Türk Şair, Yazar H. İhsan Sönmez edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında H. İhsan Sönmez hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. H. İhsan Sönmez hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte H. İhsan Sönmez hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Tam / Gerçek Adı: Hüseyin İhsan Sönmez

Doğum Tarihi: 1961

Doğum Yeri: Araç, Kastamonu, Türkiye

H. İhsan Sönmez kimdir?

Şiir, gezi, öykü, deneme, inceleme, söyleşileri Gülpınar, Tay, Şehiriçi, Aykırı Sanat, Yaşayan Yarın, Şiiri Özlüyorum, Patikalar, Şehir, Öteki-Siz, Bizim Sanat, Uzak Ülke, Lacivert Sanat; Akademi Gökyüzü, Temrin, Acemi, Aydili Dergileri ile çeşitli gazetelerde yayınlandı.

Aykırısanat Dergisi 2005 yılı şiir yarışmasında "Düşlerin Çağrısı" isimle ikincilik ödülü, Değişen Kocaeli, Kocaeli Oscarları edebiyat kategorisinde 2008 Yılının Edebiyatçısı ödülünü aldı.

Sanat bilinci ve edebiyatla ilgili ulusal ve uluslar arası bildiriler sundu. Eserlerinde kullandığı özgün dil ve anlatımla dikkat çekti. Yaşandıkça kirlenen yeryüzü gerçeğinde, aşk ve sevginin evrensel önemini vurguladı. En büyük gerçekçiliğin düşler olduğuna inandı. Şiir, öykü ve romanlarıyla seçici bir okur kitlesine ulaştı.

Gökkuşağı Yere Düştüğünde (Şiir), Zaman Köprüsü (Şiir), Delmina’ya Aşk Günlüğü (Şiir), Ve Özgürlük Koyun Benim Dünya Adıma (Şiir), Mahcup Denizler (Öykü), İlk Cemreyle Raks (Şiir), Kurşun Gölgesinde Güneydoğu, Gri Tilki (Roman), Yasak Delme Saati (Deneme), Nebula'nın Kuşları (Şiir), Son İda (Roman), Su Yeşili (Deneme), Zaman Tamircisi (Roman) yayımlanmış eserleridir.

--reklam--

H. İhsan Sönmez Kitapları - Eserleri

  • Son İda
  • Yasak Delme Saati
  • Zaman Tamircisi
  • İlk Cemreyle Raks
  • Düşkıran Sarkacı
  • Mahçup Denizler
  • Su Yeşili
  • Gri Tilki
  • Nebula'nın Kuşları

--reklam--

H. İhsan Sönmez Alıntıları - Sözleri

  • Mutfakla aram iyi değildir harbiden. Yılda iki kez içinden geçerim. Bir balkona çıkmak için diğeri de sigaram bittiğinde bir gece yarısı raflarda bulurum diye. Neyse efendim geçenlerde eşim iki günlük baba evi yurt içi gezisine çıktı. Giderken de buzdolabını açtı. Bak şurada yumurtalar var. Şu da tereyağı, Tereyağında yumurta yaparsın dedi. Şöyle bir baktım sahiden tereyağı tam iki okka. Geçen gece yazıya dalmışım. Aşağıdan bir şey vuruyor. Komşular sandım. İşe bakın meğer midemdeki apaçilermiş. Acıktın oğlum acıktın diyerek midemin azizullah meydanında dört dönüyorlar. Tabiiki aklınıza ne gelir? Güzel kadının giderken verdiği talimat. Buzdolabı, yumurta ve tereyağı! Küçük bir tencereyi aldım. Sonra o tereyağı kalıbını, kocaman vallahi. Bir tatlı kaşığı yağı dolapta bırakarak, tamamını tencereye koydum. Eee… Erimesi zor oldu. Tahta kaşıkla erimesine yardımcı olurken " torbadaki kedi" türküsüyle eşlik ettim inanın. Çok uzatmayayım tereyağı eridikten sonra sekiz santimlik bir derinlik oldu. Birde köpük var ki üzerinde sormayın. Köpük kısmını kaşıkla attım. Derinlik yumurtalar için yeterli. Sonra dönersin dolaba üç tane yumurtayı aldığım gibi öylece içine attım. Yumurtalar döne döne nasıl yüzüyor anlatamam. İşte bu! Alsana tereyağında yumurta. Yedi dakika kaynattıktan sonra yumurtaları aldım. Suyun altına tuttum. Tereyağı ocakta tencerede duruyor. Atsan atılmaz satsan satılmaz. Derken yumurtaları soydum. Tereyağda yumurta dedikleri bu herhalde. Sırf şu apaçileri susturmak için yedim vesselam. Buraya kadar sorun var mı? Yok. Hafif tereyağ kokusu ama sudan ne farkı var ki! Yumurtayı yaptım ama sinir katsayımda pi sayısını geçti. Aldım telefonu elime bastım tuşlara. Karşımdaki güzel kadındı. Canım manım seanslarından sonra diyeceğimi dedim. Sen söyledin diye yumurtayı tereyağında yaptım. Hayatım seni anlamıyorum. Neden su değil, tereyağın espirisi ne? Amma müsrif kadınsın dedim. Bi dakika durdu. Sonra cevap verdi. Sen ne yaptın dedi. Tereyağında yumurta! Nasıl yaptın dedi. Anlattım. Son sözü şu oldu. Salakkkk Alınmadım değil. Yoksa salak yeni bir pişirme yöntemi miydi? En son ki mutfak faciamdan sonra müsrifliğinin üstüne gidemedim. Aramız limon makamında kaldı. Şu an ıslak tereyağını bekletiyorum. Tavuk kordon blu yapacağım. Rıza abinin çiftliğine bir tavuk siparişi verdim. Saatçi Cemal'den de iki saat kordonu aldım. Bu blu'yu çözdüğümde yemek yapmaya başlayacağım. Efendim sonra bunu bir kadın arkadaşıma anlattım. Mutfak bilirkişisi ya! Dinledikten sonra sorusu şu oldu. Yumurtayı bütün mü yoksa kırarak mı tereyağının içine attın? Soruya bak hizaya gel. Kırarak mı içine attın? Demek ki bütün kadınlar aynı. Bu ne müsriflik. Göle yumurtamı çalıyorsun arkadaş… (Su Yeşili)
  • Karanlığı kaza kaza aydınlığı buluyorsa, hüznü yonta yonta sevinci yaşıyorsa, acıyı çeke çeke insanlığa gülümsüyor, düşlerini yırta yırta kendi öyküsünü kurguluyorsa kişi, yaşanmaya değer çok şey var demektir. Bu nedenle gökyüzü bulaşığı ellerim mavidir benim. Büyürken içindeki çocuğu öldürmedinse, bütün çocukların yaşamasını istediğin içindir. Güzel hayallerin peşinden koşmaktan yorulmadıysan eğer hayatı başkalarına cehennem edenlere inat, tek kişilik isyanın adı sensin. Herkesin kanı kalbinden geçer. Sevmek ruhumuzla barışmaktır. Dünya, evrenin açık yarasıdır. Kan dediğim yeniden doğmaksa, yüreğim beyazdır benim. Yaşamak ve yaşatmak; hangisini öne alsam diğeri kırılır. Hasretimi iç sesimle haykırsam, say ki derinlik yerin kulağıdır. Bu nedenle doğal gelir cevaplanan o ses. "İyi ki varsın" İçten gülümserim. Ha ha ha… Çünkü; gülüşüm, gönlümün deli ilkbaharını susuz çöle vuruşumdur benim. En güzeli olsun yaşayabilirsek her gün. Tekrarın aynısı yoktur. Ne çektiysem nefes almaktan ne çekemediysem nefes vermekten! Bazen o kadar gidenler gelmez, dönemez ki kimse geri, şaşırmamak gerekir. Hayatın gizemidir ya da kuralı. Sizden aldıklarını sizden başkası veremez geri. Kendini sevdiğin için birini seversin. Irmağın akmayı, tomurcukların çiçeğe durmayı, kar tanesinin yeryüzüne düşmeyi, toprağın koynunda küçük bir tohumun güneşi özlemeyi, yavru kuşların uçmayı öğrenişi gibi… Sevdikçe daha çok özlersin. Sevgidir o… Görülmemiş renktir… Kendinizi bulduğunuz en sevgilidir… Duyguların yağmur halidir. Sadece damlalar görebilir. Bu nedenledir ki mavi bakan için gözlerim su yeşilidir benim. Kıyıda şairlerin şarkısı, parkta heykellerin bekçisi, kumsaldaki midye kabuklarının neşesi, limanda balık kokusu, şaşkın martının rüzgârı, kahvenin telvesi, kirazın sergisi… Olmazsa olmaz sımsıcak günün terlisiyim. Ellerim, ellerinde sevginin elçisi, saçlarında kıyının esintisi, umut dilinin yerlisiyim. Yani hepsinden birazcık benim. En sevgili rüya mısın ey? Şimdi senin için küçük bir buseyim. Her akşam, anılarımı deniz suyuyla yıkarım. Bu nedenle; dudaklarım azıcık tuzludur benim… Tuzludur benim. (Su Yeşili)
  • Ödünç mutluluğu geç bularak hoyrat harcayanlardandı. Hayatta kazananlar ve kaybedenler dengesinde, kişiliğiyle en uyumlu davranışı; terazinin kaybedenler kefesine yakın duruyor olmasıydı. Bunu gururla seviyordu. Can çıkmayınca huy asla çıkmayacaktı. Hiç uygarlığının kadim karanlığını, yeni dostu aydınlıkla bir türlü değiştiremiyordu. Dişi görüntüsüyle o talihsiz karanlığı perdelemeye çalışsa da, sevgi ve merhamet ışığı perdeye vurduğunda iyiden iyiye rahatsız oluyordu. Karanlığı yenmesi için değişmesi, düşünmesi ve duyarlı olması gerektiğinden, duvara düşen gölgesi kadar habersizdi. (Son İda)
  • Eğer imkânsız olduklarını düşünmemiş olsaydık çok daha fazla şey başarabilirdik (Son İda)
  • Herkes aya benzer, kimseye gösteremediği karanlık bir yüzü vardır (Son İda)
  • Her şeyin en mühim noktası, başlangıcıdır. (Son İda)
  • -Semiha... Neden toplayıcı? Birden durgunlaştı. Bana uzun uzun baktı. Neyi sorduğumu anlamıştı. Konuyu uzatmadan, yaptığı resimlerdeki yerde yatan insanların Filistinli çocuklar olduğunu, kuş şeklinde çizdiği şekillerin onların çığlıkları, çığlıkları toplayanın da kendisi olduğunu söyledi. Başka bir şey söylemedi. Ancak verdiği cevap sorumun tam karşılığı değildi. Tekrar sordum. -Topladın diyelim. Peki ne yapacaktın! Bu soruya önce cevap verecek gibi oldu. Sonra bundan vazgeçti. Gözlerini benden kaçırmaya çalıştı. Şalıyla oynamaya başladı ki o sırada ambulans yaklaştı. Yanıma yaklaşarak sıkıca bana sarıldı. Ne kadar gizlese, onun ağladığını gördüm. Yavaş yavaş ambulansa yürürken, omzuma dokundu. Şu sözlerle veda etti. -Belki bir düş! Şimdiye kadar topladığım bütün çığlıklardan oyuncak bebekler yaparak, onlardan, çocukluğunu yaşayamamış tüm çocuklar için bir düş ülkesi kuracağım! -Bu mümkün mü? -Buna inanmasam; sizle, benim burada olmamızın bir anlamı var mı? (Su Yeşili)
  • “Bu çocuğu sen bu hale getirdin!”, ”Seni kapının önüne koyarım!”, ”Benim şerefimle oynuyorsunuz!”, “Kimse beni ayağına çağıramaz!”hakaretleri zehir olup Nevin’in damarlarına aktı, yediği tokatlar bir adamın zalimlik sembolü oldu. Cehennem meçhul bir yerde değil İsmail’in avuçları içindeydi. Şiddetin bencil eli anne ve oğlunun hayat ipine düğüm attıkça attı. Gerginlikten uyuşan beyinleri bedenlerine hükmedemedi. (Düşkıran Sarkacı)
  • Ben iyiyim. Kalbim nasıl ? Bilmiyorum. (Yasak Delme Saati)
  • Nereye gittiğini bilen adama herkes yol açar (Son İda)
  • Güneş, gün çöplüğünden işe yarar ne kadar hurda varsa sırtına yükleyerek dağı aştı. Çakal sesleri gitme vaktinin geldiği haber veriyordu. Bense vadiye yansıyan mavi esmer bir koyuluk içinde yalnızlığımla hesaplaşıyordum. Yalnızlığımdan ayrılmadan önce ilk ve son kez şu soruyu sordum. “ Beni terk etmen için ödemem gereken bedel ne?” Uzun uzun düşündü. Sonra körfezden yansıyan hiç bakılmamış bir ışık huzmesini kalem gibi tutarak, dağın karanlık yüzüne şunları yazdı. “ Güneş doğana kadar buraya yalnız bir şiir bırakacaksın.” (İlk Cemreyle Raks)
  • Ne kadar hüzünlüydü acılarımızın ortak kültürümüz olması… Yaşama sevincini, mutluluğu, çocukluğu, gençliği, kadınlığı her ne varsa bütün duyguları enkaza gömülen zavallı insanlar ülkesinde artık onlardan birisiydim. Hemen yanımda yatan, ölümle pençeleşen çocuğa, sesini duyuramayan ben, nasıl olur da bu halimle çığlıkları dünyaya duyurabilirdim. Böyle kaç gün geçirdim bilmiyordum. Ara sıra gelen doktorlara bunca çığlık arasında kendi halimi nasıl sorabilirdim. Günler derin ve yaralı ruh haliyle geçerken, gün gün kendime alışmaya çalıştım. Bedenimdeki yaralar kapandıkça, içimdeki yaralar açılıyordu. Hiçbir yerim kanamıyordu ancak için için kanayan biriydim. Ta ki bir gün o gelene kadar... (Su Yeşili)
  • İnsan için zaman yaşadıklarıdır. (Zaman Tamircisi)
  • Sözün asaletidir, yalnızlığı düş yapan Yüzyıllık bağ evini bekleyen genç bir anı tapusu kimindir bilmez; o yaşlı bahçe böğürtlen dikeninde gecekondu bir hüzün müşkülünde asmanın sessizlik kırıntısı Gelincikler gece siyahtır; gök kuşağı aklım ayrık otları gül imasında hemen her sabah ya üzülürsün dalga geçmesine çalı çırpının ya sevinirsin karıncanın ekmek kavgasına (İlk Cemreyle Raks)
  • Denizi olamayan kent, aşksız insan sayılır. (Yasak Delme Saati)
  • özgürlük için kanat çırpmayınca bir kuş rüzgar gökyüzüne uzatmaz elini (Nebula'nın Kuşları)
  • Size çiçek sunan birinin, herşeyden önce doğa sevgisini sınamalısınız. (Yasak Delme Saati)
  • Bak canım seni sevdim seveli bana bir haller oldu. Seni düşünmek dört sayfa süren cebir işlemi gibi. Cebir derken? Aşk olsun onuda bil artık. İki kere ikinin beş ettiği seni sevmenin matematiğine cebir denir. Ha şimdi de " Nasıl yani?" mi diyorsun. Bak onu da anlatayım. Şimdi sen paysın, ben payda. Aramızda kalın bir zigzag var. Bütün yanlışlar doğruları götürmezse dudakların şimdi çarpsın beni. Kendimi sana bölüyorum, kalanı senden çıkarıyorum. Anlayacağın iki kere ikinin beş ettiği seni sevmenin matematiğini seviyorum. Seni sevmek derken? Canım benim… Nasıl yani? (Kısa bir bölüm) (Su Yeşili)
  • “ aşkın ilk soluğu, mantığın son soluğudur “ Antoine Bret Cemreler Bütün yollar seven kalplere çıkar Gül dikenli his yolundan yürüdüm benden önce cemreler dokunmuş yapraklara iz Su sus sevişken gölgeleri sır bildim perim dün gece mola verdim ılgın yalnızlıkta nedensiz Tin ressamı zaman aklımı kağıt kayalara çizdi peygamberlerin dudaklarından hırsızlıktı çaldım gizli sözlerini çengelli harflerle kazdım hayratım göz yaşına derin kuyu gamzelerine türbeler yaptım inan makbersiz Geleceğe sınırlar koymadım gönül tuvaline dilim bu gece en güzel resmini yaptı An ki kirpiklerinde mucize sanki ahvâlimdir uzak sensin ne yapsam yetersiz Girdaplar gibi ırmaklara gülmeni isterim anıları sür bulunduğum kıyıya selinti olsun Bütün suların heceleri siz siz ki önceleri aşktan elmaslar yapmayı da bilirdiniz Alfabenin beş harfini çağrıma uzat yıldız vurgununda geceyi durdursun yokluğunun dilencisi. Kaçak bindiğim ateş gemisinin yelkenleri mavidir gökyüzü dicle kalsın sınır aşsın gözleriniz Sevgi, tanrının kozmik dilidir denli aşka dirim yetmez ya sihirli ya delidir Kahkahalar berduşuyum ha… ha… ha… ki ölmekle, gülmek arasında bir farkın olmadığını öğretmiş büyük acılar bana; Şubat meyhanesinde ağır kemancının sencil telleri kırık güzelim boğazımda düğüm düğüm eftalya ve siz Sus sen de sus kör gecenin sonsuzluk kalemi k ı r ı l Ey çıtırtı! Ey o düşkün çıtırtı! yaprağında açan gülü düşün sessiz Sırdaşım perim benliğimde sıra dışı hüzün kesiği Armonisinde sevincin evren adına gül şimdi “Âvâzeyi bu âleme Dâvut gibi sal Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” Beyaz pembe kırmızı siyah Seç birini! Kanımdan koyu olsun kırmızı diğerlerini gömsün gül mezarlığına ikimizden birimiz Hayâl ve hasret kalemin ucunu kör eder dizelere virgül duygularıma son noktayı koyamam Ne renk çalınır bilmem nerededir tomurcuğun özgürlük kapısı Bu gece cemreler dokundu biçare ruhuma tanrı misafiri oldum kalbinize neden siz Kim ki sallar salıncağımızı, ikimizde tek ruh çocukluğunu yitirmiş bedenlerde niçin ötekileriz (İlk Cemreyle Raks)
  • Yaşamak anıların düştüğü her yerde her gün aynı aynada kendini görmekti. (Düşkıran Sarkacı)