde insan kişiliğinin bir uyanışıdır…” (Ekim Devrimi)
  • Dünyaya Önderlik Çin büyük bir ekonomik dönüşüm geçirmeye devam etti. Ya kiracı çiftçiler ya da ücretlilerce işletilen büyük toprakların sahipleri, yeni tarım araçlarına ve değirmen makinelerine yatırım yaparak ve arazilerinden yılda birden fazla ürün almayı sağlayacak yöntemleri kullanarak gelirlerini arttırmayı hedefliyorlardı. Kuzeyden Yang-çe Vadisi’ne ve güneye sürekli göç oluyordu. Tarımsal verimlilikte ve buna bağlı olarak zenginlerin çeşitli lüks ihtiyaçlarını sağlamada kullanabilecekleri artık üründe büyük artış vardı. Ticaret ağları çiftçileri yerel pazarlara ve yerel pazarları da büyüklükleri ve önemleri artan eyalet şehirlerine bağlamaya başlamıştı. Dünyanın o zamana kadar gördüğünden daha fazla tekne, 50.000 millik nehir ve kanal şebekesi içinde, yalnızca zenginler için lüks şeyleri değil fakat temel ürünleri de taşıyarak faaliyet gösteriyordu. Toplumun her kesimindeki işlemlerde para, artan bir rol oynamaya ve madeni paralar kadar banknotlar da kullanılmaya başlamıştı. Tacirlerin sayısı arttı ve bunların bazıları çok zengin oldular. Şehirler, Sung Hanedanı’nın başkenti K’ai-feng’in Orta Çağ Paris’inin 12 katı büyüklüğündeki bir alan içinde muhtemelen bir milyon ve de Yang-çe Vadisi’ndeki Hang-Çou şehrinin bir buçukla beş milyon arasında bir nüfus barındırmasına kadar büyümeye devam etti. Endüstriler de aynı şekilde büyüdü. K’ai-feng’deki silahhaneler, ‘askeri teknolojinin hızla geliştiği bir çağda... bütün ülkeye hizmet ediyordu’; ‘Szeçwan ve Yang-çe deltasından’ gelen işçilerin yeniden istihdam edildiği bir tekstil endüstrisi gelişiyordu ve demir ve çelik endüstrileri, gerek devletin gerekse özel demir patronlarının ‘daha ileri tekniklere, araç gereçlere büyük yatırımlar yaptığı ve çok sayıda işçiye dayanan ileri derecede örgütlü endüstriler haline geldi’. Atölyeler imparatorluk ailesi, yüksek yöneticiler ve zengin işadamları için lüks maddeler ‘ama aynı zamanda inşaat malzemesi, kimyasallar, kitaplar ve giysi üretiyordu’. Hatırı sayılır bir teknolojik yenilik söz konusuydu. Metalürjide odun kömürünün yerini maden kömürü almıştı; körüklerde su gücüyle çalışan makineler ve madenlerde patlayıcılar kullanılıyordu. 1078 yılında üretilen demir miktarı 114.000 tonu geçmişti – İngiltere’de 1788 yılında bu miktar ancak 68.000 tonu bulacaktır. Seramik ve porselen yapımında –Avrupa’da ancak 700 yıl sonra keşfedilecek– görülmemiş bir gelişme yaşanmıştı. Barut, Avrupa’da ilk sözü edildiği tarihten 240 yıl önce 1044’te kullanılıyordu. 1132 yılına gelindiğinde barut, bambu borulardan roketler fırlatılması ve 1280’de bronz ve demir havanlarla gülleler atılması için kullanılmıştı. Yeni denizcilik teknolojileri, ‘çapa, dümen, bocurgat, çadır bezinden yelkenler ve sert hasır yelkenler... su geçirmez kompartımanlar, denizci pusulaları’, Çin gemilerinin Arap Körfezi’ne ve hatta Afrika’nın doğu kıyısına ulaşmalarını olanaklı kılmıştı. Bu gemilerden bazıları 1000 kadar yolcu taşıyabiliyordu ve Çin harita yapımı yalnızca Avrupa’nın değil Arap Ortadoğu’sunun da çok ilerisindeydi. Son olarak, kitap üretimindeki ilerlemeler, tarihte ilk kez olmak üzere, büyükçe bir orta sınıfa yönelik bir edebiyatın yaratılmasına olanak sağlamıştı. Oyma kalıplarla yapılan baskı daha 9. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştı. Gizemli bilgiler, almanaklar, Budist bilgileri, sözlükler ve tarih kitaplarının yanı sıra tüm Budist metinler, basılı borç senetleri, kimya ve eczacılık üzerine pratik el kitapları ortaya çıkmıştı.251 11. yüzyıla gelindiğinde, her ne kadar 15. yüzyıla kadar, muhtemelen Çin yazısının karakterlerinin büyük bir kısmı bu tekniği blok baskıdan daha çabuk ya da daha ekonomik kılmadığı için, büyük çaplı baskı işlerinde kullanılmamış olsa da, tek tek karakterlerin yan yana getirilmesi sistemine dayalı hareketli harfler vardı. Her halükârda Çin, basılı kitaba Avrupa’dan beş yüzyıl önce sahip olmuştu ve yazılı söz küçük bir okumuş elitin ya da büyük manastırlarda yaşayanların ayrıcalığı olmaktan çıkmıştı. Gerek devlet okulları, gerek özel okullar, özellikle ülkenin yeni ekonomik kalbi olan aşağı Yang-çe bölgesinde çok artmıştı. Bu bölgede yaşayan bir Çinli yazarın o sırada yazdığı gibi, ‘Her köylü, zanaatkâr ve tacir kendi oğluna kitap okumayı öğretiyor. Tarlalarda çalışan koca ve karılarına yiyecek getiren çobanlar, eski zamanların adamlarının şiirlerini okuyabiliyorlar’dı. endüstrinin gelişmesi, tüccar sınıfının zenginleşmesi, sayısının ve etkisinin artışıyla el ele gitmişti; o kadar ki kimi tarihçiler bundan bir ‘burjuvazi’ olarak söz ederler. Twitchett, Sung döneminin sonlarına doğru, ‘kendi özel kimliği ve kendi kültürünün farkında olan öz-bilinçli, zengin bir şehirli orta sınıf’ bulunduğunu yazar. Dahası devletin tacirlere karşı tutumunda önemli bir değişiklik yaşanmıştı. Daha önceki hanedanlar, tacirleri ‘potansiyel olarak yıkıcı bir unsur’ gibi görmüşler ve onları ‘sürekli gözetim altında’ tutmuşlardı. Sokağa çıkma yasakları, karanlık bastıktan sonra herkesin sokağa çıkmasını engellemiş, pazarlar sıkı devlet gözetimi altında surlarla çevrili şehir alanlarının içiyle sınırlı kalmış ve tacirlerin aileleri devlet bürokrasisindeki görevlerden uzak tutulmuştu. Şimdi bu sınırlamaların pek çoğu kalkmıştı. 11. yüzyıl başlarında bir yüksek devlet görevlisi, tacirler üzerinde denetim olmadığından şikâyet ediyordu. Bunlar, pirinç ve etten oluşan lezzetli yemekler yiyorlar, şık evlere, pek çok arabaya sahip oluyorlar, eşlerini ve çocuklarını inci ve yeşim taşlarıyla süsleyip, kölelerine beyaz ipekli giydiriyorlardı. Sabahları nasıl servet yapacaklarını ve akşamları da yoksulları soymanın yollarını düşünüyorlardı’. Yeni şehirli zenginler ekonomik güçlerini imparatorluk bürokrasisi üzerinde etki yapmak için kullanıyorlardı: Sınav sistemi şimdi büyük aile çevrelerinin dışından gelen insanların imparatorluk yönetiminin yüksek makamlarına girebilmeleri için bir yol olmuştu... Yeni bürokratlar artan bir şekilde, ticari devrimden en çok yararlanan ailelerden ... zengin tacirler ve zengin toprak sahiplerinden seçiliyordu. Yalnızca birkaç yüz insan ulusal sınavlarda başarılı olabiliyor, ama bunlar muazzam bir sistemin zirvesini oluşturuyorlardı. 13. yüzyıla gelindiğinde devlet okullarında aşağı yukarı 200.000 ve Budist okullarında da daha binlerce öğrenci vardı ve bunların tümü en tepeye yükselmeyi hayal ediyorlardı. Bunların önemlice bir kısmı tüccar ailelerinden geliyordu. (Halkların Dünya Tarihi)
  • 'Uzlaş, uzlaş, senin için yükselmenin yolu budur.' (Halkların Dünya Tarihi)
  • Yunanistan tarihinde köleler büyük ölçüde Akdeniz, Balkanlar, Küçük Asya ve hatta Güney Rusya'daki savaşlarda esir alınan kişilerdi. Bunlar esir pazarlarında birbirleriyle karıştırılırdı; böylelikle farklı kültürlerden gelen, farklı dilleri konuşan ama birlikte çalışan insanların, efendilerinin Yunanca diyalekti dışında bir dille birbirleriyle anlaşamaması sağlanmış olurdu. (Halkların Dünya Tarihi)
  • Demek ki, Marx'a göre sınıf, "sömürünün toplumsal bir yapıda yansıma tarzı" dır. (Neo-Liberalizm ve Sınıf)
  • “Bütün ölü kuşların geleneği yaşayanların beyninde bir karabasan gibi asılı durmaktadır..” (Ekim Devrimi)
  • İç savaşların, düzensiz birlikler arasında küçük çaplı çatışmalar halinde başlayıp büyük düzenli çatışmalara tırmanmak gibi bir alışkanlıkları vardır. Bu da bir istisna olmadı. Fort Sumter’e yönelik saldırıdan hemen sonra, ‘Kuzey bu olaydan kaynaklanan bir vatanseverlik çılgınlığıyla elektriklendi… (Halkların Dünya Tarihi)
  • Artık üretimin temel kaynağı: Kölelik Yönetici sınıf, konumu esas itibariyle kölelerin işlediği topraklara borçluydu; o kadar klasik ki, Yunan yazar ve filozofları köle sahipliğini uygar bir hayat için zorunlu görüyordu. Nitekim aristotales köle ve efendiyi, koca ve karı, baba ve çocuklar gibi evin zorunlu unsurları olarak sayarken Polybus kölelerden ve büyükbaş hayvanlardan hayatın temel gereksinimleri olarak söz eder. (Halkların Dünya Tarihi)
  • "Sınıf bilinçli Alman proletaryası, savaş kışkırtıcılarının çevirdikleri dolaplara karşı ateşli bir protestoyu yükseltiyor... Gözünü iktidar hırsı bürümüş Avusturya egemen sınıfı ve emperyalist çıkarcılar için Alman askerinin bir damla kanı bile akmamalıdır." "Rus despotizminin zafere erişmesi, halkımız ve ulusumuzun barışçıl gelişimi açısından her şeyi tehlikeye düşürecektir... Bize düşen görev, bu tehlikeyi savuşturmak, ülkemizin bağımsızlığını ve uygarlığını korumaktır... Bizler, tehlike anında anavatanı yüzüstü bırakıp gidecek insanlar değiliz." Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin bu iki bildirisi arasında geçen süre sadece on günden ibarettir; (Kaybedilmiş Devrim Almanya 1918-1923)
  • Ekim Devrimi bizim geçmişimizdir, aynı zamanda geleceğimiz. Ondan bu kadar kolay vazgeçmemeliyiz.. (Ekim Devrimi)
  • İtibar, bireysel tüketimden değil, başkalarının yetersizliklerini tamamlamak için yardım etme yeteneğinden geliyordu. (Halkların Dünya Tarihi)
  • "Bu savaş, Alman halkının ya da bir başka halkın yararına girişilen bir savaş değil. Bu, dünya pazarında egemenlik kurmayı amaçlayan emperyalist bir savaş... Halkın asil duygularını, devrimci geleneklerini, diğer halklara karşı ulusal nefrete karşı sağduyuyu istismar edip insanları savaş etrafında harekete geçirebilmek için, 'Çarlığa Karşı!' sloganı kullanılıyor. -tıpkı Fransız ve Ingilizlerin 'Militarizme Karşı!' sloganı gibi." Liebknecht'in sesi işitilmedi. (Kaybedilmiş Devrim Almanya 1918-1923)
  • Alman toplumu 1918 ile 1923 arasında devrimci bir değişimi arzulayan yüz binlerce hatta milyonlarca adam ve kadın ortaya çıkardı. Alman devriminin trajedisi, bunların enerjisini koordine edip yönlendirebilecek bir partinin, iş işten geçmeden önce ortaya çıkmamış olmasında yatar. Tarih genellikle bir lokomotife benzetilir -ama devrimcilerin binmesini beklemez. Treni kaçıranlar tıpkı mitolojideki gezgin Yahudi gibi, sonsuza kadar beklemeye katlanmak zorunda kalırlar. (Kaybedilmiş Devrim Almanya 1918-1923)
  • Hiç kuşkusuz, 1919 yılı başlarındaki Almanya ile 1917 yılının Rusyası arasında nesnel farklılıklar vardı. Fakat Ocak yenilgisinin belirleyici etkenleri bunlar değildi: 1917 Rusyası’nda, özellikle sanayi merkezlerindeki işçilerin hazırlıksız ve diğer bölgelerdeki işçilerden yalıtık bir şekilde savaşıma girişmek istedikleri pek çok durum yaşanmıştı. Luxemburg, tıpkı Lenin ve Troçki gibi, zamanından önce ve hazırlıksız girişilmiş böyle bir eylemin içerdiği büyük tehlikeleri sezme becerisine sahipti. Eksik olan şey, Lenin’in daha önceki 20 yıllık uzun zaman dilimi boyunca inşa etmiş olduğu türden bir partiydi. Ve, böyle bir partinin yokluğunda, Rosa’nın kendi düşünceleri, devrimci olaylara belli bir yönelim kazandırmak yerine, salt o olaylara ilişkin yorumlar düzeyinde kalıyordu. (Kaybedilmiş Devrim Almanya 1918-1923)