Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Fatmagül Berktay
Doğum Tarihi:
Doğum Yeri:
Fatmagül Berktay kimdir?
1978 yılında Ankara Üniversitesi SBF'ni bitirdi.
1992 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde araştırma görevlisi oldu.
1995 yılında doçent, 2001 yılında profesör oldu.
İÜ SBF'de 'Siyasal Düşünceler Tarihi', İÜ Kadın Sorunları Araştırma Merkezi'nde 'Feminist Teoriler' dersleri veriyor. Türkiye'yi çeşitli uluslararası platformlarda temsil etti. İngilizce ve Fransızca biliyor.
Religion: Discourses of Domination and Resistance (Kadınlar ve Din: Baskı ve Direnme Söylemleri) adlı bir tez yazdı.
Doktorasını AÜSBF'de siyaset bilimi dalında tamamlayan yazar, çeşitli gazete ve dergilerde feminist edebiyat eleştirisi, tarih, siyaset ve felsefe alanlarında yazılar yayımladı; yazılarından bir bölümü Kadın Olmak, Yaşamak, Yazmak (Pencere, 1992) adlı kitapta toplandı. Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın (Metis, 1996) adlı kitabı İngilizcede 1998 yılında Black Rose Books tarafından yayımlandı. Sonraki kitabı Tarihin Cinsiyeti (Metis, 2003) Arapçaya çevrilerek Dar Kreideh yayınevi (Beyrut) tarafından 2009'da yayımlandı.
Yazarın Politikanın Çağrısı (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2010) adlı bir kitabı daha yayımlanmıştır. İÜSBF'de Siyasal Düşünce Tarihi, Siyaset Teorisi ve Feminist Teoriler dersleri veren Fatmagül Berktay'ın ilgi odağını, "politika" ve "politik olan"a ilişkin alışılagelmiş kavramsallaştırmaların ötesine geçmeyi hedefleyen eleştirel teori oluşturuyor.
--reklam--
Fatmagül Berktay Kitapları - Eserleri
- Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın
- Tarihin Cinsiyeti
- Dünyayı Bugünde Sevmek
- Kadın Olmak Yaşamak Yazmak
- Politikanın Çağrısı
- Düşünme Etiği
--reklam--
Fatmagül Berktay Alıntıları - Sözleri
- Dünyanın ne olduğunu, onun içinde kendi yerinizin ne olduğunu düşünmek ve sorulara bu temelde yanıtlar bulmak zorundasınız. (Tarihin Cinsiyeti)
- Eğer çocuk, fabrika işine mahkum edilirse ya da eğer kız çocuğu annesinin zorunlu olarak yaptığı doğurma işini devralmaya zorlanırsa o zaman yeni bir şeyin başlaması değil, sadece eski döngünün devam ettirilmesi söz konusu olur. Doğumlar, bu durumda, alınıp satılabilen malların, metaların, üretilmesi için gerekli emek gücünü yaratmış olur. Gene de, doğum, yeni bir başlangıcı, yeniye ve daha iyiye yönelmeyi simgeleme gücüne sahiptir. (Dünyayı Bugünde Sevmek)
- Özgürlüğün ön koşulu kendini makinenin bir vidası olarak algılayanlar yerine, başlangıç yapma yeteneğine sahip, düşünen ve yargıda bulunan, fail olan insanların varlığıdır. (Düşünme Etiği)
- İşte erkekler, kendilerine dayatılan bir erkeklik kalıbına uymak, insan gibi davranmak yerine "erkek gibi davranmak" için bin yıllardır kendilerini helak ediyorlar. Bu da oldukça yorucu bir şey olsa gerek. (Politikanın Çağrısı)
- "peki, kazandığımız zaman ne kaybedeceğiz?" (Dünyayı Bugünde Sevmek)
- "Felsefe, herkes için olan kamusal bir şeydir, çünkü özünde iletişim vardır." (Dünyayı Bugünde Sevmek)
- "Erkeklerin kadınları boyunduruk altına alma arzusunda oldukları ama bunu yapabileceklerinden de kuşku duydukları bir dönemde, kadının cinsel organı tehdit edici bir nitelik kazanır." Fraser Harrison (Tarihin Cinsiyeti)
- Kadınlar insanlığın yarısını, bazen daha da çoğunu meydana getiriyorlar ve bilinçli insan varlıkları olarak tarihin yapımına etkin biçimde katılıyorlar; üstelik toplumun varlığının sürdürülmesinde merkezi bir öneme sahipler. Öyle olduğu halde, tarih yazımından böylesine açık bir biçimde dışlanmış olmaları, bu alanın bir iktidar ve egemenlik alanı olduğunun çarpıcı bir göstergesi. (Tarihin Cinsiyeti)
- Fransız Devrimi'ne katılan Jironden Olympe de Gouges, "Kadınların giyotine gitme hakları varsa, kürsüye çıkma hakları da vardır" diyordu. Ama "kürsüye çıkmak” istediği için giyotinde can verdi! Suçu, devrim düşmanlığı değildi; "bir politikacı olmak istediği ve cinsine uygun faziletleri unuttupu" için cezalandırılmıştı. Bu "faziletlerin" neler olduğunu da, tabii ki kendi cinsinden olanlar belirlememişti! (Kadın Olmak Yaşamak Yazmak)
- Peyami Safa, Fransız tarihçi Elizabeth Badinter'in, "cinselleşmiş düalizm, bütün düalizmlerin paradigmasıdır; dünya tarihinin paradigmasıdır" saptamasını haklı çıkarırcasına, hem Doğu-Batı karşıtlığını, hem de klasik zihin-madde karşıtlığını, kadın-erkek karşıtlığı üzerine kurar. Genelde romanlarında dört baş kişi vardır: Biri Doğu'yu, diğeri Batı'yı temsil temsil eden iki erkek; bunlar arasında bocalayan bir kadın ve bir de yazarı- ve sağduyuyu- temsil eden bilge erkek. Bocalayanın kadın olması doğaldır, çünkü yazara göre, "kadın kalbi dediğimiz tabii sevkler ve şuursuz temayüller mecmuu olan gizli ve muğlak halita" nın ne yapacağı belli olmaz! Kadın, klasik karşıtlığın doğal/duygusal - ve aşağı!- kutbunun dört başı mamur örneğidir. (Tarihin Cinsiyeti)
- İtaatsizliği cezalandırmak ve özgürlüğü disiplin altına almak için, aile geleneği, kadınları aşağılayan, çocuklara yalan söylemeyi öğreten ve korku hastalığını yayan bir terör kültürünü sürdürmektedir. İnsan haklarının evde başlaması gerekir. (Eduardo Galeano) (Tarihin Cinsiyeti)
- Trabzansız düşünmek... (Dünyayı Bugünde Sevmek)
- Toplumsal cinsiyet düşmanlığı en çok, kadına yönelik şiddetin ve LGBTİ+ bireylere saldırıların artmasında ve kazanılmış hakların geri alınması çabasında kendisini gösteriyor. Ekonomik koşullarla ve başka koşullarla baş edemeyen siyasal iktidarlar da buna dört elle sarılıyor. (Düşünme Etiği)
- ''Weber, insanı ''anlam peşinde koşan hayvan'', Durkheim ise ''topluluk inşa eden hayvan'' olarak tanımlar. (Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın)
- ...bu noktada, aşırıya varıldığı ve katı biçimde kavrandığı takdirde her erdemin bir kötülüğe dönüşebileceğini söyleyen Montaigne'in sözleri gerçekten anlamlı: ''Erdem, eğer onu fazlasıyla keskin ve şiddetli bir arzuyla kavrarsak bir kötülüğe dönüşebilir.'' (Politikanın Çağrısı)
- Ataerkil sistemin doğuşu ve kurumlaşması ile olan etkileşim sonucunda kadını ve erkeği mutlak ve hiyerarşik bir biçimde ikiye bölen katı toplumsal cinsiyet rollerinin vazedilmesi,erkeğin üstünlüğüne dayanan ataerkil aile ilişkisinin kutsanması ve bu bağlamda kadın bedeni üzerindeki denetimin yasallaştırılıp meşrulaştırılması olduğunu söyleyebiliriz . (Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın)
- Çünkü Arendt, hangi kimlikle ya da kimliğin hangi yanıyla aşağılanıyorsa gene onunla kendisini savunması gerektiğini daha çocukken öğrenmişti, ama aynı zamanda o kimliğe saygı göstermenin onu-yani bizzat kendisini- eleştirebilmekten ve sabit bir kimliğe çakılıp kalmak anlamına gelen kimlik yüceltmelerine ya da ''mağdur söylemi''ne kapılmamaktan geçtiğini düşünmekteydi. Yahudi konseylerinin tavrına dikkat çekmesinin nedeni Arendt'in ''kendinden nefret eden bir Yahudi'' olması değil, vizyonu belirli bir sabit kimlikle sınırlı olmayan bir düşünürün totalitarizmin sadece suçluları ve muktedirleri değil, mağdurları da dönüştürme potansiyelinin olduğunu saptamasıdır. (Politikanın Çağrısı)
- "hadi tartışmaya katılın da bu dünya için bir şeyler yapın" (Dünyayı Bugünde Sevmek)
- "Kendi doğumundan önce olanları bilmeyen, sürekli çocuk kalmaya mahkumdur." Cicero (Tarihin Cinsiyeti)
- Deneyim, karşılaştırmaya ve anlaşılmaya açıktır, ve karşılaştırma, farklılıklar kadar benzerlikleri aramak için yapılır. (Tarihin Cinsiyeti)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin