Doğum Tarihi: 1956
Doğum Yeri: New York, Amerika Birleşik Devletleri
Gülayşe Koçak kimdir?
1956’da New York’ta doğdu. Okul öncesi çocukluğu Addis Ababa’da geçti. İlkokulu Kopenhag’da bir Fransız manastırında, ortaokulun bir bölümünü TED Ankara Koleji’nde okudu. Lise eğitimini Hannover’de bir "gymnasium"da alırken, Hannover Müzik ve Tiyatro Yüksekokulu’nda misafir öğrenci olarak piyano eğitimini sürdürdü. Liseyi Ankara Tevfik Fikret Lisesi’nde tamamlayan Koçak, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın-Yayın Yüksek Okulu’ndan 1979’da mezun oldu. Koçak, Ankara’daki Kanada Büyükelçiliği’nde 5 yıl Büyükelçiliğin resmî tercümanı, ikinci 5 yıl Konsolos Yardımcısı olarak görev yaptı; Kanada Dışişleri Bakanlığı’nın “Consular Excellence” ödülüne layık görüldü. Roman yazmaya Büyükelçilikte çalıştığı yıllarda başladı. Yine bu yıllarda amatör bir oda müziği grubuyla müzik çalışmalarına başladı ve grup pek çok konserler verdi. Bunun yanısıra 3 yıl boyunca Ankara’daki Anglikan Kilisesi’nin pazar ayinleri orgculuğunu yürüttü. Daha sonra White and Case Hukuk Şirketi’nin Ankara bürosunda 3,5 yıl personel müdiresi olarak çalıştı. 1999’da ailesiyle İstanbul’a taşınan Koçak, Sabancı Üniversitesi’nde 3 yıl rektör özel kalem müdiresi olarak çalıştı.
2003 yılında Sabancı Üniversitesi bünyesindeki Yazma Becerileri Merkezi’ne geçerek ders vermeye başladı. Halen Sabancı Üniversitesi öğrencilerine, idari personele ve akademisyenlere, yurtdışından gelen değişim öğrencilerine, ayrıca Gebze’deki TEV İnanç Türkeş Lisesi öğrencilerine yönelik, Yaratıcı Düşünceyi Geliştirme ve Yaratıcı Yazma atölye çalışmaları (Türkçe ve İngilizce) düzenliyor; öğrencilerin gerek akademik, gerekse yaratıcı yazılarına geribildirim sunuyor. Davet üzerine Koçak, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, Kadir Has Üniversitesi ve TED İstanbul Koleji öğrencilerine, çeşitli okullardan lise öğretmenlerine, ayrıca Maltepe Cezaevi ceza infaz memurlarına yönelik Yaratıcı Düşünme–Yaratıcı Yazma atölye çalışmaları da düzenledi.
Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu’nun kurucu kadrosunda yer alan Koçak, 2007 yılından bu yana Mor Sertifika programı kapsamında Van, Kars, Nevşehir, Trabzon ve İstanbul’da lise öğretmenlerine toplumsal cinsiyet konusunda eğitimler verdi. Koçak, yanı sıra şirketlere de “Etkili Yazma Teknikleri”, “E-Mail Adabı” “Raporlama Teknikleri” “Yaratıcı Düşünme” eğitimleri veriyor.
Koçak’ın ilk romanı Çifte Kapıların Ötesi 1993’te; ikinci romanı Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı? ise 1997’de yayımlandı. Yazarın üçüncü romanı Topaç2002 yılında çıktı. Şubat 2012’de ise dördüncü romanı Siyah Koku’yu yayımladı. Koçak’ın, çeşitli sosyal bilim sahalarında kitap ve makale çevirileri bulunmaktadır. Bunun dışında, Virgül’de, PsikeArt’ta, Mahsus Mahal’de, edebiyat sitesi iktidarsiz.com’da, SUDergi’de ve başka dergilerde yayımlanmış deneme, makale ve kitap tanıtım yazıları bulunmaktadır. Yazar canlı hakları, toprak ana hakları, çevre meseleleri, “biz ve öteki” meseleleri, azınlıklar, toplumsal cinsiyet konularıyla ilgilenmektedir. İki oğlu olan Koçak, halen İstanbul'da yaşıyor, yazıyor, ders veriyor, piyano çalıyor ve çok-sesli korolarda söylüyor.
Yapıtları
Çifte Kapıların Ötesi (1993)
Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı? (1997)
Topaç Kanat Kitap (2002)
Siyah Koku (2012)
--reklam--
Gülayşe Koçak Kitapları - Eserleri
- Çifte Kapıların Ötesi
- Siyah Koku
- Topaç
- Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı?
- Yaratıcı Yazmanın Hazzı
- Denemedi Demeyin
- Fare ve Lasi'nin Maceraları
--reklam--
Gülayşe Koçak Alıntıları - Sözleri
- Ezber yaşam, kolay yaşamdır. (Yaratıcı Yazmanın Hazzı)
- Empati kurarak kendimizi okurlarımızın yerine koymazsak, kullandığımız dil, asla okurla aramızda bir köprü görevi göremez. (Yaratıcı Yazmanın Hazzı)
- Merak duygusu silinmiş bir çocuğun coşkuyla, şevkle herhangi bir konuya sarılması zordur. (Yaratıcı Yazmanın Hazzı)
- Başkalarının sözlerini ve görüşlerini umursamamayı öğreneceksiniz. İnsan kendisiyle öylesine barışık olabilmeli ki, her şey -tüm insanlar, bütün olaylar- sırt çevirse de, her şey bitse de, insan yapayalnız kalsa da, sıkı sıkıya tutunabileceği bir kendisi kalabilmeli geriye. (Çifte Kapıların Ötesi)
- Başkalarının sözlerini ve görüşlerini umursamamayı öğreneceksiniz. İnsan kendiyle öylesine barışık olabilmeli ki, her şey -tüm insanlar, bütün olaylar- sırt çevirse de, her şey bitse de, insan yapayalnız kalsa da, sıkı sıkıya tutunabileceği bir kendisi kalabilmeli geriye. (Çifte Kapıların Ötesi)
- Etiketlemek, herhalde en kolayı, değil mi? Yani, bir politikanın nesneleri haline getirilmiş insanları şöyle ya da böyle, yaftalamak... (Topaç)
- İlhamın, uykuyla uyanıklık arasındaki o tuhaf alacakaranlık sırasında ortaya çıkması, çok da tesadüf değil. (Yaratıcı Yazmanın Hazzı)
- "Gezegenler, yıldızlar her biri kendi yörüngesinde hareket ederek denge içinde dururlar, öyle değil mi? Birbirlerinin alanlarına saygıları vardır. Bak saygıdan söz ediyorum. Oysa iki gezegen arasında sevgi bağı oluşsa, ne olur? Hemen artı bir çekim gücü oluşur ve birbirlerine yapışırlar! Yapışınca ne olur? Doğal yörüngeleri şaşar, serbest hareket edemezler, öyle değil mi?" (Siyah Koku)
- Ona nasıl anlatabilirdim ki kitap okumak bir iptiladır;yepyeni şeyler öğrenmek zevkli bir aliskanlik ,hatta bir tutkudur. (Denemedi Demeyin)
- Haksızlığına uğradığımız bir insanı, hatasını düzeltme fırsatından yoksun bırakmak kadar büyük acımasızlık olabilir mi? (Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı?)
- Evet... Hayatta mutlak mutluluk diye bir şey olmayabilir, ama hiç değilse, tek tek, büyüklü küçüklü sevinç anları var. Devamlılığı da sağlayan zaten, bu anlar değil mi? Nirengi noktaları... Daha doğrusu... Yıldız da denebilir onlara... Evet, tabi ya: Hani çocukken çözdüğümüz bulmacalar vardı; sayfaların orasına burasına yerleştirilmiş tek tek yıldızlar, her yıldızın yanında da bir rakam. Rakamların sırasını izleye izleye yıldızdan yıldıza çizgi çektikçe, bir biçim çıkardı ortaya... İşte önemli olan, yıldızları yakalayabilmek... Şekli tanınır hale getiren belki aradaki çizgiler, ama... (Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı?)
- Gözle görülenin, duyularla algılananın ötesini, daha derinleri görmeye çalışmazsan, hayatı eksik yaşamış olursun. (Topaç)
- Annelik en eski, en sinsi ruh hastalığıdır! Verdikleri sözüm ona terbiyeyi-ki onun da anlamı çocuğu sıradanlaştırmak- arada sırada sağa sola göstermelik sunulan sözde şefkati bir kenara koyarsan, annelerin çocuklarına verdiği zararı bir düşünsene! (Siyah Koku)
- Hatırlamak ve unutmak, yaşamak ve ölmek. Unutmak...anının ölümü. Unutmak, bu anlamda, kişinin kendisinin de bir parçasının ölümü değil mi? (Topaç)
- Akademik, profesyonel, teknik yazılarda amaç başkalarını bilgilendirmektir. Oysa yaratıcı yazmada amaç kendimizi bilgilendirmektir. (Yaratıcı Yazmanın Hazzı)
- Tanrı'nın kaleminin kâğıda değdiği an doğan, kalemin kâğıttan kalktığı an ölen varlıklar olabilir miyiz? (Siyah Koku)
- Herkesin ne diyeceği zaten belliyken aykırı bir şey dillendirmek kadar aptalca bir şey olamaz. (Siyah Koku)
- Düşünmenin de bir zamanı, kuralı yok. (Yaratıcı Yazmanın Hazzı)
- "Nereden nereye yolculuk ettiğinin hiçbir önemi yok. Hayat yollarda olmaktır, bir kenti geride bırakıp yeni bir kente doğru yol almaktır." (Siyah Koku)
- Konuşmak değil, susmak öğretildi bize. Konuşmak değil, susmak erdemdi. Duygu ifadelerine gelince: Öfkemizi ne rahat ortaya dökeriz; sözlerimizle, yüz ifademizle, ses tonumuzla karşımızdakini kolaycacık ezer geçeriz. Öyle kolaydır ki bu, hiçbir planlamaya gerek göstermez. Halbuki sevgi... sevgi öyle mi ya? (Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı?)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin