Ergün Aybars kimdir? Ergün Aybars kitapları ve sözleri

BİYOGRAFİ

Türk akademisyen, yazar Ergün Aybars hayatı araştırılıyor. Peki Ergün Aybars kimdir? Ergün Aybars aslen nerelidir? Ergün Aybars ne zaman, nerede doğdu? Ergün Aybars hayatta mı? İşte Ergün Aybars hayatı...

Türk akademisyen, yazar Ergün Aybars edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Ergün Aybars hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Ergün Aybars hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Ergün Aybars hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Tam / Gerçek Adı: Prof. Ergün Aybars

Doğum Tarihi: 5 Haziran 1941

Doğum Yeri: İstanbul

Ergün Aybars kimdir?

Ergün Aybars 1941’de İstanbul’da doğdu. Çankırı Lisesi’ni ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Aynı Fakülte de Türk İnkilâp Tarihi Enstitüsü’ne asistan oldu.

1972’de “İstiklâl Mahkemeleri 1920-1923”konulu teziyle Tarih Doktor’u oldu. 1973-1974 döneminde yedek subaylığını Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı’nda takdirname alarak tamamladı. 1976-1977 arası bir yıl süreyle araştırmaları için İngiltere’de bulundu. 1979 yılında “İstiklâl Mahkemeleri 1923-1927” konulu teziyle doçent oldu. 1980 yılında Ege Üniverisitesi Edebiyat Fakültesinde Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Doçenti olarak göreve başladı. Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri Bölüm Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, Tarih Bölümü Bnaşkanlığı ve Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1983 yılında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi bilim kurulu üyeliğine atandı. 1995 yılında bu üyeliğinden istifa etti.

1987 Şubat ayında Profesör olan Ergün Aybars, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Enstitüsü Müdürlüğüne atandı. Halen aynı görevini sürdürmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri Atatürk Araştırma ve Eğitim Merkezi bilim kurulu üyesidir.

Ergün Aybars Kitapları - Eserleri

  • İstiklal Mahkemeleri
  • Türkiye Cumhuriyeti Tarihi - 1
  • Yakın Tarihimizde Anadolu Ayaklanmaları
  • Yaşayan Atatürk
  • Atatürkçülük ve Modernleşme
  • Bir Uygarlık Örneği

Ergün Aybars Alıntıları - Sözleri

  • Osmanlı hükümeti mütarekenin hükümleri gereğince fiilen sona erdi ... İtilaf devletlerine herhangi bir bölgeyi kendi emniyetleri için işgal hakkı tanınacak, doğu bölgesinde Ermenistan kurulması kabul edilecekti. Ayrıca itilaf devletlerine işgallerde yardımcı olunacağı da öneriliyordu. (İstiklal Mahkemeleri)
  • Mahkeme üyelerinin çoğunun adları Ali olduğu için halk arasında İstiklâl Mahkemesi'ne "Dört Ali'ler Mahkemesi" deniyordu. (İstiklal Mahkemeleri)
  • Şark Istiklal Mahkemesi'nin Şeyh Said davasına ilişkin kararında ayrıca, tekke ve zaviyelerin kapatılması hususu da bulunmaktadır. Mahkeme'nin, "isyanların çıkmasında tekke ve zaviyelerin dini yapıları ve dini etkinlikleri büyük ehemmiyet arzetmektedir" diyerek, tekke ve zaviyeleri birer "menba-ı şer ve fesad yuvası" addetmesi sonucu, Savcılığın 29 Haziran 1925 tarihli tebligatıyla Isyan Bölgesi Istiklal Mahkemesi mıntıkası dahilindeki tekke ve zaviyelerin faaliyetlerine son verilmiştir.[1] Baslangıçta bir kanuna dayanmadan ve sadece Istiklal Mahkemesi'nin, "menba-ı şer ve fesad yuvası" düşüncesine dayanılarak kapatılan tekke ve zaviyeler, bu tarihten 5 ay sonra, 30 Kasım 1925 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce çıkarılan 677 sayılı kanunla ve aynı düşünceyle Türkiye genelindeki bütün tekke ve zaviyeler hükümet tarafından kapatılmıştır.[2] Tekke ve zaviye denilen dini kurumların kapatılması konusunun ilk olarak Şeyh Said ayaklanmasına ilişkin dava dosyasında yer alması ve bilahare bunların lağvedilmesinin kararlaştırılması, ayaklanmanın dini nitelikli yönünü çok berrak bir şekilde ortaya koyan bir başka faktördür. (İstiklal Mahkemeleri)
  • Bütün dünyanın, Türklerin artık bağımsız yaşayamayacaklarını sandığı bir sırada, bu ulus tarihin en büyük savaşlarından birini yaparak bir mucize yaratacak ve ezilmiş toplumlara bu yolda örnek olarak, sömürge imparatorluklarının çöküşünü hazırlayacaktır. (İstiklal Mahkemeleri)
  • Mahkeme kurulunun oturduğu yerin arkasında "İstiklal Mahkemesi, Mücadelesinde Yalnız Allah'tan Korkar" yazısı asılıydı. (İstiklal Mahkemeleri)
  • İktidar yetkisini, Tanrıdan alan Padişah’ın sorumluluğu da yine Tanrıya karşıdır. İktidar, Padişah'ın seçtiği Sadrazam ve Şeyhülislam tarafından yürütülmekte fakat iktidarı temsil yalnızca Padişah'a aittir. Padişah'ın yalnızca Tanrıya karşı sorumlu olması sebebiyle, onun iktidarını denetleyebilecek bir güç ve yasal bir kuruluş bulunmamaktadır. Divan, Padişah tarafından seçilmiş olduğu için onun da denetim yetkisi ve olanağı yoktur. İslam devlet ve hukuk anlayışında devletin başında bulunanların adil olması gerekmekte, adalet ilahi bir emir olarak tanımlanmakta; adaletsiz, müstebit ve müstekit olan hükümet ahlaksız olarak belirtildiğinden; Halife (veya sultan) Hak yolundan ayrıldığı takdirde şeriatın tayin ettiği hükümler içersinde kendisini hal veya kati (huruç yahut ihtilal) bütün müslümanlara vaciptir. İslam devlet anlayışına göre Osmanlı Devletinde de Padişah, devleti Şeriat'a göre idare etmek zorundaydı. Bu örgütlenmiş bir sistem değildi. Gerçi Kanuni devrinde konmuş bir kanunnamede padişah'ın doğru yoldan ayrılması durumunda ulema ve vükelanın ordu reislerini haberdar ederek Padişahı tahttan indirerek yerine "Osmanlı Hanedanından başka birisini çıkarabileceği belirtilmiştir. Ancak bu uygulamanın nasıl yapılacağı belli olmadığı gibi, zaman zaman Şeyhülislam fetvasıyla Yeniçeri ocağı tarafından başvurulan bu yöntem, hukuki de değildir. Yeniçeri ocağının bütün yenilik hareketlerine bu yöntemle karşı çıktığı göz önüne alınırsa,/iktidarın denetimi, toplumsal vicdandan doğan bir biçimde değil, ocağın ve ulemanın çıkarları doğrultusundaydı. (Atatürkçülük ve Modernleşme)