Doğum Tarihi: 1965
Doğum Yeri:
Ergun Kocabıyık kimdir?
Edebiyatçı, editör. 1965 yılında doğdu. yüksek öğrenimini 1987’de Ankara Üniversitesi ile Basın Yayın Yüksek Okulu'nda tamamladı.
--reklam--
Ergun Kocabıyık Kitapları - Eserleri
- Aynadaki Narkissos
- Dolaylı Hayvan
- Dünyanın Fısıltısı
- Tasavvuf Sözlüğü
--reklam--
Ergun Kocabıyık Alıntıları - Sözleri
- Uzaklaşıyorum yaklaşıyorum kendimden kendime (Aynadaki Narkissos)
- David Le Breton, insanın kendini yaralamasını konu edindiği Ten ve iz isimli çalışmasında, bireyin kesikler açmak üzere öncelikle bileklerini ama genellikle ön-kol, göğüs, karın veya bacakları seçtiğini belirtir. Yüz ise genellikle dokunulmazdır; çünkü "kutsal” benliğin tezahür ettiği en önemli yerdir. Bireyin yüzünü kesecek bir raddeye gelmesi, psikoz belirtisidir; kişinin normal yaşarnın dışına doğru çıkmakta olduğunu gösterir. Yüzümüzü koruma kaygımız temelde benliğimizi, başkalarıyla ilişkilerimizi koruma, hayatla bağımızı sürdürme iradesinin bir ifadesidir. (Aynadaki Narkissos)
- Müslüm Gürses bir şarkısında “hayat bir masal, yaşamak rüya, kimseye kalmaz yalancı dünya” diyor ve defalarca tekrarlayarak altını iyice çiziyor: “Yalan bu dünya, yalan...” Ali Ekber Çiçek'in çalıp söylediği şu türküyü daha çocuk yaşlarda radyodan defalarca dinlemedik mi ve her dinleyişimizde içimizi bir hüzün kaplamadı mı: “... Vay dünya, dünya, yalansın dünya/Can ile cananı alansın dünya ...” Ya da Neşet Ertaş'ın “Yalan Dünya”sını dinleyip de duygulanmayan var mıdır? 'Yalan dünya' temasının halk edebiyatımızda yaygınlığı aşikârdır. Bu temanın kökleri tasavvufi bir dünya görüşüne, hatta çok daha eski ve köklü bir insanlık tecrübesine uzanır. Dünya, fânileri Bâki Olan'dan ayıran, sonsuzu arayanları türlü çeşit hileyle yolundan çeviren, tuzaklarla insanı gaflete düşüren bir gözbağcıdır. İnsan bu yalan dünyada gariptir. Bu “gelimli gidimli dünya” güzel insanları bizden alır, bizi ağlatır, sonra da hiçbir şey olmamış gibi yüzümüze yalandan gülümser. Bu sahte gülümsemeye itibar etmeyen Yûnus Emre (1240-1321), bir şiirinde “kogıl dünya bezeğini” diye seslenir; zira bu dünya yeldir, hayaldir. Hafız-i Şirazi (ö. 1390) dîvânında dünya gelininin kimseyle nikâhlanmadığını söylerken dünyada mutlu olmanın imkânsızlığına dikkat çeker. Vefasız dünya bin damadın gelinidir. Dünya alımlı ama karaktersiz, hilekâr bir kocakarıdır; işveli feleğin gösterdiği sevgi, yalandır. (Dünyanın Fısıltısı)
- Sonuç olarak kimliklerimizde ellerimizin veya ayaklanmızın değil, yüzümüzün fotoğrafı yer alır. Yüz, ismimizin, kimliğimizin mekânıdır. Yüzüm beni yansıtır. Yüzümüz benliğimizdir. (Aynadaki Narkissos)
- Yüzün vücudumuzdaki ayrıcalıklı konumuna dikkat çeken ve buna bir açıklama getirmeye çalışan kişilerin başinda Platon (MÖ 427-347) gelir. Ona göre, ölümlü bedeni yöneten ölümsüz ruhtu. Ruhun işlevlerini yerine getiren duyu organları ise tanrılarca başın ön tarafına yerleştirilmişti; bunun da bir nedeni vardı: Platon'a göre bizi yaratirken tanrılar ön tarafımızın arka tarafımızdan daha asil ve emretmeye daha yetenekli olmasına karar vermişlerdi. Bu nedenle duyu organlarımızın toplandığı yüzümüzün yönü ile yürümemizin yönü aynıydı. Yüzün vücudumuzdaki ayrıcalıklı konumu gerçekten de dikkat çekicidir. Yüzümüzün yer aldığı baş, bedenimizin en tepesindedir. Beş duyu organımız (göz, burun, kulaklar ve dil) yüzümüzde toplanmıştır. Cicero'nun (MÖ 106-43) ifadesiyle, duyu organları “sanki bir kaleye yerleştirilir gibi” yerleştirilmiştir başımıza. (Aynadaki Narkissos)
- Şamanın dünya görüşü içinde yağmurun yağması, rüzgarın tesiriyle meydana gelen hadiseler, bitkilerin yeşermesi, ölmesi, zelzele, sel gibi felaketler ruhların iradesiyle meydana gelir; bunu kabul etmek ve ona teslim olmak gerekir. (Dünyanın Fısıltısı)
- Okunacak metin, tüm kainattır. (Dünyanın Fısıltısı)
- Demokritos (MÖ y. 460-370) bütün canlı varlıklar arasında yalnızca insanın dik durdurduğuna ve bedeninin yalnızca çok küçük bir kısmının toprağa değdiğine dikkat çekmiştir. Ona göre bunun sebebi, insanın bünyesinde tanrısal bir şeyler taşıyor olması; böylece ruhun, ilahi akıl ve muhakeme gücünden pay alarak evreni araştırmış olmasıydı. (Aynadaki Narkissos)
- Bizler dünyaya geldiğimizde nesne olarak aynayla tanışmadan önce yüz aynasıyla tanışıyoruz. Daha bebeklik çağından başlayarak kendimizi önce annemizin yüzünün aynasından, daha sonraları ise başka insanların aynasından fark ediyoruz; kendi icadımız olmayan, ama öğrenmek zorunda olduğumuz bir dil aynası kullanıyoruz, Konuşmak için başkalarına muhtacız. Aynayla, kendimizi ve başkalarını fark eder, anlarız. Anlamak ise, kendini başkasının yerine koyabilmek, ben'i sen'de yeniden keşfetmektir. (Aynadaki Narkissos)
- Yüzümüz olmadan asla yaşayamayız. Yüzümüz olmadan bir hiçiz ve yüzümüz uzuvlarının toplamından ibaret değildir. Yüz, yüzdeki fazlalıktır. Yüz, bir soru; yüz, bir cevaptır. Yüz, bir işaretler dizgesidir; yüz, Yüzün izidir. (Aynadaki Narkissos)
- Cinsellik olmadan tarih olmaz. Tarih sentezle doğar; bu sentez ise cinsellikteki çelişkiyle başlar. (Dolaylı Hayvan)
- Gözlem için kullandığımız araçlar kadar, bakan gözlerimizin ardında nasıl bir zihniyete sahip olduğumuz da önemlidir; hatta bu ikincisi ilkinden çok daha önemlidir. (Dünyanın Fısıltısı)
- Adam hükümdarın tahtına kadar ilerlemiş. İbrahim sormuş: -"Ne istiyorsun?" -Bu handa konaklamak istiyorum." demiş adam. " Burası han değil benim sarayım." -" Bu saray senden önce kimindi?" -" Pederimin." -" Ondan önce kimindi?" - " Falancanın." -" Ondan önce?" -" Falan oğlu filancanın." -" Ne oldu bu adamlara?" -"Hepsi de göçüp gitti bu dünyadan." - "İyi de burası han değil diyen sen değil misin? İşte birisi gidiyor, biri geliyor !" (Dolaylı Hayvan)
- Sokrates'in yüzünün de ürkütücü derecede çirkin olduğu söylenir. Yüz hatlarından karakter tahlili yapan fizyonomist Zopyrus, Atina'ya geldiğinde Sokrates'in dayanılmaz çirkinlikteki yüzüne bakıp onun bir canavar olduğunu, tüm kötü huyları ve hırsları içinde barındırdığını öne sürmüş. Sokrates adamı onaylamış ve “bu kusurlarla doğduğunu ancak aklı sayesinde onları kendisinden söküp attığını” şöylemiş. Sokrates'e göre asıl tehlike, yüzün canavarlığı değil ruhun canavarlaşmasıydı. Dürtülerin tiran olma isteğine karşı daha güçlü bir tiran vardı: akıl. Sokrates'in canavar maskesinin ardında "tanrısal, nazik ve kendi halinde bir canlı" vardı. (Aynadaki Narkissos)
- Doğadaki ayetler akılla kolayca kavranabilirdi. Doğal dinin insanlara uzun süre yeterli geldiği düşünülmüştür, ta ki doğanın dilini anlayanların sayısı azalıp da doğanın tercümanı peygamberler ortaya çıkana değin. (Dünyanın Fısıltısı)
- Sözün ve dilin gücüne duyulan inanç çok eskilere dayanır. Tanrı kelâmının yaratıcı gücüne ilişkin ilk düşünceleri Sümerli düşünürler geliştirmiştir ve bu düşünceler bir dogma olarak bütün Yakın Doğuya yayılmıştır. Bu inanca göre yaratıcı tanrı bir plan doğrultusunda kelimeyi söylüyor, nesnenin adını koyuyordu. Nasıl ki yeryüzündeki kral, buyruklarıyla istediği her şeyi gerçekleştirebiliyorsa evrenin ölümsüz ve insanüstü tanrıları da çok daha fazlasını yapmaya muktedirlerdi. (Dünyanın Fısıltısı)
- Yüzdeki unsurların, yerleşimleri bakımından ilişkileri elbette her yüz için aynıdır; ama yine de, küçük anatomik farklılıklarla birbirlerinden ayrılan yüzler sonsuz çeşitliliktedir. Yüz herkeste başkadır; ancak bütün bu birbirinden farklı ve değişken yüzlerin ardında, zihnin derinliklerinde bir yerlerde bir Yüz var mıdır? Maskenin ardında bir yüz var mı gerçekten? Nedir yüzün gerisinde olan? (Aynadaki Narkissos)
- Gözleri kapalı bir adama teleskopun hiçbir yararı yoktur. (Dünyanın Fısıltısı)
- Alet yapmak için gerekli bilişsel yetenekler ile konuş mak için gerekli bilişsel yeteneklerin birbirleriyle bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Bir alet yaptığımızda veya tasarladığımızda beynimizde kullandığımız bölge ile konuştuğumuzda kullandığımız bölgenin aynı olduğu tespit edilmiştir. (Aynadaki Narkissos)
- Yüksek bilgelik ve delilik birbirine karışacak kadar yakındır. (Dolaylı Hayvan)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin