Doğum Tarihi:
Doğum Yeri: 1 Mayıs 1963 Samsun
Hanife Mert kimdir?
1 Mayıs 1963 yılında Samsun’da dünyaya geldim. Aslen Yozgat ilinin Çayıralan kazası Curali köyündenim. Babamın görevi sebebiyle Muş’ta başladığım tahsilime, İstanbul’da devam ettim. Elbistan ve ardından Anamur Ticaret Lisesinde sonlandırdım. 1982 yılında yerleştiğim Eskişehir Anadolu Üniversitesi/ İktisat bölümünden 1986 yılında mezun olarak yüksek öğrenimimi tamamladım.
Bir kamu kurumunun Muhasebe departmanında sorumlu muhasebeci olarak 21 yıl çalıştım. 2008 yılında emekli oldum. 2010 yılından beri Yaren-1.blogcu.com, yaren33.blogspot.com , http://blog.milliyet.com.tr/hanife-mert/Blogger/?UyeNo=2569737 ve http://edebiyatdefteri.com/hanifemert/ internet adreslerinde felsefi, toplumsal ve kültürel ağırlıklı denemelerim, amatörce yazmaya çalıştığım şiirlerim yayınlanmaktadır.
Ayrıca 2012 yılının 30 kasımında yazmaya başladığım “Düş Batımı” isimli otobiyografik romanımı 2014 yılının ağustos ayında tamamladım…
İnsanın, hayatın getirdiği ağır yük altında ezilmemesi, dik durabilmesi, mutlu olabilmesi ve güçlü olabilmesi için kendini iyi tanıması, iyi tanımlaması ve tanıtması gerektiğine inanırım. Konu seçimimde ağırlıklı olarak bu konuya dikkat ederim.
Mersin’de yaşıyorum. Evliyim iki kızım var…
--reklam--
Hanife Mert Kitapları - Eserleri
- Bakış Acısı
- Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı
- Düş Batımı
--reklam--
Hanife Mert Alıntıları - Sözleri
- Kadın erkeğin gelincik çiçeğidir... (Bakış Acısı)
- "Denizlerimiz var, güneş içinde; Ağaçlarımız var, yaprak içinde; Sabah akşam gider gider geliriz, Denizlerimizle ağaçlarımız arasında, Yokluk içinde." (Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı)
- "Biz istesek de istemesek de zaman, dörtnala giden bir atlı gibi geçip gidiyor. Takvimlerden kopan yapraklar bir daha geri gelmiyor. Geçerken de anılara, hayallere, ümitlere acı mührünü basıyordu." (Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı)
- "Sevdiğim insanlara kızabilirdim, eğer sevmek bana mahzun durmayı öğretmeseydi. (Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı)
- Hayatta her şey bir denge üzerine kurulu. Üzüntü sıkıntı ve mutsuzluk, bunlara sabredersen arkasından mutluluk ve sevinç geliyor. İnsan acıyı tatmadan mutluluğu tadamıyor. (Düş Batımı)
- "Insan acıyı yaşarken acı mı zorlaştırıyordu zamanın geçişini yoksa mutlu olmak, mutlu hissetmek miydi zamanı hızlı geçiren?" (Bakış Acısı)
- Vakit öğleni geçmişti. İnsanın yüzüne alev alev vuran yakıcı güneşin etkisi azalmıştı. Rüzgar yoktu lakin evin yanında akan derenin başındaki iğde ağacının yapraklarının hışırtısı ve kokusu insana huzur veriyordu. Bir müddet ağacın gölgesinde oturdu. Kokuyu içine çekti. Sonra yokuş yukarı yürümeye devam etti… Zeynep’in annesi ile birlikte oturduğu ev, dere yatağı üzerinde bulunuyordu. Bu nedenle ana yoldan biraz aşağıda kalıyordu. Yokuş yukarı yavaş yavaş hem yürüyor, hem de evinin yan tarafında dereden şırıl şırıl akan suyu izliyordu. Durdu bir süre suyun akışını seyretti. Öyle güzel akıyordu ki, önüne çıkan her ne varsa beraberinde alıp götürüyordu. İnsana benzetti akan suyu… Tutunacak bir dalı kalmamış nereye gideceğini bilmeden, önüne çıkan engellere takılmadan kaderin peşinden giden insana…. İçini karartan düşünceler iyice bunaltmıştı. Ne kadar kurtulmak istese de bunu başaramıyordu… Kaçsam diye düşündü! Çok uzaklara. Kimsenin tanımadığı bilmediği bulamayacağı uzak diyarlara gidip kaybolsam… Her şeyi geride bırakıp kendime yeni bir hayat kursam diye geçirdi içinden… İnsan bazen kaçmak ister. Kendinden kaçmak… Hatta kendinden kaçıp, gölgesinde gizlenmek ister.. Yaşadıkları ona öyle ağır gelir ki, üzerine yüklenen yükün altında ezilir… Ne kadar uzağa kaçmak istese de, insanın kaçacağı yer de, gizleneceği yer de kendisi değil mi? Öyleyse, kaçmak niye? Nereye giderse gitsin ne kadar uzağa giderse gitsin yanında götürür her şeyini… Sırt çantası gibi koskoca bir yaşanmışlığın yükünü taşır üzerinde. Uzağa gittikçe hafifliyor gibi zannetse de insan, bu bir yanılsamadır aslında. Yeni yerler, yeni yüzler, yeni yaşanmışlıklar soğuk bir damga gibi yapışan geçmişine dokunamazlar. Küçük bir gölgedir o an yaptıkları. Gölge, bir süre kapatır üstünü. Lakin, gölge kaybolduğunda gerçeğin ağırlığı tüm çıplaklığıyla çöküverir omuzlarına. Onca çabanın karşılığı yorgunluktur sadece… Bu karmaşa düşüncenin ardından, gözünde canlandı kocası Hasan ile evlenmeden önce yaşadığı dillere destan aşkı. Yüreği burkuldu. Özlemişti de… Birden başka bir kare belirdi hayalinde. Dayak yediği geldi gözünün önüne. Sevdiği, uğruna her şeyden vazgeçtiği kocası, ona acımadan vuruyordu. Öyle ki, bir defasında tahta sandalye kırmıştı üzerinde. Birden sevgisi özlemi nefrete, kine dönüşüverdi. Biz bu hale nasıl geldik diye de düşünmeden edemedi. Bir başka kare açıldı gözünün önüne; beyaz önlüklü, asık yüzlü, beyaz saçlı doktor belirdi: -Sen ne biçim annesin? diyordu.. Bu çocuğa hiç mi su vermedin?. Artık bunalmıştı. Kurtulmak istiyordu bu olumsuz düşüncelerden. Yoksa cinnet geçirmek elde değildi… Birden pınarın kenarında çelik çomak oynayan çocukları gördü. Yanlarına doğru yaklaştı. Çocuklardan biri heyecanlı heyecanlı bir taraftan burnunu çekiyor diğer taraftan eli ile işaret ederek, -Zeynep yenge çekil buradan çomağın sopası bir yerine gelir sonra, dedi. Zeynep gülümsedi. Çocuğun uyarısına aldırmadan kiminin başını okşadı, kiminin yanağını, kiminin yanağından makas aldı. Kiminin omuzuna elini koydu. Sonra şalvarının iç cebinden çıkardığı kaymaklı bisküviyi dağıttı çocuklara birer ikişer. Çocuklar çok mutlu olmuştu. Hem büskivilerini yediler hem de oyunlarına devam ettiler. O böyle rahatlıyordu. Çocuklarının acısına başka çocuklara sevgi göstererek katlanabiliyordu. Tabi katlanmak denirse… Pınarın başında haftı tıkayıp dolmuş suyla, bir kenarında tokaçla kilim yıkayan arkadaşı Sultan’la hal hatır etti. Sonra pınardan gürül gürül akan buz gibi suyla yüzünü yıkadı. İki elini de akan suya tutarak kana kana içiyordu ki, birden ezan sesi ile irkildi. Hoca öyle güzel okuyordu ki içinin huzur dolduğunu hissetti. Haydi namaza! Haydi felaha! Haydi kurtuluşa! Diyordu. Ezanı sonuna kadar dinledi. Sonra ellerini semaya kaldırarak dua etti. Biliyordu isteyecek, gidecek başka kapısı yoktu. O kapının yüzüne kapanmayacağını biliyordu. -” Rabbim, sen merhametlilerin en merhametlisisin, senden başka bana yardım edecek, merhamet edecek kimse yok. Bana merhamet et. Dayanma gücü ver sabır ver, sonumu hayra çıkar “diye dua etti. Amin diyerek elini yüzüne sürdü. Başını kaldırdı, karşısında kendisini izleyen eli yüzü toz toprakla bulanmış, burunun sümüğü ağzına girmek üzere olan bir çocuğun boynunu büküp kendisine baktığını gördü. Yüreği sızladı. Çocuğun yanına gitti. Ne güzel şeysin len diye kucağına aldı. Masmavi gözleri vardı. O mavi gözler Mustafa’sını hatırlatmıştı. İçi sızladı. Bu çocuk, arkadaşı köselerin gelini Ayşe’nin oğlu idi. Ayşe kötü hastalığa yakalanmıştı. Çok çekmedi garip. Daha öleli üç ay olmuştu ki; kocası tekrar evlendi. Belli ki, bu öksüz çocuğa analığı iyi bakmıyordu. Çocuğu kucağında pınara getirdi. Eliyle ellerini yüzünü yıkadı. Burnunu temizledi. Şalvarının tersiyle yüzünü sildi. Cebinde ki kalan kaymaklı bisküvinin tamamını bu çocuğa verdi. Az ilerde, Kel Hasan’ın gelini Gülseren’in evinin toprak damının gölgesinde kimi örgü ören, kimi yün eğiren, dantel ören kadınlar oturuyordu. Yanlarına geldi… (Düş Batımı)
- Herkesin yaşadığı sıkıntı, dert, keder kendine ağır, zor geliyordu. Herkes bir değildi. Başına gelen müsibetlere karşı sabrı, tavrı, tahammülü farklıydı... (Düş Batımı)
- "Zamanı her şeyin ilacı olarak görürüz. Ancak bazen de bırakın ilacı, yaranın sebebi bile olabiliyor." (Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı)
- Bir toplumun gelişmişliği, kadına verdiği değerle doğru orantılıdır. Sözlerime Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü sözleriyle son vermek istiyorum. "Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek, faaliyet demektir. Bundan dolayı; bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer organı işlemezse, o sosyal toplum felçlidir. " (Bakış Acısı)
- "Bazen söylenecek sözlerin çokluğu, insanı suskun yapıyordu." (Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı)
- "Sessizliği dinlemeye başladı, bedenini esir alan bunca acının çığlığına rağmen." (Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı)
- İnsanı canından bezdiren, hayatını karartan iki cihanda insanın yüz karasıdır; "fakirlik" ve "cahilik". Bu durum bir insanın başına gelebilecek en büyük kötülüktür. (Bakış Acısı)
- "Görmek istediğini bulamayınca insan, bakmasının da bir anlamı olmuyordu." (Düş Batımı)
- insan bazen kaçmak ister. Kendinden kaçmak... Hatta kendinden kaçıp, gölgesinde gizlenmek ister. Yaşadıklarını kaldıramaz hale gelir ve üzerine yüklenen yükün altında ezilir.. Ne kadar uzağa kaçsa da, insanın kaçacağı yer de gizleneceği yer de yine kendisine değil mi? Öyleyse kaçmak niye? Nereye giderse gitsin ne kadar uzağa giderse gitsin, yanında götürür her şeyini. Bir sırt çantası gibi, koskoca bir yaşanmışlığın yükünü taşır üzerinde. Uzaga gittikçe hafifliyor gibi zannetse de insan, bu bir yanılsamadır aslında. Yeni yerler, yeni yüzler, yeni yaşanmışlıklar soğuk bir damga gibi yapışan geçmişine dokunamazlar. Küçük bir gölgedir o an yaptıkları. Gölge bir süre kapatır üstünü. Lakin gölge kaybolduğunda gerçeğin ağırlığı tüm çıplaklığıyla çöküverir omuzlarına. Onca çabanın karşılığı yorgunluktur sadece... (Düş Batımı)
- "Sessizliği dinlemeye başladı, bedenini esir alan bunca acının çığlığına rağmen." (Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı)
- "Şu insanoğlu ne garip! Sevinir ağlar, üzülür ağlar, hasret çeker ağlar, kavuşur yine ağlar. Yüreğimizin sessiz çığlıklarıdır gözyaşlarımız. Kimi zaman kaçıp sığındığımız limanımız, kimi zaman yüreğimizi alabildiğince coşturduğumuz rahmet deryamızdır. Onlar, kelimeler duygularımızı anlatmakta kifayetsiz kaldığında çıkarlar ortaya..." (Düş Batımı)
- "Şiir bir söz söyleme sanatı olduğuna göre sözü etkili kılan şey ona yüklenen anlamdır." (Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı)
- Kadın , erkeğin gelincik çiçeğidir... (Bakış Acısı)
- “Kalk demeden kalkan avrat; tut demeden tutan evlat; deh demeden giden at, bağrıma hor gitti." (Düş Batımı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin